Mutlu Çocuk Yetiştirme Baskısı: İyi Niyetle Yapılan En Büyük Yanlış
Yazının Giriş Tarihi: 10.01.2026 00:15
Yazının Güncellenme Tarihi: 10.01.2026 00:15
Son yıllarda çocuklarla ilgili en çok duyduğum cümle şu:
“Ben çocuğum mutlu olsun istiyorum.”
İyi niyetli. Hatta çok insani. Kim çocuğunun üzülmesini ister ki?
Ama tam da burada durup düşünmemiz gerekiyor. Çünkü “mutlu çocuk yetiştirme” arzusu, farkında olmadan çocuklara taşıyamayacakları bir yük yüklüyor.
Çocuklar mutlu olmak zorunda değiller.
Çocuklar her zaman iyi hissetmek zorunda hiç değiller.
Ama biz yetişkinler olarak sanki aksi bir anlaşma imzalamışız gibi davranıyoruz. Ağlayan çocuğu susturuyor, öfkelenen çocuğu bastırıyor, sıkılan çocuğu hemen oyalıyoruz. Bir duygunun gelmesine bile izin vermeden, onu hızla ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Çünkü çocuğun mutsuzluğu bize dokunuyor. Bizi rahatsız ediyor. Bizi yetersiz hissettiriyor.
Asıl mesele de burada başlıyor.
Çocuğun duygusuna değil, kendi kaygımıza müdahale ediyoruz.
Bir çocuk ağladığında hemen “Ağlama” diyoruz.
Üzüldüğünde “Boş ver” diyoruz.
Öfkelendiğinde “Abartıyorsun” diyoruz.
Sonra da büyüdüğünde duygularını ifade edemeyen, ne hissettiğini bilmeyen, en ufak hayal kırıklığında dağılan gençler görüyoruz. Ve şaşırıyoruz.
Oysa çocukluk dediğimiz şey, sadece mutlu anlardan ibaret bir dönem değildir. Çocukluk; beklemeyi öğrenmektir, hayal kırıklığıyla tanışmaktır, bazen dışlanmaktır, bazen kazanamamaktır. Bu duygular yaşanmadan güçlenme olmaz. Bastırılan her duygu, ileride daha sert bir şekilde geri döner.
Bugün çocuklarda sık gördüğümüz öfke patlamalarının, tahammülsüzlüğün, çabuk vazgeçmenin arkasında çoğu zaman şu gerçek yatıyor:
Bu çocuklar üzülmeyi hiç öğrenmediler.
Üzüntüyle baş etmeyi bilmeyen bir çocuk, en küçük engelde dağılır. Çünkü duygularla kalmayı deneyimlemedi. Hep bir yetişkin geldi ve o duyguyu onun yerine yok etti.
Bir de sosyal medyanın körüklediği başka bir baskı var. Sürekli gülen çocuklar, hep keyifli aileler, problemsiz anlar. Gerçek hayatta olmayan bir mutluluk standardı. Aileler de farkında olmadan kendilerini bu sahnelerle kıyaslıyor. Çocuk üzülünce “Bir yerde yanlış mı yapıyorum?” diye panikliyorlar.
Oysa yanlış olan, çocuğun üzülmesi değil.
Yanlış olan, üzüntüye tahammül edememek.
Çocukların tüm duygularına alan açtığımızda şunu görürüz:
Bir duygu gelir, yaşanır ve geçer.
Ama bastırılan duygu kalır, şekil değiştirir, davranış olur.
Ben ailelere hep şunu söylüyorum:
Çocuğunuz ağladığında onu susturmak zorunda değilsiniz.
Üzüldüğünde çözmek zorunda değilsiniz.
Bazen sadece yanında durmak yeterlidir.
“Üzgün olduğunu görüyorum.”
“Canın yanmış belli.”
“Şu an zorlanıyorsun.”
Bu cümleler çocuğu şımartmaz. Tam tersine, çocuğun iç dünyasını düzenler. Çünkü çocuk şunu öğrenir:
“Her duygum kabul edilebilir. Ben böyleyken de güvendeyim.”
Gerçek dayanıklılık tam da buradan doğar.
Sürekli mutlu edilerek büyüyen çocuk güçlü olmaz.
Anlaşılarak büyüyen çocuk güçlü olur.
Bugün çocukların duygusal dayanıklılığını konuşuyorsak, önce şu soruyu sormalıyız: Biz çocukların hangi duygularına izin veriyoruz? Hangilerini rahatsız edici bulup hemen ortadan kaldırmaya çalışıyoruz?
Mutlu çocuk yetiştirmek değil, duygularıyla baş edebilen çocuk yetiştirmek asıl hedeftir. Çünkü hayat sadece mutluluktan ibaret değil. Ve bunu en erken öğrenmesi gerekenler, çocuklardır.
Çocuklarımızın her an gülmesi gerekmiyor.
Ama her an güvende hissetmesi gerekiyor.
Bunu sağlayabildiğimizde, zaten mutluluk kendiliğinden geliyor. Zorla değil, bastırarak değil, sahne kurarak hiç değil. Gerçek, sakin ve sağlam bir yerden.
