Bazen henüz yaşanmamış olaylar için üzülür, gerçekleşmemiş ihtimaller için endişelenir, geleceğin belirsizliğini bugünün omuzlarına yükler.
Üstelik çoğu zaman bunun farkına bile varmaz.
Bir bakmışız yarının hesabını yaparken bugünün güzelliklerini kaçırmışız.
Bir bakmışız ortada henüz bir sorun yokken onlarca senaryo kurup kendi kendimizi yormuşuz.
Oysa hayat, düşündüğümüz kadar öngörülebilir değildir.
Tam da bu yüzden kaygı, insan olmanın doğal bir parçasıdır.
Önemli olan kaygının varlığı değil, onun hayatımızın direksiyonuna geçmesine izin verip vermediğimizdir.
7’DEN, 70’E ORTAK YÜKÜMÜZ ‘KAYGILAR’
Son yıllarda çevreme baktığımda bunun yalnızca bana ya da size özgü bir durum olmadığını görüyorum.
Çocuklar girecekleri sınavları düşüyor.
Gençler geleceklerini...
Anne, babalar çocuklarını…
Çalışanlar işlerini…
Emekliler ise yarınlarını…
Sanki herkes görünmeyen bir yük taşıyor.
Özellikle sevdiği birine erken veda edenler, ölümün soğuk yüzüyle bu duyguyu daha yoğun yaşıyorlar.
Belki de çağımızın en ortak duygularından biri kaygı.
Çünkü 7’den 70’e her yaşın kaygıları dönemsel olarak değişip, dönüşüyor.
Elbette kaygının tamamen kötü olduğunu söylemek mümkün değil.
Çünkü kaygı bazen bizi korur.
Tedbir almamızı sağlar.
Dikkat etmemiz gereken noktaları gösterir.
Ancak dozunu kaçırdığında yaşamın tadını elimizden almaya başlar.
BEKLERKEN GEÇEN HAYAT
İşte o noktada, yaşamak yerine sürekli beklemeye başlarız.
Daha mutlu olmak için...
Daha çok kazanmak için...
Her şeyin yoluna girmesi için...
Doğru zamanı bulmak için...
Fakat hayat beklerken geçer.
Geçmişe dönüp baktığımızda bizi günlerce düşündüren, geceleri uykusuz bırakan birçok olayın bugün hafızamızda bile yer etmediğini fark ederiz.
O günlerde dünyanın sonu gibi görünen meseleler, zamanın içinde küçülüp gitmiştir.
Bu durum kaygılarımızın anlamsız olduğu anlamına gelmez.
Sadece zihnimiz bazen olayların yaşanma ihtimalleri üzerine senaryolara bizi yönlendirir.
Belki de kendimize daha sık şu soruyu sormalıyız:
“Şu an yaşanma ihtimali olan bir şey için mi kendimi erteliyorum?”
Bu sorunun cevabı çoğu zaman içimizi biraz olsun rahatlatabilir.
Çünkü hayatın tamamını kontrol etmek mümkün değildir.
MUHTELİF İHTİMALLERDEN SONRA
Ne kadar plan yaparsak yapalım ne kadar hesap kitap yaparsak yapalım, bazı şeyler bizim müdahale alanımızın dışındadır.
İnsan bazen bunu kabul etmekte zorlanır.
Oysa kabullenmek vazgeçmek değildir.
Kabullenmek, enerjimizi değiştiremeyeceğimiz şeylere değil, değiştirebileceğimiz alanlara yönlendirebilmektir.
Belki de bugünlerde hepimizin ihtiyacı olan şey biraz durup kendimize daha anlayışlı davranmak.
Her sorunun cevabını bilmek zorunda değiliz.
Her şeyi bugünden çözmek zorunda değiliz.
Ve her zaman güçlü görünmek zorunda da değiliz.
Bazen elimizden gelenin en iyisini yapmak ve gerisini zamana bırakmak da bir güç göstergesidir.
Çünkü hayat, bütün belirsizliklerine rağmen devam ediyor.
Ve çoğu zaman en güzel gelişmeler, en çok kaygılandığımız dönemlerin ardından kapımızı çalıyor.
Çünkü hayat, korkularımız kadar değil; cesaret ettiğimiz kadar yaşanır.
Ve bazen insanın ihtiyacı olan şey, bütün cevapları bulmak değil, umudunu kaybetmeden yoluna devam edebilmektir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Tuğçe Can İÇÖZ
Yarını düşünürken bugünü ıskalamak
İnsan zihni ilginçtir.
