Mübarek Üç Ayların başladığı bu günlerde yine sizi sizden alan, bizi bize bağlayan değerli bir konu ile yeni haftaya merhaba demenin keyfini yaşıyoruz.
Kıymetli okurlarım, iyi ki varsınız!
Bugün sizlerle ölüm ötesinden; yaşarken ölmekten, ölmeden mezara girmekten ve yaşayan ölüler ile ölmüş yaşayanlardan ve süreçlerden bahsedeceğim. Bugün sizlere olaylar ve gerçekler üzerinden çeşitli yaklaşımlar ile gelirken aynı zamanda sizi sizden öteye taşıyacak ve size sizden olmayan sizi ve bizden olmayan ama bizimle yaşayan bizi anlatmaya çalışacağım.
Nasılsınız?
İyi misiniz?
Sabah kahvaltı yaptınız mı?
Oruçlu musunuz?
Uyandıysanız ve gözleriniz ile birlikte tüm duyularınız açıksa yazımı okumaya devam edebilirsiniz.
Sizlerden tek ricam lütfen yazımı kimsenin olmadığı ortamlarda okumayınız…
Gecenin bir yarısı mezarlıklarda dolaştığınız oldu mu?
Veyahut sabahın çok erken saatlerinde sabah namazı için camiye tek başına gidiyor musunuz?
Şahsen ben her ikisini de yapmamaya gayret ediyorum. Herkesin kişisel tercihine de saygı duyduğumu özellikle belirtmek isterim.
Peki, hiç tabuta girdiniz mi?
Yaşarken, gözleriniz ve tüm duyularınız açıkken herhangi bir yerde tabuta girdiniz mi?
Kapağının kapalı veya açık olması pek mühim değil…
Gecenin veya gündüzün herhangi bir vaktinde insanların içerisinde veyahut yalnız başına olduğunuz bir anda size özel sesler duydunuz mu?
Birilerinin veya birinin size fısıldadığına veyahut herhangi bir konu ile ilgili sizi uyardığına dair herhangi bir olay yaşadınız mı?
Kişi ve toplum öznesinde yaşanan birçok benzer olay ile karşılaşanlar olduğu gibi bu tür olayları hayal ötesi hatta kişinin delirmesine dair bulgu olarak değerlendirenler olduğuna tanıklık ediyoruz. Peki, tüm bu dediklerimi hatta daha fazlasını yaşayanlar var ise ne yapacağız?
Mezarlıklardan yürüyerek gelen ölmüş insanlar ile yüzleştiğimizde veyahut hiç olmadığına inandığımız varlıkları işittiğimizde veyahut gördüğümüzde ne yapacağız!
Bugün sizlerle büyük bir bilinmezliğin sırlı kapısını aralayacağız. Bugün sizlere anlatmak istediklerim belki birilerinin kayıt dışı hatıralarıdır, belki de devletlerin bile yaşandığına tanıklık ettikleri gizli kayıtlardır.
Kim bilebilir ki?
Sonuç itibariyle herhangi birimiz hayatımızın herhangi bir döneminde böyle bir olay yaşamış olsak ne yapabiliriz ki?
Veyahut bunu kiminle nasıl paylaşabiliriz ki?
Peki, ya olmayanlar olduysa ve görünmeyenler görüldüyse ne yapacağız?
Peki, şimdi yarının çok ötesinde ama dünün çok gerisinde ama bugünde değilsek ne yapacağız?
Öldükten sonra bir hayat var mı diye sormuyorum sizlere asıl sormak istediğim şey, ya ölüm yoksa?
Ya kimselerin duymadıklarını duyabiliyorsak…
Anadolu’nun doğudan ve kuzeyden sürekli batıya ve güneye kaymasındaki sırlara hiç vakıf oldunuz mu?
Uludağ’ın soğuk olduğu kadar ıssız ormanlarında hiç gezme fırsatı buldunuz mu?
Geceyi Uludağ’ın ormanlarında geçiren ve aklı başında dönen kaç kişi var?
Veyahut Tendürek’te, Nemrut’ta veyahut bir başka dağın ormanlarında…
Sizlere Kaçkar Dağı’ndan, Süphan başta olmak üzere Artos, Erciyes ve hatta Kızılkaya’dan bahsetmiyorum. Ama bahsetmediğim başka dağların sırları yok da demiyorum sizlere. Dağların ovalarına, ovaların nehir ve göletlerine değinmiyorum bile…
Hatta köylerine!
