Yeni Cumhuriyet, Yeniden Cumhuriyet: 1923 Ruhuyla Türkiye Yüzyılı’na
Yazının Giriş Tarihi: 02.06.2026 17:24
Yazının Güncellenme Tarihi: 02.06.2026 17:26
Türkiye, tarihi virajlardan hızla geçerken, toplum bir yanda sosyolojik öte yanda ekonomik sıkıntılar ve tüm bu gelişmelerin tam ortasında yaşadığı derin siyasi tartışmaların odağında yeni ve daha güçlü bir nesil oluşturma telaşında büyüme mücadelesi veriyor. Umutların yeniden var olduğu Türkiye Yüzyılı, Cumhuriyet'in kurucu değerlerinin gücü ile daha güçlü olabilir mi? Bugün sizlere yarının Türkiye profilini yüzyıl öncesinden ele alarak çizmeye çalışacağım…
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Benim iki büyük eserim vardır; biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri Cumhuriyet Halk Partisi’dir” sözünün ağırlığını omuzlarında taşıyan bir çınarın gölgesinde bir yüzyılı tamamladık. Türkiye’nin siyasi arenasına baktığımızda görmekteyiz ki; yüzyıldır ayakta kalan tek siyasi yapı Cumhuriyet Halk Partisi. Ve bugün CHP içerisinde yaşanan kavgalar, kullanılan ağır ifadeler ve hizipleşme ötesinde ortaya çıkan dosyalar ve iddialar elbette hepimizi kaygılandırıyor. Türkiye’nin kurucu siyasi yapısı “Cumhuriyet Halk Partisi” nereye gidiyor?
İşte böyle bir gerçekliğin ortasında ana muhalefetin kalesi olarak gördüğümüz CHP'nin geçmişine baktığımızda görüyoruz ki; CHP, sadece bir siyasi parti değil; küllerinden doğan bir milletin emperyalizmle, imkansızlık ve yoklukla savaşının kurumsal hafızası idi. Sivas Kongresi’nin devrimci ruhuyla harmanlanan bu kökler, Atatürk’ten İnönü’ye, Ecevit’in “Karaoğlan” rüzgarından bugüne kadar Türkiye’nin ne zaman başı sıkışsa sığındığı bir liman olmuştu. Ancak tarih durağan değildir; nehirler akar, toplumlar değişir. Ve geldiğimiz noktada değişen topluma göre kendisini yeniden yapılandıran bir Cumhuriyet Halk Partisi gördük. Son on yılda Kemal Kılıçdaroğlu dönemi, partinin tarihsel bagajlarını sorguladığı, toplumsal uzlaşı adına ezberleri bozduğu bir "helalleşme" ve adalet yürüyüşü dönemiydi. Kemal Kılıçdaroğlu, partinin kapılarını toplumun her kesimine açarak kırılması imkansız sanılan duvarları yıktı. Fakat siyaset, sadece duvarları yıkmakla yetinmez; o enkazın üzerinde yükselecek yeni, dinamik ve cesur bir mimariyi de şart koşar. İşte tamda böyle oldu değerli okurlarım. Cumhuriyet Halk Partisi, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaktığı “Anadolu Ateşi” ile önce genel seçimlerde ivme kazandı akabinde yerel yönetimlerde 47 yıl sonra elde edilen tarihi kazanımlara ulaştı.
Peki, sonra ne oldu?
İşte tam bu noktada, kurultay delegelerinin ve dip dalganın hamleleri ile başlayan Özgür Özel dönemi, CHP için bir nöbet değişiminden çok daha fazlasını ifade etti. Özgür Özel yönetimindeki yeni süreç; Kılıçdaroğlu’nun attığı uzlaşı köprülerini pek fazla dikkate almayan, o köprülerin üzerinden gençliği ve emeğinin enerjisiyle koşarak geçenleri daha güçlü pozisyonlara taşımayan bir süreci oluşturdu. Kısacası Cumhuriyet Halk Partisi yeniden adeta salon partisi siyasetine evrildi. Halkın içinden çıkarak meydanlardan Silivri Avukatlığına soyunan Özgür Özel ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin yeniden kendine gelmesi ve örgütsel gücüne yeniden ulaşması için rotasını yeniden halka çevirmesi elzemdir.
Dün; siyasetin dilini gençleştiren, sokağın sesini hiyerarşinin önüne koyan yeni vizyonu ile yerel seçimlerde elde edilen tarihi başarıyla rüştünü ispat eden Kemal Kılıçdaroğlu’nun liderliğinde Cumhuriyet Halk Partisi, hem bir kabuk değişimine başlamış hemde “Türkiye Partisi” olma yolunda iktidar yolculuğunu başlatmıştı.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun çizgisinde elde edilen başarının en somut ve en gururlu örneklerinden biri de hiç şüphesiz Osmanlı’nın ilk başkenti, sanayinin, tarımın ve kültürün kalbi Bursa olmuştur. Cumhuriyet Halk Partisi seçmeni adına yıllar süren hasretin ardından Bursa’nın yeniden cumhuriyetin ve halkın belediyeciliği ile buluşması, sadece yerel bir zafer olarak görülmemelidir. Bursa’da Mustafa Bozbey ve Erkan Aydın ile yakılan meşale, CHP örgütü adına Türkiye’deki makus talihinin değiştiğinin, yeşil ile sanayinin, geçmiş ile geleceğin helalleştiğinin en net kanıtıdır. Bursa, "Yeni Cumhuriyet" vizyonunun lokomotifi olmak adına son yerel seçimlerde üzerine düşeni fazlasıyla yapmıştır.
