Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

TUĞÇE’YLE HAYATA DAİR

Yazının Giriş Tarihi: 31.05.2026 00:20
Yazının Güncellenme Tarihi: 31.05.2026 00:20

BAZEN AĞRIYAN BEDEN DEĞİL, TAŞINAN YÜKTÜR

Başımız ağrıyor...

Boynumuz tutuluyor...

Omuzlarımız taş gibi oluyor...

Midemiz bulanıyor, kalbimiz sıkışıyor, geceleri uykumuz bölünüyor.

İlk yaptığımız şey ise çoğu zaman aynı oluyor: Bir doktora gidiyoruz, tahliller yaptırıyoruz, sonuçları bekliyoruz.

Elbette ağrılar ve fiziksel şikâyetler mutlaka ciddiye alınmalıdır. Her belirti önce tıbbi açıdan değerlendirilmelidir. Ancak bazen bütün sonuçlar normal çıkar, doktorlar ciddi bir sorun görmez ve insan yine de kendini iyi hissetmez.

İşte tam da o noktada insanın aklına şu soru geliyor:

"Acaba canımın yandığı yer bedenim değil de ruhum olabilir mi?"

Eskiden büyüklerimiz "İçine atma, hasta olursun" derdi.

Belki bilimsel bir açıklama yapmıyorlardı ama hayat tecrübeleriyle önemli bir gerçeği anlatıyorlardı.

İNSAN SADECE ETTEN KEMİKTEN VE ORGANDAN OLUŞMUYOR!

Çünkü insan sadece etten, kemikten ve organlardan oluşmuyor.

Yaşadığı hayal kırıklıkları, kaygıları, korkuları, bastırdığı öfkeleri ve söyleyemediği cümleleri de taşıyor.

Üstelik çoğu zaman bunları fark etmeden taşıyor.

Modern hayatın bize öğrettiği en tehlikeli şeylerden biri de sürekli güçlü görünmeye çalışmak oldu.

Üzülüyoruz ama gülüyoruz.

Kırılıyoruz ama belli etmiyoruz.

Yoruluyoruz ama "iyiyim" diyoruz.

Canımız yanıyor ama "geçer" diye geçiştiriyoruz.

Sonra gün geliyor, zihnimizin susturduğu ne varsa bedenimiz anlatmaya başlıyor.

Boyunda bir sertlik...

Omuzlarda bir ağırlık...

Midede bir düğüm...

Göğüste tarif edilemeyen bir sıkışma...

Sanki ruhun taşıyamadığı yük, bedenin üzerine bırakılıyor.

Bir dönem çevremde sürekli migren atakları yaşayan bir kadın vardı. Defalarca doktora gitti, farklı tedaviler denedi. Elbette tıbbi desteğini aldı ama zamanla şunu fark etti; ağrılarının en yoğun olduğu dönemler, hayatında en fazla sorumluluk taşıdığı dönemlermiş.

Ev, çocuk, iş, aile, ekonomik kaygılar...

Herkes ondan bir şey bekliyordu ama kimse ona "Sen nasılsın?" diye sormuyordu.

Aslında bugün birçok insanın hikâyesi biraz buna benziyor.

BAZI YARALAR GÖZLE GÖRÜNMEZ…

Ve yıllarca ertelenen yorgunluk bir gün bedenin kapısını çalıyor.

Bazen sırtımızı ağrıtan şey yanlış yatak değildir.

Taşıdığımız sorumluluklardır.

Bazen midemizi bozan şey yediğimiz yemek değildir.

İçimize attığımız sözlerdir.

Bazen kalbimizi hızlandıran şey merdiven çıkmak değildir.

Bitmeyen kaygılarımızdır.

Ne yazık ki ruhsal yorgunluğu hâlâ fiziksel yorgunluk kadar önemsemiyoruz.

Ayağı kırılan birine dinlenmesini söylüyoruz.

Ama ruhu yorulan birine "Biraz kafana takma" diyoruz.

Sanki insan zihni bir düğmeyle kapanabiliyormuş gibi...

Oysa bazı yaralar görünmez.

Ve görünmediği için yok sayılmaz.

Tam tersine, bazen en çok onlar can yakar.

Bu yüzden kendimize şu soruyu sormayı öğrenmeliyiz:

"Son zamanlarda gerçekten nasılım?"

Sadece fiziksel olarak değil...

Ruhsal olarak da...

Ne zamandır dinlenmedim?

Ne zamandır içimden geldiği gibi ağlamadım?

Ne zamandır sadece kendim için bir şey yapmadım?

Belki de bazı ağrılar bize durmamız gerektiğini söylüyordur.

Belki bedenimiz, bizim duymadığımız bir sesi duyurmaya çalışıyordur.

İNSAN SÜREKLİ GÜÇLÜ OLMAK ZORUNDA DEĞİLDİR!

Çünkü insan makine değildir.

Sürekli güçlü olmak zorunda değildir.

Sürekli dayanmak zorunda değildir.

Bazen yorulmak da insana aittir.

Bazen yardım istemek de...

Bazen "Bugün iyi değilim" diyebilmek de...

Kendimizi ihmal ettiğimizde ilk itiraz eden çoğu zaman ruhumuzdur.

Ruhumuzun sesi duyulmayınca sözü beden alır.

Ve bazen bir boyun ağrısı, bir mide sancısı ya da geçmeyen bir yorgunluk yalnızca fiziksel bir belirti değildir.

Bazen hayatın koşuşturması içinde unuttuğumuz kendimizin sessizce attığı bir çığlıktır.

Belki de bu yüzden, bedenimizi dinlediğimiz kadar ruhumuzu da dinlemeyi öğrenmeliyiz.

Çünkü insan sadece nefes alarak yaşamaz.

Kendini duyarak, hissederek ve zaman zaman yüklerini bırakmayı başararak yaşar.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.