Son dönemde vatandaşların en fazla şikayet ettiği konulardan biri de fiyatların yüksek olmasına rağmen aldıkları ürün ve hizmetlerin düşük kalitede olması ile alakalı diyebiliriz. Ve bizde bugünkü yazımızda esnafın, iş dünyasının olduğu kadar siyasetin ve bürokrasinin de değerlendirmesini yaptığımız bir yazı ile size merhaba demeyi uygun bulduk. Vatandaşın ücretini ödediği ürün ve hizmetlerin sadece ticaret veyahut sanayi ile alakalı olmadığının farkında olması gerekenler olduğunu hatırlatmakta toplumsal bir fayda olduğunu düşünüyorum.
Vatandaşlar her alışverişlerinde ödedikleri Katma Değer Vergisinde, her gelirlerinden ödedikleri Gelir Vergisinde, Motorlu Araç aldığında Motorlu Araçlar Vergisi, Emlak, İntikal, Veraset, Stopaj, Çevre Temizlik Vergisi derken aldığı birçok ürün ve hizmet için Vergi öderler. Peki, bu vergiler vatandaşa nasıl dönüyor? Devlet aldığı bu vergileri sadece yol, su ve elektrik olarak mı sunuyor vatandaşa? Elbette hayır…
Devlet, vatandaşlarından aldığı vergiler ile öncelikle hizmeti ve ürünü üretecek İdari Amirlerini, personellerini göreve alırken akabinde hizmet ve ürünü üretecek ekipmanları, cihazları, araçları alırken aynı zamanda hizmet ve ürün sunumu için binalar, yollar, barajlar, fabrikalar inşa eder. Elbette tüm bunları korumak için ordu kurar ve onu en yeterlikli silahlar ile güçlendirir. Asker, Polis ve daha birçok kamu çalışanı ama işçi ama memur ama amir mutlaka Devleti ayakta tutmak, Vatandaşı yaşatmak için yeri geldiğinde hiç çekinmeden can verir. Biz, Aziz Şehitlerimiz ve Gazilerimizin ödedikleri bu kutsal bedel için onlar ile ailelerine ömür boyu minnettar kalırız, kalmaya devam edeceğiz.
Şeyh Edebali'nin “İnsanı yaşat ki, Devlet yaşasın” sözü günümüzde “Devleti yaşat ki, Millet yaşasın” formatına dönüştürülmüş bir Türk Devlet geleneği ve ilkesi halini almıştır.
Şimdi tam buradan yola çıkarak sizleri bizler ile bizleri sizler ile buluşturacağım. Sizler ve bizler kim miyiz? Elbette vergi öderken vatandaş, hizmeti alırken yurttaş, Vatana sahip çıkarken Milletiz. Ama birden hizmeti sunanlar var. Onlarda her daim vatandaş olsalar bile üzerlerindeki yetkiler ve vergiler ile ödenen maaşlarından ötürü önce devlete karşı akabinde vatandaşa yani millete karşı sorumludurlar…
Üst düzey bürokratların hükümete yönelik “maaşlarımız yetmiyor ek ödeme olarak 30 Bin TL verin” sessiz çıkışı bir Milletvekilinin “Milletvekili Maaşı yetmiyor. Geçinemiyoruz”çıkışı ile toplumsal bir sorgulamaya dönüştü! Kısacası Millet, vergileri ile maaş alanları siyasi ve bürokratik yetkili diye ayırmadan sorumlulukları ile aldığı hizmetlerin kalitesi ve ürün ile hizmete ödenen bedeller niteliğinde değerlendirmeye aldı. Aynı zamanda Millet şunu sorgulamaya başladı; “Yetkiyi elinde tutanlar aldıkları Maaşı ne kadar hak ediyor?” İşte ülkenin geldiği son durum budur değerli vatandaşlar…
Milletvekili kavramının “Milletin Vekili” noktasından “Siyasi Partinin Vekili” noktasına dönüştüğü iddiaları uzun zamandır toplumsal bir tartışma konusu diyebiliriz. İşte bu sebeple bir dönem bazı siyasi partilerin liderleri de “Türkiye Milletvekilliği” kavramını ortaya atmışlardı.