Ve belki de asıl cesaret, çocuğumuz üzülürken kaçmamakta yatıyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Türkan ÖZDEMİR
Mutlu Çocuk Yetiştirme Baskısı: İyi Niyetle Yapılan En Büyük Yanlış
Son yıllarda çocuklarla ilgili en çok duyduğum cümle şu:
“Ben çocuğum mutlu olsun istiyorum.”
İyi niyetli. Hatta çok insani. Kim çocuğunun üzülmesini ister ki?
Ama tam da burada durup düşünmemiz gerekiyor. Çünkü “mutlu çocuk yetiştirme” arzusu, farkında olmadan çocuklara taşıyamayacakları bir yük yüklüyor.
Çocuklar mutlu olmak zorunda değiller.
Çocuklar her zaman iyi hissetmek zorunda hiç değiller.
Ama biz yetişkinler olarak sanki aksi bir anlaşma imzalamışız gibi davranıyoruz. Ağlayan çocuğu susturuyor, öfkelenen çocuğu bastırıyor, sıkılan çocuğu hemen oyalıyoruz. Bir duygunun gelmesine bile izin vermeden, onu hızla ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Çünkü çocuğun mutsuzluğu bize dokunuyor. Bizi rahatsız ediyor. Bizi yetersiz hissettiriyor.
Asıl mesele de burada başlıyor.
Çocuğun duygusuna değil, kendi kaygımıza müdahale ediyoruz.
Bir çocuk ağladığında hemen “Ağlama” diyoruz.
Üzüldüğünde “Boş ver” diyoruz.
Öfkelendiğinde “Abartıyorsun” diyoruz.
Sonra da büyüdüğünde duygularını ifade edemeyen, ne hissettiğini bilmeyen, en ufak hayal kırıklığında dağılan gençler görüyoruz. Ve şaşırıyoruz.
Oysa çocukluk dediğimiz şey, sadece mutlu anlardan ibaret bir dönem değildir. Çocukluk; beklemeyi öğrenmektir, hayal kırıklığıyla tanışmaktır, bazen dışlanmaktır, bazen kazanamamaktır. Bu duygular yaşanmadan güçlenme olmaz. Bastırılan her duygu, ileride daha sert bir şekilde geri döner.
Bugün çocuklarda sık gördüğümüz öfke patlamalarının, tahammülsüzlüğün, çabuk vazgeçmenin arkasında çoğu zaman şu gerçek yatıyor:
Bu çocuklar üzülmeyi hiç öğrenmediler.
Üzüntüyle baş etmeyi bilmeyen bir çocuk, en küçük engelde dağılır. Çünkü duygularla kalmayı deneyimlemedi. Hep bir yetişkin geldi ve o duyguyu onun yerine yok etti.
Bir de sosyal medyanın körüklediği başka bir baskı var. Sürekli gülen çocuklar, hep keyifli aileler, problemsiz anlar. Gerçek hayatta olmayan bir mutluluk standardı. Aileler de farkında olmadan kendilerini bu sahnelerle kıyaslıyor. Çocuk üzülünce “Bir yerde yanlış mı yapıyorum?” diye panikliyorlar.
Oysa yanlış olan, çocuğun üzülmesi değil.
Yanlış olan, üzüntüye tahammül edememek.
Çocukların tüm duygularına alan açtığımızda şunu görürüz:
Bir duygu gelir, yaşanır ve geçer.
Ama bastırılan duygu kalır, şekil değiştirir, davranış olur.
Ben ailelere hep şunu söylüyorum:
Çocuğunuz ağladığında onu susturmak zorunda değilsiniz.
Üzüldüğünde çözmek zorunda değilsiniz.
Bazen sadece yanında durmak yeterlidir.
“Üzgün olduğunu görüyorum.”
“Canın yanmış belli.”
“Şu an zorlanıyorsun.”
Bu cümleler çocuğu şımartmaz. Tam tersine, çocuğun iç dünyasını düzenler. Çünkü çocuk şunu öğrenir:
“Her duygum kabul edilebilir. Ben böyleyken de güvendeyim.”
Gerçek dayanıklılık tam da buradan doğar.
Sürekli mutlu edilerek büyüyen çocuk güçlü olmaz.
Anlaşılarak büyüyen çocuk güçlü olur.
Bugün çocukların duygusal dayanıklılığını konuşuyorsak, önce şu soruyu sormalıyız: Biz çocukların hangi duygularına izin veriyoruz? Hangilerini rahatsız edici bulup hemen ortadan kaldırmaya çalışıyoruz?
Mutlu çocuk yetiştirmek değil, duygularıyla baş edebilen çocuk yetiştirmek asıl hedeftir. Çünkü hayat sadece mutluluktan ibaret değil. Ve bunu en erken öğrenmesi gerekenler, çocuklardır.
Çocuklarımızın her an gülmesi gerekmiyor.
Ama her an güvende hissetmesi gerekiyor.
Bunu sağlayabildiğimizde, zaten mutluluk kendiliğinden geliyor. Zorla değil, bastırarak değil, sahne kurarak hiç değil. Gerçek, sakin ve sağlam bir yerden.
Ve belki de asıl cesaret, çocuğumuz üzülürken kaçmamakta yatıyor.