Her insan kendi hayatının merkez noktasıdır ve eylemleri; düşünce biçiminin, kendisi ve çevresi hakkındaki düşünme biçiminin birer sonucudur. Öyle ya; eylem düşünceye, düşünce eyleme tabidir...
Örneğin; kaliteli yönetimi olan, adaletli, huzurlu ve herkes için eşitliğin söz konusu olduğu bir ülke istiyor isek "kendi hayatında değişiklik yapmak için kılını kıpırdatmayan bireylerden oluşan bir toplumun akibeti, ne kadar güzel olabilir?" sorusuna odaklanmak gerekir.
Kişilerin " azimli birey ya da kararlarını uzun soluklu bir istikrarla uygulayabilen birey" olabilmesinin önündeki psikolojik ve toplumsal engelleri irdelemek bu anlamda bize çözüm yollarını işaret edecektir.
İşte bu nokta da dillerimize pelesenk olmuş ve çoğu zaman hafife aldığımız "iyi eğitim ve koruyucu ruh sağlığı ile desteklenmiş sağlıklı aile ortamları" bir kez daha gündeme geliyor.
Kişinin, kişiliğinin atıldığı temellere yani...
Zira bu kişilerden toplumlar oluşuyor ve birbirine temas etmeye dahası yeni kültürler, yeni toplumsal normlar oluşturmaya başlıyorlar. Ve bu otaya çıkan normların şekli ise bir toplumun yönetim kalitesinden tutun da, eğitimine, adalet sistemine, geleceğine dair tüm yaşantısına sirayet ediyor.
Sonra "yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan" hikayesine dönüşüyor.
İşte "umusuzlukların" kaynağını oluşturan hasta temelin adresi burada saklı. Sorun belli ve çözümü imkansız değil. Belki biraz zaman alacak ama sağlıklı bir toplum için çözüm bu denli gözler önünde dururken, harekete geçilmemesi de bana en büyük samimiyetsizlikmiş gibi geliyor...
Milli Eğitim ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına çok iş düşüyor. İçinde bulunduğumuz çağı ve bu çağın yeni çocuklarını tanımak, toplumun ihtiyaçlarını saptamak ve bu ihtiyaçlar doğrultusunda yeni bir şeyler söylemek, yeni planlar oluşturmak gerekir...
Aksi halde yön verilmemiş su, kontrolsüz sellere ve taşkınlıklara neden olabilir...
Esareti olduğu umutsuzluklarının altında ezilerek yok olup gidebilir...
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özlem DOĞAN
UMUTSUZLUKLARIMIZ ESARETİMİZ!
Her insan kendi hayatının merkez noktasıdır ve eylemleri; düşünce biçiminin, kendisi ve çevresi hakkındaki düşünme biçiminin birer sonucudur. Öyle ya; eylem düşünceye, düşünce eyleme tabidir...
Örneğin; kaliteli yönetimi olan, adaletli, huzurlu ve herkes için eşitliğin söz konusu olduğu bir ülke istiyor isek "kendi hayatında değişiklik yapmak için kılını kıpırdatmayan bireylerden oluşan bir toplumun akibeti, ne kadar güzel olabilir?" sorusuna odaklanmak gerekir.
Kişilerin " azimli birey ya da kararlarını uzun soluklu bir istikrarla uygulayabilen birey" olabilmesinin önündeki psikolojik ve toplumsal engelleri irdelemek bu anlamda bize çözüm yollarını işaret edecektir.
İşte bu nokta da dillerimize pelesenk olmuş ve çoğu zaman hafife aldığımız "iyi eğitim ve koruyucu ruh sağlığı ile desteklenmiş sağlıklı aile ortamları" bir kez daha gündeme geliyor.
Kişinin, kişiliğinin atıldığı temellere yani...
Zira bu kişilerden toplumlar oluşuyor ve birbirine temas etmeye dahası yeni kültürler, yeni toplumsal normlar oluşturmaya başlıyorlar. Ve bu otaya çıkan normların şekli ise bir toplumun yönetim kalitesinden tutun da, eğitimine, adalet sistemine, geleceğine dair tüm yaşantısına sirayet ediyor.
Sonra "yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan" hikayesine dönüşüyor.
İşte "umusuzlukların" kaynağını oluşturan hasta temelin adresi burada saklı. Sorun belli ve çözümü imkansız değil. Belki biraz zaman alacak ama sağlıklı bir toplum için çözüm bu denli gözler önünde dururken, harekete geçilmemesi de bana en büyük samimiyetsizlikmiş gibi geliyor...
Milli Eğitim ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına çok iş düşüyor. İçinde bulunduğumuz çağı ve bu çağın yeni çocuklarını tanımak, toplumun ihtiyaçlarını saptamak ve bu ihtiyaçlar doğrultusunda yeni bir şeyler söylemek, yeni planlar oluşturmak gerekir...
Aksi halde yön verilmemiş su, kontrolsüz sellere ve taşkınlıklara neden olabilir...
Esareti olduğu umutsuzluklarının altında ezilerek yok olup gidebilir...