Vali, Vali Yardımcıları, Kaymakamlar diyerek yerelde süregelen bilindik bürokratik makamlar arasında Belediye Başkanı, Daire Başkanı, Genel Sekreter, Müdür, Özel Kalem Müdürü ve Muhtar gibi bir silsile olduğunu hatırlatmakta fayda görüyorum. Sonuç itibariyle vatandaş “kamu” olarak adlandırılırken, yetkiyi elinde bulunduranlarda makam ve mevkisi farketmeksizin “Kamu Görevlisi” olarak nitelendirilir. Ve yaptıkları işe “Kamu Görevi” veya “Kamu Hizmeti” denir…
Cumhurbaşkanı başta olmak üzere Ankara'dan Anadolu'ya hatta Büyükelçiler üzerinden yurtdışına varıncaya kadar yüzbinlerce insanın “Kamu Görevlisi” adı altında maaş aldığı Türkiye'de neden kamu zarar ediyor? Ve kamu dediğimiz kavramı oluşturan vatandaşlar; aldıkları ama emekli ama asgari ama memur veya işçi maaşı ile geçinemez iken, Kamu Görevlileri üst düzey imkanlar ile donatılmış vaziyette üst düzey maaşlar ile görevlerini yürütüyor? Türkiye bu hizmet sunucuları neden yüksek maliyetler ile istihdam ederken vatandaşa ulaşan hizmetin kalitesi ödenen bedellere nispeten çok düşük? Vatandaşının ödediği vergiler ile geçinen bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti algısı oluşturan mevcut ekonomi yönetimi ve siyasiler ile bürokratlar neden bu algıyı değiştirmek için bir şeyleri değiştirmiyor? Yani vatandaş neden yüksek fiyat ile düşük hizmet alıyor veya almak için yıllarca bekliyor?
Kıymetli okurlarım, geçen gün ifade ettiğim üzere hep birlikte batıyoruz. Ve hep birlikte, elele yürek yüreğe, omuz omuza ve fikir alışverişinde bulunarak bu çöküşü durdurabiliriz. Sonuç itibariyle bizler, Türkiye’den başka gidecek hiçbir yeri olmayanlar değil, Türkiye’den başka hiçbir yere gitmeyecek olanlarız…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ömer KÜÇÜKKAYA
Yüksek Fiyat, Düşük Hizmet…
Son dönemde vatandaşların en fazla şikayet ettiği konulardan biri de fiyatların yüksek olmasına rağmen aldıkları ürün ve hizmetlerin düşük kalitede olması ile alakalı diyebiliriz. Ve bizde bugünkü yazımızda esnafın, iş dünyasının olduğu kadar siyasetin ve bürokrasinin de değerlendirmesini yaptığımız bir yazı ile size merhaba demeyi uygun bulduk. Vatandaşın ücretini ödediği ürün ve hizmetlerin sadece ticaret veyahut sanayi ile alakalı olmadığının farkında olması gerekenler olduğunu hatırlatmakta toplumsal bir fayda olduğunu düşünüyorum.
Vatandaşlar her alışverişlerinde ödedikleri Katma Değer Vergisinde, her gelirlerinden ödedikleri Gelir Vergisinde, Motorlu Araç aldığında Motorlu Araçlar Vergisi, Emlak, İntikal, Veraset, Stopaj, Çevre Temizlik Vergisi derken aldığı birçok ürün ve hizmet için Vergi öderler. Peki, bu vergiler vatandaşa nasıl dönüyor? Devlet aldığı bu vergileri sadece yol, su ve elektrik olarak mı sunuyor vatandaşa? Elbette hayır…
Devlet, vatandaşlarından aldığı vergiler ile öncelikle hizmeti ve ürünü üretecek İdari Amirlerini, personellerini göreve alırken akabinde hizmet ve ürünü üretecek ekipmanları, cihazları, araçları alırken aynı zamanda hizmet ve ürün sunumu için binalar, yollar, barajlar, fabrikalar inşa eder. Elbette tüm bunları korumak için ordu kurar ve onu en yeterlikli silahlar ile güçlendirir. Asker, Polis ve daha birçok kamu çalışanı ama işçi ama memur ama amir mutlaka Devleti ayakta tutmak, Vatandaşı yaşatmak için yeri geldiğinde hiç çekinmeden can verir. Biz, Aziz Şehitlerimiz ve Gazilerimizin ödedikleri bu kutsal bedel için onlar ile ailelerine ömür boyu minnettar kalırız, kalmaya devam edeceğiz.
