Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Venezuela karanlığında Türkiye’nin yarınları

Yazının Giriş Tarihi: 05.01.2026 00:12
Yazının Güncellenme Tarihi: 05.01.2026 00:12

Amerika Birleşik Devletleri’nin “küresel terörizm” ataklarını “küresel demokrasi mücadelesi” palavrası ile dünyaya yutturamadığı bir dönemden geçmekteyiz. Görüyoruz ki; Avrupa Birliği ile aynı süreçte NATO dağılma eğilimine girmiş bulunuyor. Amerika’nın Trump ile birlikte yeniden küresel bir savaş makinesine dönüşmesi, ulus devletleri Çin başta olmak üzere Rusya ve İngiltere ile eş güdümlü şekilde mülteci akınları ile demografik bozulmaya sürüklemesi insanlığın kabul etmediği bir boyuta ulaştı. Her şeyin ötesinde; gelişmekte olan ülkelere Altın karşılığı olmayan Amerikan Doları üzerinden yürütülen ulusal ekonomik baskılar, küresel bir eylemi ve karşı çıkma sürecini tetikledi. Katil İsrail’in Gazze ve Filistin’in soykırımına karşı Avrupa dâhil dünyanın dört bir yanında başlayan başkaldırılar, çok yakın gelecekte hem Amerika içerisinde hem de Çin içerisinde çok ciddi olayların yaşanmasını sağlayacak. Ve daha önemlisi Türkiye başta olmak üzere birçok ülkede değişim ateşi çoktan alevlendi. Ve Maduro sürecinde Türkiye’nin içerisine girdiği siyasi sessizlik, ülkenin nasıl bir tehlikeli karanlıkta olduğunu hepimize daha net okuma fırsatı verdi.

Demokrasi ve ekonomi kardeş paydaşlardır. İkisinden birisinin eksikliği ülkelerde önemli sorunlar oluşturur. Peki, demokrasi ve ekonomi olmadan nasıl kazandık Kurtuluş Savaşı’nı? Türkiye’nin yüzyıl öncesine gittiğimizde, Osmanlı İmparatorluğu ve Selçuklu İmparatorluğu süreçlerini incelediğimizde, öncelik demokrasi ve ekonomi kavramlarımıydı? Amerika Birleşik Devletleri’nin, Katil ve Siyonist İsrail aklı ile dünya genelinde yürüttüğü asimilasyon, soykırım ve küresel savaş sürecine karşı başta Türkiye olmak üzere Milyonlarca Müslüman neden sessiz?

Küresel coğrafyalarda hazırlanan küresel savaş senaryoları ardın sıra gerçekleşirken, Türkiye’yi Venezuela ile kıyaslamak hiçte doğru bir yaklaşım değil. Lakin tüm bu süreçlere rağmen özellikle Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel liderliğinde yürütülen mitingleri ve bu mitingler karşısında iktidarın meydanlarda olmamasını doğru okumak lazım. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “erken seçim” çıkışına ve çağrısına yaşanan küresel dalgalanmalar ışığında ne AK Parti, ne MHP, ne DEM Parti ne de liderleri karşı çıkamaz! Peki, CHP Genel Başkanı Özgür Özel olası bir erken seçimde sandıktan iktidar olarak çıkabilir mi? Ve görmekteyiz ki; 2026 yılı bitmeden erken seçim ile karşı karşıya kalan bir Türkiye ile yüzleştirilmek isteniyoruz. Ve yine gördük ki; yine haklı çıktım…

Vatandaşın sesi olmak, bürokrasinin sessizliği olmak adına kafalarda kümelenmiş sorulara siyasetin görünmeyen yüzünden Ankara’dan, Cumhurbaşkanlığı’ndan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden ve İstanbul’dan bakarak bazı değerlendirmeler yapmamız elzem oldu. Kabul etmemiz gereken en önemli gerçeklikleri arka sıralara atarsak ve tiz çıkışlar ile Amerika’nın küresel çeteciliğini sindirmeye kalkarsak, kusura bakmayın ama bizi Doğu Türkistan’dan beter bir duruma geriletirler… Peki; Türkiye, Venezuela mı?

Öncelikle ifade etmek isterim ki, Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte sözüm ona tüm küresel güçlerin ve devletlerin bildiği en önemli gerçeklik şudur; Türkiye, Venezuela değildir! Recep Tayyip Erdoğan’da Nicolás Maduro değildir. Türkiye’nin kim olduğunu, Türk Milletinin kim olduğunu belki vatandaşlarımız ara sıra ama rehavetten ama muhalefet olmak adına unutuyor lakin sözüm ona dünya devletleri yüz yıl önce Anadolu topraklarında yedikleri tokatları ve kaybettiklerini asla unutmuyor. Kabul etseniz de etmeseniz de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdağan, Türkiye’nin namusudur! Ve Türkiye’nin namusuna el uzatmak kimsenin ne haddidir, ne haddinedir!

