Son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul merkezli şiddet olayları… Yarın için şimdiden boşluk bırakıyoruz nasıl olsa bir haber düşer.
Eskiden bu cümleler haberlerin flaş girişiydi. Şimdi toplumun refleksi oldu. Nerede oldu? Yanlış soru. Nasıl bu hale geldik? demiyoruz artık, daha sessiz ama daha ürkütücü bir yerden bakıyoruz Sıradaki neresi?
Çünkü içten içe biliyoruz, bu bir istisna değil. Bu, yeni bir gerçeklik biçimi.
Çocuklar birbirine saldırıyor dediğimizde, sanki ortada bize yabancı bir nesil varmış gibi konuşuyoruz. Oysa o çocuklar bu toplumun dışında değil, tam merkezinde büyüdüler. Biz neyi büyüttüysek, onlar onu çoğalttı. Yıllardır şiddeti, korkuyu ve en tehlikelisi güçlü olan haklıdır fikrini görünmez biçimde besledik.
Akşam haberlerinde gerçek şiddet, dizilerde estetikleştirilmiş infaz sahneleri, sosyal medyada psikopat editleri… Bir noktadan sonra toplum şunu yapmaya başlıyor. Faili tartışmıyor, hikayeyi izliyor. Sonra dönüp çocuğa soruyor, neden böyle oldun? Oysa cevap çok uzaklarda değil, her akşam aynı ekranın içinde, aynı evin salonunda.
Rahatsız edici ama kaçınılmaz bir gerçek daha var. Biz çocuklara şiddet kötüdür demekle yetiniyoruz ama çevreleri onlara çok daha güçlü bir şey öğretiyor. Şiddet, doğru yerde kullanıldığında meşrudur. Dizide intikam haklıdır, oyunda kazanmak için yok etmek doğaldır, dijital dünyada duygusuzluk bir avantajdır. Gerçek hayatta aynı dil tekrar edildiğinde ise şaşırıyoruz. Oysa bu kadar yoğun bir şiddet dilinin içinde büyüyen bir çocuktan başka bir şey beklemek zaten gerçekçi değil.
Aileye baktığımızda tablo daha da sessiz. Çocuk odasında, kapı kapalı, anne-baba salonda, ekran açık. Aynı evin içinde farklı yalnızlıklar yaşanıyor. Wi-Fi şifresini verip sorumluluğu tamamladığını düşünen bir düzenin içinde, çocuğun zihninde neler olup bittiği çoğu zaman görülmez bile. Bu yüzden yaşananlar bir “anlık patlama” değil, uzun süre biriken ihmalin görünür hale gelmesi…
Bir de her olaydan sonra dolaşıma giren o kelime vardır: münferit. Kısa, rahatlatıcı, sorumluluk taşımayan bir kelime. Ama aynı tür olaylar tekrar ediyorsa, artık mesele münferit değil, bir yapıdır. Biz o yapıyı adlandırmaktan kaçındıkça, yüzleşmekten de uzaklaşıyoruz.
Sonuçta bu bir çocuk meselesi değil, bir toplum karakteri meselesidir. Biz neyi görünür kılıyorsak gelecek onu öğrenir. Ne yüceltiliyorsa çocuk onu taklit eder. Eğer bugün acımasızlığı, güç gösterisini ve öfkeyi normalleştiriyorsak, yarın bunun sonuçlarına şaşırma hakkımız da giderek azalır.
Belki de en zor kabul şudur, çocuklara baktığımızda aslında kendimizi görüyoruz. Sadece daha ham, daha filtresiz ve daha dürüst bir halimizi...
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Yasemin DÜZDAĞ
Görmezden gelinen gerçek
Son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul merkezli şiddet olayları… Yarın için şimdiden boşluk bırakıyoruz nasıl olsa bir haber düşer.
Eskiden bu cümleler haberlerin flaş girişiydi. Şimdi toplumun refleksi oldu. Nerede oldu? Yanlış soru. Nasıl bu hale geldik? demiyoruz artık, daha sessiz ama daha ürkütücü bir yerden bakıyoruz Sıradaki neresi?
Çünkü içten içe biliyoruz, bu bir istisna değil. Bu, yeni bir gerçeklik biçimi.
Çocuklar birbirine saldırıyor dediğimizde, sanki ortada bize yabancı bir nesil varmış gibi konuşuyoruz. Oysa o çocuklar bu toplumun dışında değil, tam merkezinde büyüdüler. Biz neyi büyüttüysek, onlar onu çoğalttı. Yıllardır şiddeti, korkuyu ve en tehlikelisi güçlü olan haklıdır fikrini görünmez biçimde besledik.
Akşam haberlerinde gerçek şiddet, dizilerde estetikleştirilmiş infaz sahneleri, sosyal medyada psikopat editleri… Bir noktadan sonra toplum şunu yapmaya başlıyor. Faili tartışmıyor, hikayeyi izliyor. Sonra dönüp çocuğa soruyor, neden böyle oldun? Oysa cevap çok uzaklarda değil, her akşam aynı ekranın içinde, aynı evin salonunda.
Rahatsız edici ama kaçınılmaz bir gerçek daha var. Biz çocuklara şiddet kötüdür demekle yetiniyoruz ama çevreleri onlara çok daha güçlü bir şey öğretiyor. Şiddet, doğru yerde kullanıldığında meşrudur. Dizide intikam haklıdır, oyunda kazanmak için yok etmek doğaldır, dijital dünyada duygusuzluk bir avantajdır. Gerçek hayatta aynı dil tekrar edildiğinde ise şaşırıyoruz. Oysa bu kadar yoğun bir şiddet dilinin içinde büyüyen bir çocuktan başka bir şey beklemek zaten gerçekçi değil.
Aileye baktığımızda tablo daha da sessiz. Çocuk odasında, kapı kapalı, anne-baba salonda, ekran açık. Aynı evin içinde farklı yalnızlıklar yaşanıyor. Wi-Fi şifresini verip sorumluluğu tamamladığını düşünen bir düzenin içinde, çocuğun zihninde neler olup bittiği çoğu zaman görülmez bile. Bu yüzden yaşananlar bir “anlık patlama” değil, uzun süre biriken ihmalin görünür hale gelmesi…
Bir de her olaydan sonra dolaşıma giren o kelime vardır: münferit. Kısa, rahatlatıcı, sorumluluk taşımayan bir kelime. Ama aynı tür olaylar tekrar ediyorsa, artık mesele münferit değil, bir yapıdır. Biz o yapıyı adlandırmaktan kaçındıkça, yüzleşmekten de uzaklaşıyoruz.
Sonuçta bu bir çocuk meselesi değil, bir toplum karakteri meselesidir. Biz neyi görünür kılıyorsak gelecek onu öğrenir. Ne yüceltiliyorsa çocuk onu taklit eder. Eğer bugün acımasızlığı, güç gösterisini ve öfkeyi normalleştiriyorsak, yarın bunun sonuçlarına şaşırma hakkımız da giderek azalır.
Belki de en zor kabul şudur, çocuklara baktığımızda aslında kendimizi görüyoruz. Sadece daha ham, daha filtresiz ve daha dürüst bir halimizi...