Bazen henüz yaşanmamış olaylar için üzülür, gerçekleşmemiş ihtimaller için endişelenir, geleceğin belirsizliğini bugünün omuzlarına yükler.
Üstelik çoğu zaman bunun farkına bile varmaz.
Bir bakmışız yarının hesabını yaparken bugünün güzelliklerini kaçırmışız.
Bir bakmışız ortada henüz bir sorun yokken onlarca senaryo kurup kendi kendimizi yormuşuz.
Oysa hayat, düşündüğümüz kadar öngörülebilir değildir.
Tam da bu yüzden kaygı, insan olmanın doğal bir parçasıdır.
Önemli olan kaygının varlığı değil, onun hayatımızın direksiyonuna geçmesine izin verip vermediğimizdir.
7’DEN, 70’E ORTAK YÜKÜMÜZ ‘KAYGILAR’
Son yıllarda çevreme baktığımda bunun yalnızca bana ya da size özgü bir durum olmadığını görüyorum.
Çocuklar girecekleri sınavları düşüyor.
Gençler geleceklerini...
Anne, babalar çocuklarını…
Çalışanlar işlerini…
Emekliler ise yarınlarını…
Sanki herkes görünmeyen bir yük taşıyor.
Özellikle sevdiği birine erken veda edenler, ölümün soğuk yüzüyle bu duyguyu daha yoğun yaşıyorlar.
Belki de çağımızın en ortak duygularından biri kaygı.
Çünkü 7’den 70’e her yaşın kaygıları dönemsel olarak değişip, dönüşüyor.
Elbette kaygının tamamen kötü olduğunu söylemek mümkün değil.
Çünkü kaygı bazen bizi korur.
Tedbir almamızı sağlar.
Dikkat etmemiz gereken noktaları gösterir.
Ancak dozunu kaçırdığında yaşamın tadını elimizden almaya başlar.
BEKLERKEN GEÇEN HAYAT
İşte o noktada, yaşamak yerine sürekli beklemeye başlarız.
Daha mutlu olmak için...
Daha çok kazanmak için...
Her şeyin yoluna girmesi için...
Doğru zamanı bulmak için...
Fakat hayat beklerken geçer.
Geçmişe dönüp baktığımızda bizi günlerce düşündüren, geceleri uykusuz bırakan birçok olayın bugün hafızamızda bile yer etmediğini fark ederiz.
O günlerde dünyanın sonu gibi görünen meseleler, zamanın içinde küçülüp gitmiştir.
Bu durum kaygılarımızın anlamsız olduğu anlamına gelmez.
Sadece zihnimiz bazen olayların yaşanma ihtimalleri üzerine senaryolara bizi yönlendirir.
Belki de kendimize daha sık şu soruyu sormalıyız:
“Şu an yaşanma ihtimali olan bir şey için mi kendimi erteliyorum?”
Bu sorunun cevabı çoğu zaman içimizi biraz olsun rahatlatabilir.
Çünkü hayatın tamamını kontrol etmek mümkün değildir.
MUHTELİF İHTİMALLERDEN SONRA
Ne kadar plan yaparsak yapalım ne kadar hesap kitap yaparsak yapalım, bazı şeyler bizim müdahale alanımızın dışındadır.
İnsan bazen bunu kabul etmekte zorlanır.
Oysa kabullenmek vazgeçmek değildir.
Kabullenmek, enerjimizi değiştiremeyeceğimiz şeylere değil, değiştirebileceğimiz alanlara yönlendirebilmektir.
Belki de bugünlerde hepimizin ihtiyacı olan şey biraz durup kendimize daha anlayışlı davranmak.
Her sorunun cevabını bilmek zorunda değiliz.
Her şeyi bugünden çözmek zorunda değiliz.
Ve her zaman güçlü görünmek zorunda da değiliz.
Bazen elimizden gelenin en iyisini yapmak ve gerisini zamana bırakmak da bir güç göstergesidir.
Çünkü hayat, bütün belirsizliklerine rağmen devam ediyor.
Ve çoğu zaman en güzel gelişmeler, en çok kaygılandığımız dönemlerin ardından kapımızı çalıyor.
Çünkü hayat, korkularımız kadar değil; cesaret ettiğimiz kadar yaşanır.
Ve bazen insanın ihtiyacı olan şey, bütün cevapları bulmak değil, umudunu kaybetmeden yoluna devam edebilmektir.