Evet, Recep Tayyip Erdoğan’a yaşanan son ekonomik ve sosyal krizlerden dolayı tepkiler çığ gibi büyük olabilir. Evet; Türkiye’de, bir dönem Adnan Menderes gibi bir Başbakan asılmış olabilir. Ancak kimse Türkiye’nin kalbinden veyahut sınırlarının dâhilinde veya haricinde bir noktadan Cumhurbaşkanı’nı alamaz, almayı hayal edemez, ettiğinde yeryüzünde, gökyüzünde veyahut okyanuslara ya da kutuplarda sağ kalamaz! Türk, haddini aşanı affetmez!

Şunun şurasında 250 yaşında, Trilyon Dolarlarca borcu olan Amerika’nın veya başka bir devlet yâda liderinin haddine değildir, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı paket etmek! Adamın, elini kolunu bacağını kırar kanalizasyona atarlar… Hatta daha ötesini yapar, memleketinin başkentine asarlar!

Türkiye’nin olası bir kabine değişikliği ihtiyacı elbette vardır. Ve yine Valiler Kararnamesi gerçekliği ortadadır. Burada şuan için tozu dumana katmak ne kadar anlamlıdır veya ne kadar kritik bir gerçekliktir bunu çok iyi hesaplamak gerekir. Elbette tecrübeli Kaymakamlar ile bürokratlardan oluşan güçlü bir Valiler kararnamesi elzemdir. Ve yine tecrübeli Valiler ile Milli Güvenlik Kurulu tecrübesi bulunan basiret sahibi siyasetçilere hızla hazırlanacak bir Kabine’de, Bakan ve Bakan Yardımcısı olarak yer vermek şarttır. Bunun tüm hesaplamalarını ve kritiklerini yapacak tek isim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır! Hem siz, zannediyor musunuz ki; Türkiye’yi mevcut Bakanlar Kurulu yönetiyor! Neyse bu konular uzun olduğu kadar derin mevzular. Sonuç itibariyle değerini ve kıymetini bilmeme hastalığından acilen kurtularak ülkemize ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a sahip çıkma dönemindeyiz. Yarına sahip çıkmak bugünden başlar!

Açıkça Amerika Birleşik Devletleri’ne “gel Recep Tayyip Erdoğan’ı al” çağrısı yapan CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in dokunulmazlığını ne zaman kaldıracaksınız? Türkiye Büyük Millet Meclisi, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e bu hadsiz ve hudutsuz söylemlerinin hesabını sormayacak mı? Hâsılı daha seçim kazandığı Bursa’ya bile doğru düzgün gelmeyen CHP Lideri Özgür Özel, Silivri ve İmamoğlu emir erliğinden ne zaman çıkacak? Özgür Özel ne zaman yerli ve milli olacak? Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’yi ABD’yi mi bırakıyor?

Türkiye Yüzyılı içerisinde süre gelen Terörsüz Türkiye sürecinin yükselişe geçtiği bir dönemde, Türkiye’nin Ortadoğu başta olmak üzere Avrupa, Balkanlar, Asya ve Afrika ülkelerinde hayata geçirdiği barış süreçlerine darbe vururcasına gelişen atakları elbette Türkiye Cumhuriyeti Devleti yakından takip ediyor.

Türkiye’nin hızla kendi içerisinde aile bağlarını güçlendiren yasaları öne çıkarması, yüksek faizli kredilerden kurtulması, savunma sanayinde yerli ve milli teknolojilerini güçlendirmesi, tarım başta olmak üzere gıda ve hayvancılık politikalarını köylü ve çiftçisini güçlendirecek şekilde yenilemesi ve milli su politikaları gerçekleştirmesi Milli Güvenlik meselesidir.

Türkiye’nin öncelikleri, net bir şekilde bellidir. Türkiye’nin sınırları gibi kırmızıçizgileri ve değer yargıları da bellidir. Türkiye; ister Türk, ister Kürt, ister Arap, ister Müslüman, ister Hıristiyan, ister Yahudi hangi inanç veya ırktan olursa olsun herkesin ve her coğrafyanın teminatıdır. Türkiye, namustur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanı hepimizin namusudur. Türkiye’nin namusunun bekçisi, Türk Milleti ve onun evladı Mehmetçiktir!

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sessizliğinden bahane ile ağzından çıkanı kulağı duymayarak hadsizlik yapanları duyan kadim bir devlet ve millettir. Bugün konuşması gereken Cumhurbaşkanı Erdoğan değil, kadim Türk Devleti ve Milletidir. Söz önce Milletin akabinde Devletindir. Son söz; Mehmetçiklerimizindir… Gayrı bundan sonrası önce dua sonra gaza’dır…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.