Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

23 Nisan yoklaması

Yazının Giriş Tarihi: 22.04.2026 17:56
Yazının Güncellenme Tarihi: 22.04.2026 17:56

Yarın 23 Nisan. Takvimde bayram yazıyor ama memlekette hissedilen şey bayram değil, daha çok bir yoklama. Sınıfın ortasında bir sessizlik, yoklama defterinde eksik isimler… Son saldırıda, öğrencilerine siper olan bir öğretmen… Ve hayatının daha başında, dünyayı tanımaya fırsat bulamadan koparılan çocuklar. Bu ülkede artık öğretmenler ders planı yaparken aynı anda “acil durum senaryosu” da düşünmek zorunda kalıyorsa, ortada pedagojik değil toplumsal bir kırılma var demektir.

Son yılların verilerine baktığımızda, Türkiye’de okul temelli şiddet olayları 2020 sonrası görünür biçimde arttı. 2021–2022 döneminde saldırı türü vakalarda yaklaşık %20 artış rapor edildi. Bununla beraber, öğretmene saldırı,bıçaklı öğrenci kavgaları,veli şiddeti ve giderek artan silahlı okul baskınları..

Eskiden münferit dediğimiz olaylar, artık inkar edilemeyecek bir tabloya dönüştü.

Ama daha çarpıcı olan başka bir veri var. Milli Eğitim araştırmalarına göre öğrencilerin %37’si, şiddetin en çok dijital ortamda yaşandığını söylüyor.

Yani şiddet artık sadece okul bahçesinde değil, çocuğun cebinde, ekranında, zihninde.

Kolay olanı söylemek, güvenlik önlemleri arttırılsın. Zor olanı söylemek, bu çocuklar neden bu noktaya geliyor?

Çünkü sorun sadece güvenlik değil. Sorun şu, aidiyet kaybı, yalnızlık ve değersizlik hissi, en tehlikelisi ise şiddetin normalleşmesi.

Artık çocuklar öfkeyi ifade etmiyor, öfke ile var oluyor.

Bir zamanlar eğitim ne demekti?

Cumhuriyetin ilk yıllarında eğitim bir “meslek” değil, bir memleket meselesiydi. Köy Enstitüleri bunun en somut örneğiydi. Öğrenci sadece öğrenmezdi, üretirdi, toprakla temas ederdi, hayatla bağ kurardı ve sorgulamayı öğrenirdi.

Eğitim formülü açıktı. Bilgiyle, üretimle, bilinçle oluşan bir insan.

Bugün eğitim ne?

Bugünse eğitim, sınav merkezli, ezbere dayalı, rekabet odaklı bir sistem üzerine kurulu ve iki kelimeye sıkışmış durumda “kazanmak” ve “yerleşmek”

Ama kimse sormuyor, Neye dönüşüyoruz? Çocuklar artık bilgiyle değil, puanla tanımlanıyor. Eskiden, eğitim insan yetiştirirdi. Bugün ise sistem öğrenci sıralıyor.

Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu bayramı çocuklara hediye ederken ve bir milletin geleceğini, eğitim sisteminin iskelesini kurarken onlara sadece bir tatil günü değil, aydınlık bir toplumun anahtarını bırakarak, “Bu ülkenin geleceği çocukların aklıyla şekillenecek” dedi.

Ama bugün o akıl, korku ile baskı ile yalnızlık ile giderek artan bir öfkeyle büyüyor.

Bugün bir çocuk okula giderken ailesi şunu düşünüyorsa, “Acaba başına bir şey gelir mi?” O ülkede sadece güvenlik değil, gelecek de zedelenmiştir.

Bu yazıyı bir bayram yazısı gibi bitirmek isterdim. Ama gerçekler buna izin vermiyor.

Çünkü artık mesele şu değil, kaç okul yaptık, kaç öğrenci okuyor ?

Mesele şu, o okullarda nasıl insanlar yetişiyor?

Ve belki de en acı gerçek

Biz çocuklara bir bayram bıraktık, ama onlar bize nasıl bir ülke bırakacak… Onu unuttuk.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.