Bugün önümüzde bir "Türkiye Yüzyılı" projeksiyonu var. Ancak bu projeksiyon, tek bir tarafın dayatmasıyla değil; toplumun her kesimini kucaklayan "Yeni Cumhuriyet, Yeniden Cumhuriyet" felsefesiyle inşa edilebilir. Bu yeni dönem, geçmişin kazanımlarını korurken, geleceğin dijital dünyasını, yeşil ekonomisini ve adil bölüşümünü savunan bir uyanış olmalıdır.
Z kuşağından mavi yakalısına, ev kadınından akademisyenine kadar herkesin kalbinde atan o ortak mühür var: "Cumhuriyeti Biz Kurduk!" mottosudur.
Bu motto, yüz yıllık bir mirasın tekelci bir dille korunması değil; hakkı yenen gencin, emeği sömürülen işçinin, geleceğe umutla bakmak isteyen kadının ortak çığlığıdır. Atatürk’ün partisi CHP, Özgür Özel kaptanlığında, Kemal Kılıçdaroğlu’nun uzlaşı mirasını da yanına alarak tam da bu motto ile geleceğe maalesef yürüyemedi. Cumhuriyet, onu kuranların evlatlarıyla, yani toplumun tamamıyla yeniden ayağa kalkmak konusunda ısrarcı. Kökler sağlam, ufuk açık; şimdi sıra o köklerden fışkıran dallarla yarını kucaklama talebinin sonuç bulmasında.
Peki, bu buluşmaya kim liderlik kim edecek? İşte bugün Cumhuriyet Halk Partisi'nin aradığı cevap bu olsa bile aslında “Halk” ne diyor sorusuna yönelmek daha doğru değil mi?
Bir yanda yüz yaşını aşan ve Türkiye’yi kurduğu halde 25 yıldır iktidar olamayan Cumhuriyet Halk Partisi öte yanda 25 yıldır Türkiye'yi uzay çağına taşıyan Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ömer KÜÇÜKKAYA
Yeni Cumhuriyet, Yeniden Cumhuriyet: 1923 Ruhuyla Türkiye Yüzyılı’na
Türkiye, tarihi virajlardan hızla geçerken, toplum bir yanda sosyolojik öte yanda ekonomik sıkıntılar ve tüm bu gelişmelerin tam ortasında yaşadığı derin siyasi tartışmaların odağında yeni ve daha güçlü bir nesil oluşturma telaşında büyüme mücadelesi veriyor. Umutların yeniden var olduğu Türkiye Yüzyılı, Cumhuriyet'in kurucu değerlerinin gücü ile daha güçlü olabilir mi? Bugün sizlere yarının Türkiye profilini yüzyıl öncesinden ele alarak çizmeye çalışacağım…
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Benim iki büyük eserim vardır; biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri Cumhuriyet Halk Partisi’dir” sözünün ağırlığını omuzlarında taşıyan bir çınarın gölgesinde bir yüzyılı tamamladık. Türkiye’nin siyasi arenasına baktığımızda görmekteyiz ki; yüzyıldır ayakta kalan tek siyasi yapı Cumhuriyet Halk Partisi. Ve bugün CHP içerisinde yaşanan kavgalar, kullanılan ağır ifadeler ve hizipleşme ötesinde ortaya çıkan dosyalar ve iddialar elbette hepimizi kaygılandırıyor. Türkiye’nin kurucu siyasi yapısı “Cumhuriyet Halk Partisi” nereye gidiyor?
İşte böyle bir gerçekliğin ortasında ana muhalefetin kalesi olarak gördüğümüz CHP'nin geçmişine baktığımızda görüyoruz ki; CHP, sadece bir siyasi parti değil; küllerinden doğan bir milletin emperyalizmle, imkansızlık ve yoklukla savaşının kurumsal hafızası idi. Sivas Kongresi’nin devrimci ruhuyla harmanlanan bu kökler, Atatürk’ten İnönü’ye, Ecevit’in “Karaoğlan” rüzgarından bugüne kadar Türkiye’nin ne zaman başı sıkışsa sığındığı bir liman olmuştu. Ancak tarih durağan değildir; nehirler akar, toplumlar değişir. Ve geldiğimiz noktada değişen topluma göre kendisini yeniden yapılandıran bir Cumhuriyet Halk Partisi gördük. Son on yılda Kemal Kılıçdaroğlu dönemi, partinin tarihsel bagajlarını sorguladığı, toplumsal uzlaşı adına ezberleri bozduğu bir "helalleşme" ve adalet yürüyüşü dönemiydi. Kemal Kılıçdaroğlu, partinin kapılarını toplumun her kesimine açarak kırılması imkansız sanılan duvarları yıktı. Fakat siyaset, sadece duvarları yıkmakla yetinmez; o enkazın üzerinde yükselecek yeni, dinamik ve cesur bir mimariyi de şart koşar. İşte tamda böyle oldu değerli okurlarım. Cumhuriyet Halk Partisi, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaktığı “Anadolu Ateşi” ile önce genel seçimlerde ivme kazandı akabinde yerel yönetimlerde 47 yıl sonra elde edilen tarihi kazanımlara ulaştı.