Şeyh Edebali'nin “İnsanı yaşat ki, Devlet yaşasın” sözü günümüzde “Devleti yaşat ki, Millet yaşasın” formatına dönüştürülmüş bir Türk Devlet geleneği ve ilkesi halini almıştır.
Şimdi tam buradan yola çıkarak sizleri bizler ile bizleri sizler ile buluşturacağım. Sizler ve bizler kim miyiz? Elbette vergi öderken vatandaş, hizmeti alırken yurttaş, Vatana sahip çıkarken Milletiz. Ama birden hizmeti sunanlar var. Onlarda her daim vatandaş olsalar bile üzerlerindeki yetkiler ve vergiler ile ödenen maaşlarından ötürü önce devlete karşı akabinde vatandaşa yani millete karşı sorumludurlar…
Üst düzey bürokratların hükümete yönelik “maaşlarımız yetmiyor ek ödeme olarak 30 Bin TL verin” sessiz çıkışı bir Milletvekilinin “Milletvekili Maaşı yetmiyor. Geçinemiyoruz”çıkışı ile toplumsal bir sorgulamaya dönüştü! Kısacası Millet, vergileri ile maaş alanları siyasi ve bürokratik yetkili diye ayırmadan sorumlulukları ile aldığı hizmetlerin kalitesi ve ürün ile hizmete ödenen bedeller niteliğinde değerlendirmeye aldı. Aynı zamanda Millet şunu sorgulamaya başladı; “Yetkiyi elinde tutanlar aldıkları Maaşı ne kadar hak ediyor?” İşte ülkenin geldiği son durum budur değerli vatandaşlar…
Milletvekili kavramının “Milletin Vekili” noktasından “Siyasi Partinin Vekili” noktasına dönüştüğü iddiaları uzun zamandır toplumsal bir tartışma konusu diyebiliriz. İşte bu sebeple bir dönem bazı siyasi partilerin liderleri de “Türkiye Milletvekilliği” kavramını ortaya atmışlardı.
Vali, Vali Yardımcıları, Kaymakamlar diyerek yerelde süregelen bilindik bürokratik makamlar arasında Belediye Başkanı, Daire Başkanı, Genel Sekreter, Müdür, Özel Kalem Müdürü ve Muhtar gibi bir silsile olduğunu hatırlatmakta fayda görüyorum. Sonuç itibariyle vatandaş “kamu” olarak adlandırılırken, yetkiyi elinde bulunduranlarda makam ve mevkisi farketmeksizin “Kamu Görevlisi” olarak nitelendirilir. Ve yaptıkları işe “Kamu Görevi” veya “Kamu Hizmeti” denir…
Cumhurbaşkanı başta olmak üzere Ankara'dan Anadolu'ya hatta Büyükelçiler üzerinden yurtdışına varıncaya kadar yüzbinlerce insanın “Kamu Görevlisi” adı altında maaş aldığı Türkiye'de neden kamu zarar ediyor? Ve kamu dediğimiz kavramı oluşturan vatandaşlar; aldıkları ama emekli ama asgari ama memur veya işçi maaşı ile geçinemez iken, Kamu Görevlileri üst düzey imkanlar ile donatılmış vaziyette üst düzey maaşlar ile görevlerini yürütüyor? Türkiye bu hizmet sunucuları neden yüksek maliyetler ile istihdam ederken vatandaşa ulaşan hizmetin kalitesi ödenen bedellere nispeten çok düşük? Vatandaşının ödediği vergiler ile geçinen bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti algısı oluşturan mevcut ekonomi yönetimi ve siyasiler ile bürokratlar neden bu algıyı değiştirmek için bir şeyleri değiştirmiyor? Yani vatandaş neden yüksek fiyat ile düşük hizmet alıyor veya almak için yıllarca bekliyor?
Kıymetli okurlarım, geçen gün ifade ettiğim üzere hep birlikte batıyoruz. Ve hep birlikte, elele yürek yüreğe, omuz omuza ve fikir alışverişinde bulunarak bu çöküşü durdurabiliriz. Sonuç itibariyle bizler, Türkiye’den başka gidecek hiçbir yeri olmayanlar değil, Türkiye’den başka hiçbir yere gitmeyecek olanlarız…