Hayatımıza okul saldırıları sonrasında hızla giren “Yüksek Güvenlik” terimi aslında hayatlarımızın ne kadar güvenli olup olmadığını sorgulamamız açısından önemli bir gündem başlığı oluşturdu.
Peki, güvenlik ne kadar yüksek olursa güvende oluruz? Veyahut bir diğer soru başlığı altında “yüksek güvenlik, güvensizlik oluşturur mu?” hususunu hiç değerlendirdiniz mi?
***
Bugün sizlerle paylaştığım konu başlığı aslında sadece “sivil güvenlik” açısından değil, kamu güvenliği açısından da önemli bir husus değerli okurlarım. Bir dönem dizi filmlere konu olan “Kamu Güvenliği” ve “Kamu Güvenliği Teşkilatı” günümüze ışık tutan kavramlar olarak karşımıza çıkıyor. “Kamusal Alan” tartışmalarını çok fazla yaşayan Türkiye’nin “kamu”, “güvenlik” ve “dijitalleşme” gibi konu başlıklarını yeniden gündemine aldığı bir dönemde okullar başta olmak üzere hayatın tüm alanlarının ve sosyal yaşam alanlarının kameralar, mobeseler, insansız hava araçları, dijital ortam dinleme ve gözlem ile takip altında tutulması yani yüksek güvenlik uygulamaları aslında toplumunda kontrol altında tutulması değil midir? Peki, durum böyle olunca biz nasıl “özgürlük” kavramının gücüne inanacağız ve nasıl “özgür yaşam” hakkımız var diyeceğiz…
***
Güvensizlik ticareti olumsuz etkiliyor!
Finansal yönetimin varlık sebebi olan “ticaret”, “üretim”, “alışveriş” ve “satın alma” kavramları toplumda oluşan “güvensizlik” nedeniyle zarar görmüş durumda. Ülkenin “güvensiz” olduğuna dair ortaya çıkan olaylar, haberler, sosyal medya paylaşımları ve üst düzey kamu görevlilerine kadar uzanan temiz eller operasyonlarının sonucunda vatandaş kime güveneceğini şaşırmış durumda.
***
Türkiye gibi “bölgesel güç” olduğunu kanıtlayan ve tüm unsurları ile “küresel güç” çıkışı yapan bir ülkenin turizm sezonunun başladığı bir dönemde yurt içi ve dışı gerçekleştirdiği dev operasyonların ticareti, finansmanı, alışverişi, satın alma ve üretimi olumsuz etkilediğini her geçen gün kötüye giden olumsuz ekonomiden okumamız mümkün.
***
Uzun dönemdir süregelen “yüksek güvenlik” uygulamalarının sadece asayiş, terörle mücadele, narkotik, sahil güvenlik ve suç ile mücadele süreçlerini kapsamadığı aynı zamanda “Ulusal Güvenlik” hassasiyeti ile sürdürüldüğü bir dönemde “olumsuz ekonomi”, “kamu güvenliği” açısından en büyük tehdit olarak karşımıza çıkmaktadır. Kamu çalışanlarının aldıkları ücret ile geçinemiyor olmaları, tek bir kamu bankası üzerinden yürütülen promosyon ve maaş çalışmalarının kamu çalışanlarının finansal özgürlüğünü tehdit ettiği bir ülkede hükümetin olası seçimlerden yeniden iktidar olarak çıkmasını beklemesi de hata değil midir?
İşte tüm bu bahse konu hususlar ışığında “yüksek güvenlik” kavramını ve finansal özgürlükler ile olumsuz ekonomiyi ve kamu bürokrasisini yeniden masaya yatırmamız gerektiğini hatırlatarak herkese huzurlu bir gün diliyorum.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ömer KÜÇÜKKAYA
Yüksek güvenlik! Güvensizlik mi?
Hayatımıza okul saldırıları sonrasında hızla giren “Yüksek Güvenlik” terimi aslında hayatlarımızın ne kadar güvenli olup olmadığını sorgulamamız açısından önemli bir gündem başlığı oluşturdu.
Peki, güvenlik ne kadar yüksek olursa güvende oluruz? Veyahut bir diğer soru başlığı altında “yüksek güvenlik, güvensizlik oluşturur mu?” hususunu hiç değerlendirdiniz mi?
***
Bugün sizlerle paylaştığım konu başlığı aslında sadece “sivil güvenlik” açısından değil, kamu güvenliği açısından da önemli bir husus değerli okurlarım. Bir dönem dizi filmlere konu olan “Kamu Güvenliği” ve “Kamu Güvenliği Teşkilatı” günümüze ışık tutan kavramlar olarak karşımıza çıkıyor. “Kamusal Alan” tartışmalarını çok fazla yaşayan Türkiye’nin “kamu”, “güvenlik” ve “dijitalleşme” gibi konu başlıklarını yeniden gündemine aldığı bir dönemde okullar başta olmak üzere hayatın tüm alanlarının ve sosyal yaşam alanlarının kameralar, mobeseler, insansız hava araçları, dijital ortam dinleme ve gözlem ile takip altında tutulması yani yüksek güvenlik uygulamaları aslında toplumunda kontrol altında tutulması değil midir? Peki, durum böyle olunca biz nasıl “özgürlük” kavramının gücüne inanacağız ve nasıl “özgür yaşam” hakkımız var diyeceğiz…
***
Güvensizlik ticareti olumsuz etkiliyor!
Finansal yönetimin varlık sebebi olan “ticaret”, “üretim”, “alışveriş” ve “satın alma” kavramları toplumda oluşan “güvensizlik” nedeniyle zarar görmüş durumda. Ülkenin “güvensiz” olduğuna dair ortaya çıkan olaylar, haberler, sosyal medya paylaşımları ve üst düzey kamu görevlilerine kadar uzanan temiz eller operasyonlarının sonucunda vatandaş kime güveneceğini şaşırmış durumda.
***
Türkiye gibi “bölgesel güç” olduğunu kanıtlayan ve tüm unsurları ile “küresel güç” çıkışı yapan bir ülkenin turizm sezonunun başladığı bir dönemde yurt içi ve dışı gerçekleştirdiği dev operasyonların ticareti, finansmanı, alışverişi, satın alma ve üretimi olumsuz etkilediğini her geçen gün kötüye giden olumsuz ekonomiden okumamız mümkün.
***
Uzun dönemdir süregelen “yüksek güvenlik” uygulamalarının sadece asayiş, terörle mücadele, narkotik, sahil güvenlik ve suç ile mücadele süreçlerini kapsamadığı aynı zamanda “Ulusal Güvenlik” hassasiyeti ile sürdürüldüğü bir dönemde “olumsuz ekonomi”, “kamu güvenliği” açısından en büyük tehdit olarak karşımıza çıkmaktadır. Kamu çalışanlarının aldıkları ücret ile geçinemiyor olmaları, tek bir kamu bankası üzerinden yürütülen promosyon ve maaş çalışmalarının kamu çalışanlarının finansal özgürlüğünü tehdit ettiği bir ülkede hükümetin olası seçimlerden yeniden iktidar olarak çıkmasını beklemesi de hata değil midir?
İşte tüm bu bahse konu hususlar ışığında “yüksek güvenlik” kavramını ve finansal özgürlükler ile olumsuz ekonomiyi ve kamu bürokrasisini yeniden masaya yatırmamız gerektiğini hatırlatarak herkese huzurlu bir gün diliyorum.