Peki, sonra ne oldu?
İşte tam bu noktada, kurultay delegelerinin ve dip dalganın hamleleri ile başlayan Özgür Özel dönemi, CHP için bir nöbet değişiminden çok daha fazlasını ifade etti. Özgür Özel yönetimindeki yeni süreç; Kılıçdaroğlu’nun attığı uzlaşı köprülerini pek fazla dikkate almayan, o köprülerin üzerinden gençliği ve emeğinin enerjisiyle koşarak geçenleri daha güçlü pozisyonlara taşımayan bir süreci oluşturdu. Kısacası Cumhuriyet Halk Partisi yeniden adeta salon partisi siyasetine evrildi. Halkın içinden çıkarak meydanlardan Silivri Avukatlığına soyunan Özgür Özel ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin yeniden kendine gelmesi ve örgütsel gücüne yeniden ulaşması için rotasını yeniden halka çevirmesi elzemdir.
Dün; siyasetin dilini gençleştiren, sokağın sesini hiyerarşinin önüne koyan yeni vizyonu ile yerel seçimlerde elde edilen tarihi başarıyla rüştünü ispat eden Kemal Kılıçdaroğlu’nun liderliğinde Cumhuriyet Halk Partisi, hem bir kabuk değişimine başlamış hemde “Türkiye Partisi” olma yolunda iktidar yolculuğunu başlatmıştı.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun çizgisinde elde edilen başarının en somut ve en gururlu örneklerinden biri de hiç şüphesiz Osmanlı’nın ilk başkenti, sanayinin, tarımın ve kültürün kalbi Bursa olmuştur. Cumhuriyet Halk Partisi seçmeni adına yıllar süren hasretin ardından Bursa’nın yeniden cumhuriyetin ve halkın belediyeciliği ile buluşması, sadece yerel bir zafer olarak görülmemelidir. Bursa’da Mustafa Bozbey ve Erkan Aydın ile yakılan meşale, CHP örgütü adına Türkiye’deki makus talihinin değiştiğinin, yeşil ile sanayinin, geçmiş ile geleceğin helalleştiğinin en net kanıtıdır. Bursa, "Yeni Cumhuriyet" vizyonunun lokomotifi olmak adına son yerel seçimlerde üzerine düşeni fazlasıyla yapmıştır.
Bugün önümüzde bir "Türkiye Yüzyılı" projeksiyonu var. Ancak bu projeksiyon, tek bir tarafın dayatmasıyla değil; toplumun her kesimini kucaklayan "Yeni Cumhuriyet, Yeniden Cumhuriyet" felsefesiyle inşa edilebilir. Bu yeni dönem, geçmişin kazanımlarını korurken, geleceğin dijital dünyasını, yeşil ekonomisini ve adil bölüşümünü savunan bir uyanış olmalıdır.
Z kuşağından mavi yakalısına, ev kadınından akademisyenine kadar herkesin kalbinde atan o ortak mühür var: "Cumhuriyeti Biz Kurduk!" mottosudur.
Bu motto, yüz yıllık bir mirasın tekelci bir dille korunması değil; hakkı yenen gencin, emeği sömürülen işçinin, geleceğe umutla bakmak isteyen kadının ortak çığlığıdır. Atatürk’ün partisi CHP, Özgür Özel kaptanlığında, Kemal Kılıçdaroğlu’nun uzlaşı mirasını da yanına alarak tam da bu motto ile geleceğe maalesef yürüyemedi. Cumhuriyet, onu kuranların evlatlarıyla, yani toplumun tamamıyla yeniden ayağa kalkmak konusunda ısrarcı. Kökler sağlam, ufuk açık; şimdi sıra o köklerden fışkıran dallarla yarını kucaklama talebinin sonuç bulmasında.
Peki, bu buluşmaya kim liderlik kim edecek? İşte bugün Cumhuriyet Halk Partisi'nin aradığı cevap bu olsa bile aslında “Halk” ne diyor sorusuna yönelmek daha doğru değil mi?
Bir yanda yüz yaşını aşan ve Türkiye’yi kurduğu halde 25 yıldır iktidar olamayan Cumhuriyet Halk Partisi öte yanda 25 yıldır Türkiye'yi uzay çağına taşıyan Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi…