Hiçbir şeyin tesadüf olmadığı Türkiye’de, tesadüfen yaşadığımızı kabul etmek zorundayız. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yüksek vergi politikalarının Adalet ve Kalkınma Partisi’nin oy oranını her geçen gün aşağı çektiği bir dönemde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yüzde 50+1 oy oranının artık çok partili koalisyonlar ile bile çok zor olduğunu kabul etmek zorundayız. Yeni nesil güçlü bir değişim sinyali verirken, orta kesim tükendi ve emekliler için ideoloji ile ilkelerin yerini geçim gerçekleri aldı. Tüm bu bilgi ve bulguların ışığında; vatandaş, yok olmadan çok önce belki de kendisini toplumsal olarak imha etme protokolünü devreye aldı diyebiliriz. Bu vakitten sonra yaşayacağımız hiçbir şeyi daha önce ne yaşadık, ne de yaşabileceğimizi hayal ettik. O yüzden önce Allah’a sonra ailenize sımsıkı sarılın…
Türkiye’nin tekstil devi Bursa’da, Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Meclis Üyelikleri için kritik viraja seçimlere bir yıl kala girildi. İktidarları değiştiren, şekillendiren hatta yoktan iktidarlar var eden şehirlerin öncüsü olan Bursa’da yaşanan bu siyasi, ekonomik ve toplumsal değişimler, Ankara’nın gözlerinin önünde ama Ankara’nın kör ebe oynadığı bir dönemde gerçekleşiyor. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin küresel destek çıkışları aradığı bir dönemde AK Parti Genel Başkan Vekili ve Bursa Milletvekili Efkan Ala, Avrupa ve Balkan turnesinde ter dökerken, Bursa’da denklemler Türkiye Yüzyılı’nın yeni iktidarı için yeniden güdümleniyor. Vakit daralıyor!
Türkiye’de alternatifi olmayan tek isim olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın olası erken seçimlere herhangi bir siyasi parti lideri olarak girmemesi beni hiç şaşırtmayacak! Sonuç itibariyle Cumhurbaşkanının aday gösterilmesine dair hususlar kanunlarda net bir dille ifade edilmiş durumda. Cumhurbaşkanının bağımsız ve herhangi bir siyasi partinin lideri olmadığı bir Türkiye’de, “Halifelik” yeniden gündeme gelebilir. Sonuç itibariyle Hıristiyan Âlemi; Papa ve Vatikan ile yönetilirken, Yahudileri yöneten kutsal değerleri İsrail şekillendiriyor. İslam coğrafyasının lidersizliği ve Türk İslam Âleminin lider gücü Türkiye’ye duyulan ihtiyacı değerlendirdiğimizde; Papa 14’ncü Leo’nun İznik ziyareti sonrasında Türkiye Cumhurbaşkanı’nın “İslam Halifesi” olarak lanse edilmesinde hiçbir olumsuzluk olmadığı gibi ilan edilmesinde İslam coğrafyası ve İnsanlık açısından fayda olduğunu da kabul etmek zorundayız. Hatadan dönme vakti çoktan gelmiştir…
Siyasetin ötesinde Milletin desteği ile seçilecek yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanı, aynı zamanda “İslam Halifesi” olarak lanse edilebilir mi? Kutsal emanetlerin İstanbul’da olduğu, İstanbul’un Dünya Finans Merkezi’ne dönüştürüldüğü, yakın gelecekte Başkentin yeniden İstanbul’a taşınacağına dair iddiaları değerlendirdiğimizde, 1928 Anayasası’ndan yüzyıl sonra 2028 yılında “İslam Halifesi” yeniden Türkiye’den ilan edilebilir. Sonuç itibariyle hem İstanbul, hem Türkiye buna çok uzun zamandır hazırlanıyor!
İslam; kuruluş süreçleri ve gelişme ile devletleşme ritüelleri açısından incelendiğinde ekonomi, toplum ve ahlak kavramlarının örtüştüğü bir din olarak kabul edilir. Türkiye’nin son dönemde saldırıya uğradığı ekonomi operasyonlarına karşı gösterdiği yüksek direnç ve teknolojik gelişim ile toplumsal değişim ve ahlaki yozlaşma, Anadolu’nun yeniden öz değerlerine dönüşünü tetikledi. Anadolu, “Ahilik” kavramı ile yeniden kendini sıfırlayarak özüne dönerken aynı şekilde siyaseti ve bürokrasiyi de sıfırlamaya başladı. Bu minvalde tarihsel denklemleri değerlendirdiğimizde görmekteyiz ki; Anadolu’daki tüm tarihsel değişimlerin merkezinde dün olduğu gibi bugün yine Bursa, ana kent konumunda üzerini düşeni yapmak üzere tüm adımları topyekûn atmakta kararlı hamleleri hayata geçirmiştir diyebiliriz. Bursa, tarihsel ve inançsal değerleri ile görevi omuzlamıştır.
Engelsiz bir Türkiye inşa etme hedefinde çok önemli hamleler yapan iktidarın kalesi Bursa’da; neden bir Doktor Milletvekili olmadığını, kentsel dönüşümün mecburi olduğu Bursa’da neden bir İnşaat Yüksek Mühendisi Milletvekili olmadığını, eğitim sektörünün güçlü olduğu Bursa’da neden bir Eğitimci Milletvekili olmadığını Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti’ye hiç sordu mu? Peki, vatandaşlar hiç sordu mu?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın AK Parti’ye ve AK Parti Genel Başkan Vekili Efkan Ala’ya hiç sormadığı soruların ötesine geçerek, Bursalıların Bursa’yı yönetme kabiliyeti ve yetkisi olanlara sorduğu sorular üzerinden yazımı toparlayarak tamamlamak istiyorum. Türkiye’nin en güçlü sanayi, üretim ve aynı zamanda ihracat ve finans şehri Bursa’dan biri neden TOBB Başkanı olmuyor? Evet, bu soru en başta İbrahim Burkay olmak üzere Bursa’da ben iş insanıyım, sanayiciyim diyen herkese sormamız gereken ilk sorudur. Bursa iş ve sanayi dünyasının Kayserili TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’ndan farkı ne? Veyahut eksiği nedir? Ve yine yüzden fazla esnaf odası olan BESOB Başkanı neden TESK Başkanı olamıyor? BESOB Başkanı Fahrettin Bilgit başta olmak üzere yüz binden fazla esnafı olan hatta İngiltere Kraliçesi dâhil devlet liderlerini ağırlayan tarihi çarşı esnafı dâhil tüm esnaflarımıza bu soruyu sormak istiyorum. Bursa esnafı neden TESK Başkanı çıkaramıyor? Oysa esnaf Milletvekillerimiz var!
Ankara’nın Bursa’ya bakış açısından anladık ki; Adalet ve Kalkınma Partisi Bursa’dan ne 2 Vali ne de 2 Bakan çıkarabilecek siyasi istikrara ve iktidara sahip değil! Hatta durum o kadar vahim ki; yıl bitmiş, bütçe görüşmeleri başlamak üzereyken toplumun tek bir ağızdan haykırdığı “Kabine değişimi” ve “Valiler Kararnamesi” konusunda Ankara’da yaprak kıpırdamıyor! Vatandaş sokakta diyor ki; sadece vergi toplayan bir iktidara mecbur değiliz!
Birilerinin aba altından “darbe” imasında bulunduğu Türkiye’de; “Terörsüz Türkiye” çıkışının özellikle İmralı destekçileri tarafından yalnızlaştırıldığı bir dönemde, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin sert çıkışlarının Milliyetçi camia içerisindeki derin sert çıkmalar sonucu ortaya çıktığını kabul etmeliyiz.
Bursa, bir yanda Ticaret ve Sanayi Odası seçimleri öte yanda Esnaf Odası seçimleri ile yeni bir döneme giriyor. Görmekteyiz ki; bir yanda liste savaşları diğer yanda iktidar savaşları ile tüm dengeler değişirken, 2026 yılı içerisinde erken seçim başta olmak üzere her türlü olağanüstü koşula hazır olmakta yüksek fayda var. Ve tam da böyle bir dönemde BALKANTÜRK Eğitim Vakfı’nda yaşanan güçlü değişimi görmezden gelemeyiz. BALKANTÜRK Eğitim Vakfı Başkanlığı’na oy birliği ile seçilen Adnan Sözeri önemli olduğu kadar kritik bir hamledir. Papa 14’ncü LEO’nun İznik merkezli Türkiye ziyaretlerinin olduğu bir dönemde Balkanlar, Akdeniz ve Avrupa’nın öne çıktığı küresel bir denklemde sanayici bir ismin Balkan camiasının gelecek kuşaklarının liderliğine getirilmesini tesadüf olarak yorumlayamayız. Balkanlar Türkiye için yeniden tarihi misyonunu aktif etmiştir. Balkan Türkleri, Türkiye’ye yeşil ışık yakmıştır…
Kim bilir belki de Türkiye, tüm küresel değişimleri görerek yine 100 yıl önce olduğu gibi Ege’nin ötesinden Balkanlar’dan, Bursa’ya doğru tüm artı değerleri taşıyarak yok olmadan hemen önce tüm pozitif adımları atmayı başarmıştır. Kim bilir belki de; Türkiye Yüzyılı’nın güç ve enerji şehri yine yeniden Bursa olurken, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı’na tarım gıda ve hayvancılık odaklı bir iş insanının aday olması tesadüf değildir! Kim bilir belki de yakın bir gelecekte TOBB Başkanı, BTSO Başkanı olur ve kim bilir belki de Ankara hatasından tövbe eder ve BTSO Başkanını Bakan yapar! En başta dediğim gibi değerli okurlarım; Türkiye’de, hiçbir şey tesadüf değildir. Ben mi? Ben, zaten tesadüfen yaşıyorum. Elbette sizin dualarınızın büyük katkılarını yok saymaksızın. Allah’a emanet olunuz…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ömer KÜÇÜKKAYA
Yok, olmadan önce…
Hiçbir şeyin tesadüf olmadığı Türkiye’de, tesadüfen yaşadığımızı kabul etmek zorundayız. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yüksek vergi politikalarının Adalet ve Kalkınma Partisi’nin oy oranını her geçen gün aşağı çektiği bir dönemde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yüzde 50+1 oy oranının artık çok partili koalisyonlar ile bile çok zor olduğunu kabul etmek zorundayız. Yeni nesil güçlü bir değişim sinyali verirken, orta kesim tükendi ve emekliler için ideoloji ile ilkelerin yerini geçim gerçekleri aldı. Tüm bu bilgi ve bulguların ışığında; vatandaş, yok olmadan çok önce belki de kendisini toplumsal olarak imha etme protokolünü devreye aldı diyebiliriz. Bu vakitten sonra yaşayacağımız hiçbir şeyi daha önce ne yaşadık, ne de yaşabileceğimizi hayal ettik. O yüzden önce Allah’a sonra ailenize sımsıkı sarılın…
Türkiye’nin tekstil devi Bursa’da, Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Meclis Üyelikleri için kritik viraja seçimlere bir yıl kala girildi. İktidarları değiştiren, şekillendiren hatta yoktan iktidarlar var eden şehirlerin öncüsü olan Bursa’da yaşanan bu siyasi, ekonomik ve toplumsal değişimler, Ankara’nın gözlerinin önünde ama Ankara’nın kör ebe oynadığı bir dönemde gerçekleşiyor. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin küresel destek çıkışları aradığı bir dönemde AK Parti Genel Başkan Vekili ve Bursa Milletvekili Efkan Ala, Avrupa ve Balkan turnesinde ter dökerken, Bursa’da denklemler Türkiye Yüzyılı’nın yeni iktidarı için yeniden güdümleniyor. Vakit daralıyor!
Türkiye’de alternatifi olmayan tek isim olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın olası erken seçimlere herhangi bir siyasi parti lideri olarak girmemesi beni hiç şaşırtmayacak! Sonuç itibariyle Cumhurbaşkanının aday gösterilmesine dair hususlar kanunlarda net bir dille ifade edilmiş durumda. Cumhurbaşkanının bağımsız ve herhangi bir siyasi partinin lideri olmadığı bir Türkiye’de, “Halifelik” yeniden gündeme gelebilir. Sonuç itibariyle Hıristiyan Âlemi; Papa ve Vatikan ile yönetilirken, Yahudileri yöneten kutsal değerleri İsrail şekillendiriyor. İslam coğrafyasının lidersizliği ve Türk İslam Âleminin lider gücü Türkiye’ye duyulan ihtiyacı değerlendirdiğimizde; Papa 14’ncü Leo’nun İznik ziyareti sonrasında Türkiye Cumhurbaşkanı’nın “İslam Halifesi” olarak lanse edilmesinde hiçbir olumsuzluk olmadığı gibi ilan edilmesinde İslam coğrafyası ve İnsanlık açısından fayda olduğunu da kabul etmek zorundayız. Hatadan dönme vakti çoktan gelmiştir…
Siyasetin ötesinde Milletin desteği ile seçilecek yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanı, aynı zamanda “İslam Halifesi” olarak lanse edilebilir mi? Kutsal emanetlerin İstanbul’da olduğu, İstanbul’un Dünya Finans Merkezi’ne dönüştürüldüğü, yakın gelecekte Başkentin yeniden İstanbul’a taşınacağına dair iddiaları değerlendirdiğimizde, 1928 Anayasası’ndan yüzyıl sonra 2028 yılında “İslam Halifesi” yeniden Türkiye’den ilan edilebilir. Sonuç itibariyle hem İstanbul, hem Türkiye buna çok uzun zamandır hazırlanıyor!
İslam; kuruluş süreçleri ve gelişme ile devletleşme ritüelleri açısından incelendiğinde ekonomi, toplum ve ahlak kavramlarının örtüştüğü bir din olarak kabul edilir. Türkiye’nin son dönemde saldırıya uğradığı ekonomi operasyonlarına karşı gösterdiği yüksek direnç ve teknolojik gelişim ile toplumsal değişim ve ahlaki yozlaşma, Anadolu’nun yeniden öz değerlerine dönüşünü tetikledi. Anadolu, “Ahilik” kavramı ile yeniden kendini sıfırlayarak özüne dönerken aynı şekilde siyaseti ve bürokrasiyi de sıfırlamaya başladı. Bu minvalde tarihsel denklemleri değerlendirdiğimizde görmekteyiz ki; Anadolu’daki tüm tarihsel değişimlerin merkezinde dün olduğu gibi bugün yine Bursa, ana kent konumunda üzerini düşeni yapmak üzere tüm adımları topyekûn atmakta kararlı hamleleri hayata geçirmiştir diyebiliriz. Bursa, tarihsel ve inançsal değerleri ile görevi omuzlamıştır.
Engelsiz bir Türkiye inşa etme hedefinde çok önemli hamleler yapan iktidarın kalesi Bursa’da; neden bir Doktor Milletvekili olmadığını, kentsel dönüşümün mecburi olduğu Bursa’da neden bir İnşaat Yüksek Mühendisi Milletvekili olmadığını, eğitim sektörünün güçlü olduğu Bursa’da neden bir Eğitimci Milletvekili olmadığını Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti’ye hiç sordu mu? Peki, vatandaşlar hiç sordu mu?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın AK Parti’ye ve AK Parti Genel Başkan Vekili Efkan Ala’ya hiç sormadığı soruların ötesine geçerek, Bursalıların Bursa’yı yönetme kabiliyeti ve yetkisi olanlara sorduğu sorular üzerinden yazımı toparlayarak tamamlamak istiyorum. Türkiye’nin en güçlü sanayi, üretim ve aynı zamanda ihracat ve finans şehri Bursa’dan biri neden TOBB Başkanı olmuyor? Evet, bu soru en başta İbrahim Burkay olmak üzere Bursa’da ben iş insanıyım, sanayiciyim diyen herkese sormamız gereken ilk sorudur. Bursa iş ve sanayi dünyasının Kayserili TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’ndan farkı ne? Veyahut eksiği nedir? Ve yine yüzden fazla esnaf odası olan BESOB Başkanı neden TESK Başkanı olamıyor? BESOB Başkanı Fahrettin Bilgit başta olmak üzere yüz binden fazla esnafı olan hatta İngiltere Kraliçesi dâhil devlet liderlerini ağırlayan tarihi çarşı esnafı dâhil tüm esnaflarımıza bu soruyu sormak istiyorum. Bursa esnafı neden TESK Başkanı çıkaramıyor? Oysa esnaf Milletvekillerimiz var!
Ankara’nın Bursa’ya bakış açısından anladık ki; Adalet ve Kalkınma Partisi Bursa’dan ne 2 Vali ne de 2 Bakan çıkarabilecek siyasi istikrara ve iktidara sahip değil! Hatta durum o kadar vahim ki; yıl bitmiş, bütçe görüşmeleri başlamak üzereyken toplumun tek bir ağızdan haykırdığı “Kabine değişimi” ve “Valiler Kararnamesi” konusunda Ankara’da yaprak kıpırdamıyor! Vatandaş sokakta diyor ki; sadece vergi toplayan bir iktidara mecbur değiliz!
Birilerinin aba altından “darbe” imasında bulunduğu Türkiye’de; “Terörsüz Türkiye” çıkışının özellikle İmralı destekçileri tarafından yalnızlaştırıldığı bir dönemde, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin sert çıkışlarının Milliyetçi camia içerisindeki derin sert çıkmalar sonucu ortaya çıktığını kabul etmeliyiz.
Bursa, bir yanda Ticaret ve Sanayi Odası seçimleri öte yanda Esnaf Odası seçimleri ile yeni bir döneme giriyor. Görmekteyiz ki; bir yanda liste savaşları diğer yanda iktidar savaşları ile tüm dengeler değişirken, 2026 yılı içerisinde erken seçim başta olmak üzere her türlü olağanüstü koşula hazır olmakta yüksek fayda var. Ve tam da böyle bir dönemde BALKANTÜRK Eğitim Vakfı’nda yaşanan güçlü değişimi görmezden gelemeyiz. BALKANTÜRK Eğitim Vakfı Başkanlığı’na oy birliği ile seçilen Adnan Sözeri önemli olduğu kadar kritik bir hamledir. Papa 14’ncü LEO’nun İznik merkezli Türkiye ziyaretlerinin olduğu bir dönemde Balkanlar, Akdeniz ve Avrupa’nın öne çıktığı küresel bir denklemde sanayici bir ismin Balkan camiasının gelecek kuşaklarının liderliğine getirilmesini tesadüf olarak yorumlayamayız. Balkanlar Türkiye için yeniden tarihi misyonunu aktif etmiştir. Balkan Türkleri, Türkiye’ye yeşil ışık yakmıştır…
Kim bilir belki de Türkiye, tüm küresel değişimleri görerek yine 100 yıl önce olduğu gibi Ege’nin ötesinden Balkanlar’dan, Bursa’ya doğru tüm artı değerleri taşıyarak yok olmadan hemen önce tüm pozitif adımları atmayı başarmıştır. Kim bilir belki de; Türkiye Yüzyılı’nın güç ve enerji şehri yine yeniden Bursa olurken, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı’na tarım gıda ve hayvancılık odaklı bir iş insanının aday olması tesadüf değildir! Kim bilir belki de yakın bir gelecekte TOBB Başkanı, BTSO Başkanı olur ve kim bilir belki de Ankara hatasından tövbe eder ve BTSO Başkanını Bakan yapar! En başta dediğim gibi değerli okurlarım; Türkiye’de, hiçbir şey tesadüf değildir. Ben mi? Ben, zaten tesadüfen yaşıyorum. Elbette sizin dualarınızın büyük katkılarını yok saymaksızın. Allah’a emanet olunuz…