Ülkenin genelinde sahnelenen vekalet savaşlarını, siyasette olduğu gibi bürokrasinin en derin sokaklarında bile görmeye başladık. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın tensipleri ile yayınlanan Valiler Kararnamesi beklentileri karşılamadı. Elbette bizde hem sokağın nabzını, hemde kendi bakış açılarımızı yeniden gözden geçirerek gelinen süreci ve yakın geleceği yorumlayan bir yazı yazmaya karar verdik. Ve böyle hassas bir süreçte karşımıza; Türkiye’nin stratejik derinliği, yetkisi ve yetkilileri ile yetkinliği çıktı. Ve tam bu minvalde bir yazı yazalım derken; İran'ın karışan sokakları, Ukrayna'da Almanya, Fransa ve İngiltere tarafından kurulmak istenen askeri üs bölgelerine dair haberler sosyal medyada görüntülenmeye başlandı. Ve daha ötesinde Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye üçgeninde şematize edilen “Müslüman NATO” veyahut “İslam Orduları Birliği” gündeme geldi. Şimdi sizlerle tüm bu gelişmeler ışığında Türkiye’nin stratejik yetkinliği üzerine öznel bir sohbet gerçekleştireceğiz.
Kabul etmeliyiz ki; küresel güçlerin “Üçüncü Dünya Savaşı” söylemleri büyük bir aldatmacadır. Özellikle Çin, Hindistan, Pakistan ve Rusya gibi güçlü nüfusları ve geniş coğrafyaları olan ülkelerin hedef alındığı bu algı yönetiminde hedef; kitlesel ölümler, iklim değişikliği adı altında tekelleşen sanayi, dinler arası savaş algısı üzerinden oluşturulacak “dinsizleştirme” sonucunda küresel güçlerin “Tek Dünya Devleti” inşa etme hayalini gerçekleştirme çabasıdır.
Bunların hepsi uç noktalarda olan süreçler olsa bile her biri ulusal, bölgesel ve yerel karşılıkları olan hamleler olarak bütünlük oluşturur. Tümevarım metoduyla sonuç elde etmemiz zor olacağı için Tümden Varım metodu ile çözümün kapılarını aralayacağız. Kabul etmeliyiz ki; en büyük eylem, eylemsizliktir. Türkiye, son dönemin en eylemsiz ve sakin süreçlerini yaşıyor. Tüm olağanüstü ve olağan dışı olaylara rağmen Türkiye’nin sokakları karışmıyor! Yani Türkiye’nin sokakları kontrol altında ve bu güç hükümet değilse kim?
Devlet kelimesinin son 25 yıldır iktidar tarafından hükümet kavramı ile bütünleştirmek suretiyle yanlış okunmasının ilk bedelini 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi ve süreçlerinde ödedik. Kabul etmeliyiz ki; hiçbir siyasi parti Türkiye’de hükümet ötesine geçerek Devlet olmamıştır, olamamıştır, olamaz! Devlet; tüm siyasi, bürokratik, askeri ve sivil dinamiklerin bütünüdür. Devlet; doğmamış, doğrulmamıştır. Devlet; varoluş sebebidir. Devlet; Türkler için töredir, örftür, kültürdür, tarihtir, inançtır kısacası toplumu var eden tüm değerlerin kurumsal halidir.
Vali Yakup Canbolat'ı Aydın'a atayarak Ege sahillerini güvence altına alan Devlet, Emniyet Genel Müdürü Erol Ayyıldız'ı Bursa Valisi atayarak küresel güçlere Şah çekmiştir! Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin idari ve siyasi lideri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi anlamda vekaletini elinde tutan isim Bursa Milletvekili Efkan Ala olmak ile birlikte Efkan Ala eski bir Vali ve İçişleri Bakanıdır. Bursa ise kurucu Başkent ve köktür. Yani Devlet, siyasete sızmıştır. Siyaset, devlete değil!
Şahsım başta olmak üzere ülkenin genelinde hoş karşılanmayan Valiler Kararnamesi; iktidarın siyasi ortağı MHP'ye, Ali Yerlikaya eli ile verdiği bir rövanştır. AK Parti, son kararname ile İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya'ya kendisinin bozduğu MHP ile ilişkileri düzeltirmiştir. Olası Kabine değişimi sonrası gerçekleşecek köklü Valiler Kararnamesi ile çok sayıda Büyükşehir Valisi değişecek ve kim bilir Aydın Valisi Yakup Canbolat Ankara Valisi olurken, Bursa Valisi Erol Ayyıldız hangi göreve yükseltilecektir…
Sırlı kapılarının ardına kadar açıldığı Türkiye Yüzyılı'nda elbette bizlerde; kör kuyulara düşen Yusufların elinden tutacak, gönlü yaralı yoldaşların yarasını dağlayacak, akan tüm kanları son bir har ile kanayan yerleri közleyerek durduracağız diyenleri sabırla bekleyeceğiz.
Mesele artık bir kararname veya kabine meselesi değildir. Mesele artık bir Karar Verme meselesidir! Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kararını verecek ve yeni bin yıla açılacak Türkiye Yüzyılında, güçlü ve derin adımları atacaktır. On yıllarca susanların konuşmaya başladığı ve on yıllardır konuşanların susmaya başladığı aydınlık günler, tokluğun açlığa dönüştüğü gün kadar yakındır…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ömer KÜÇÜKKAYA
Türkiye’nin stratejik yetkinliği…
Ülkenin genelinde sahnelenen vekalet savaşlarını, siyasette olduğu gibi bürokrasinin en derin sokaklarında bile görmeye başladık. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın tensipleri ile yayınlanan Valiler Kararnamesi beklentileri karşılamadı. Elbette bizde hem sokağın nabzını, hemde kendi bakış açılarımızı yeniden gözden geçirerek gelinen süreci ve yakın geleceği yorumlayan bir yazı yazmaya karar verdik. Ve böyle hassas bir süreçte karşımıza; Türkiye’nin stratejik derinliği, yetkisi ve yetkilileri ile yetkinliği çıktı. Ve tam bu minvalde bir yazı yazalım derken; İran'ın karışan sokakları, Ukrayna'da Almanya, Fransa ve İngiltere tarafından kurulmak istenen askeri üs bölgelerine dair haberler sosyal medyada görüntülenmeye başlandı. Ve daha ötesinde Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye üçgeninde şematize edilen “Müslüman NATO” veyahut “İslam Orduları Birliği” gündeme geldi. Şimdi sizlerle tüm bu gelişmeler ışığında Türkiye’nin stratejik yetkinliği üzerine öznel bir sohbet gerçekleştireceğiz.
Kabul etmeliyiz ki; küresel güçlerin “Üçüncü Dünya Savaşı” söylemleri büyük bir aldatmacadır. Özellikle Çin, Hindistan, Pakistan ve Rusya gibi güçlü nüfusları ve geniş coğrafyaları olan ülkelerin hedef alındığı bu algı yönetiminde hedef; kitlesel ölümler, iklim değişikliği adı altında tekelleşen sanayi, dinler arası savaş algısı üzerinden oluşturulacak “dinsizleştirme” sonucunda küresel güçlerin “Tek Dünya Devleti” inşa etme hayalini gerçekleştirme çabasıdır.
Bunların hepsi uç noktalarda olan süreçler olsa bile her biri ulusal, bölgesel ve yerel karşılıkları olan hamleler olarak bütünlük oluşturur. Tümevarım metoduyla sonuç elde etmemiz zor olacağı için Tümden Varım metodu ile çözümün kapılarını aralayacağız. Kabul etmeliyiz ki; en büyük eylem, eylemsizliktir. Türkiye, son dönemin en eylemsiz ve sakin süreçlerini yaşıyor. Tüm olağanüstü ve olağan dışı olaylara rağmen Türkiye’nin sokakları karışmıyor! Yani Türkiye’nin sokakları kontrol altında ve bu güç hükümet değilse kim?
Devlet kelimesinin son 25 yıldır iktidar tarafından hükümet kavramı ile bütünleştirmek suretiyle yanlış okunmasının ilk bedelini 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi ve süreçlerinde ödedik. Kabul etmeliyiz ki; hiçbir siyasi parti Türkiye’de hükümet ötesine geçerek Devlet olmamıştır, olamamıştır, olamaz! Devlet; tüm siyasi, bürokratik, askeri ve sivil dinamiklerin bütünüdür. Devlet; doğmamış, doğrulmamıştır. Devlet; varoluş sebebidir. Devlet; Türkler için töredir, örftür, kültürdür, tarihtir, inançtır kısacası toplumu var eden tüm değerlerin kurumsal halidir.
Vali Yakup Canbolat'ı Aydın'a atayarak Ege sahillerini güvence altına alan Devlet, Emniyet Genel Müdürü Erol Ayyıldız'ı Bursa Valisi atayarak küresel güçlere Şah çekmiştir! Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin idari ve siyasi lideri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi anlamda vekaletini elinde tutan isim Bursa Milletvekili Efkan Ala olmak ile birlikte Efkan Ala eski bir Vali ve İçişleri Bakanıdır. Bursa ise kurucu Başkent ve köktür. Yani Devlet, siyasete sızmıştır. Siyaset, devlete değil!
Şahsım başta olmak üzere ülkenin genelinde hoş karşılanmayan Valiler Kararnamesi; iktidarın siyasi ortağı MHP'ye, Ali Yerlikaya eli ile verdiği bir rövanştır. AK Parti, son kararname ile İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya'ya kendisinin bozduğu MHP ile ilişkileri düzeltirmiştir. Olası Kabine değişimi sonrası gerçekleşecek köklü Valiler Kararnamesi ile çok sayıda Büyükşehir Valisi değişecek ve kim bilir Aydın Valisi Yakup Canbolat Ankara Valisi olurken, Bursa Valisi Erol Ayyıldız hangi göreve yükseltilecektir…
Sırlı kapılarının ardına kadar açıldığı Türkiye Yüzyılı'nda elbette bizlerde; kör kuyulara düşen Yusufların elinden tutacak, gönlü yaralı yoldaşların yarasını dağlayacak, akan tüm kanları son bir har ile kanayan yerleri közleyerek durduracağız diyenleri sabırla bekleyeceğiz.
Mesele artık bir kararname veya kabine meselesi değildir. Mesele artık bir Karar Verme meselesidir! Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kararını verecek ve yeni bin yıla açılacak Türkiye Yüzyılında, güçlü ve derin adımları atacaktır. On yıllarca susanların konuşmaya başladığı ve on yıllardır konuşanların susmaya başladığı aydınlık günler, tokluğun açlığa dönüştüğü gün kadar yakındır…