Şimdi sessizce ama bir o kadar da derin bir nefes alarak gözlerinizi kapatmadan hayal edin tüm bu dediklerimi. Gözlerinizi kapatmayın aksine gözleriniz dahil tüm duyularınız açık olsun. Derin, derin nefes alıp verin. Gözlerinizi kapatmayın. Çünkü gözlerinizi açtığınızda aynı yerde olmayabilirsiniz! Şimdi bulunduğunuz yeri terk ederek, haftaya kaldığınız yerden devam edebilirsiniz. Unutmayın; yaşıyorsunuz, hissediyorsunuz ve anormal değilsiniz…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ömer KÜÇÜKKAYA
Paranormal olaylar ve Subjektif gerçekler…
Mübarek Üç Ayların başladığı bu günlerde yine sizi sizden alan, bizi bize bağlayan değerli bir konu ile yeni haftaya merhaba demenin keyfini yaşıyoruz.
Kıymetli okurlarım, iyi ki varsınız!
Bugün sizlerle ölüm ötesinden; yaşarken ölmekten, ölmeden mezara girmekten ve yaşayan ölüler ile ölmüş yaşayanlardan ve süreçlerden bahsedeceğim. Bugün sizlere olaylar ve gerçekler üzerinden çeşitli yaklaşımlar ile gelirken aynı zamanda sizi sizden öteye taşıyacak ve size sizden olmayan sizi ve bizden olmayan ama bizimle yaşayan bizi anlatmaya çalışacağım.
Nasılsınız?
İyi misiniz?
Sabah kahvaltı yaptınız mı?
Oruçlu musunuz?
Uyandıysanız ve gözleriniz ile birlikte tüm duyularınız açıksa yazımı okumaya devam edebilirsiniz.
Sizlerden tek ricam lütfen yazımı kimsenin olmadığı ortamlarda okumayınız…
Gecenin bir yarısı mezarlıklarda dolaştığınız oldu mu?
Veyahut sabahın çok erken saatlerinde sabah namazı için camiye tek başına gidiyor musunuz?
Şahsen ben her ikisini de yapmamaya gayret ediyorum. Herkesin kişisel tercihine de saygı duyduğumu özellikle belirtmek isterim.
Peki, hiç tabuta girdiniz mi?
Yaşarken, gözleriniz ve tüm duyularınız açıkken herhangi bir yerde tabuta girdiniz mi?
Kapağının kapalı veya açık olması pek mühim değil…
Gecenin veya gündüzün herhangi bir vaktinde insanların içerisinde veyahut yalnız başına olduğunuz bir anda size özel sesler duydunuz mu?
Birilerinin veya birinin size fısıldadığına veyahut herhangi bir konu ile ilgili sizi uyardığına dair herhangi bir olay yaşadınız mı?
Kişi ve toplum öznesinde yaşanan birçok benzer olay ile karşılaşanlar olduğu gibi bu tür olayları hayal ötesi hatta kişinin delirmesine dair bulgu olarak değerlendirenler olduğuna tanıklık ediyoruz. Peki, tüm bu dediklerimi hatta daha fazlasını yaşayanlar var ise ne yapacağız?
Mezarlıklardan yürüyerek gelen ölmüş insanlar ile yüzleştiğimizde veyahut hiç olmadığına inandığımız varlıkları işittiğimizde veyahut gördüğümüzde ne yapacağız!
Bugün sizlerle büyük bir bilinmezliğin sırlı kapısını aralayacağız. Bugün sizlere anlatmak istediklerim belki birilerinin kayıt dışı hatıralarıdır, belki de devletlerin bile yaşandığına tanıklık ettikleri gizli kayıtlardır.
Kim bilebilir ki?
Sonuç itibariyle herhangi birimiz hayatımızın herhangi bir döneminde böyle bir olay yaşamış olsak ne yapabiliriz ki?
Veyahut bunu kiminle nasıl paylaşabiliriz ki?
Peki, ya olmayanlar olduysa ve görünmeyenler görüldüyse ne yapacağız?
Peki, şimdi yarının çok ötesinde ama dünün çok gerisinde ama bugünde değilsek ne yapacağız?
Öldükten sonra bir hayat var mı diye sormuyorum sizlere asıl sormak istediğim şey, ya ölüm yoksa?
Ya kimselerin duymadıklarını duyabiliyorsak…
Anadolu’nun doğudan ve kuzeyden sürekli batıya ve güneye kaymasındaki sırlara hiç vakıf oldunuz mu?
Uludağ’ın soğuk olduğu kadar ıssız ormanlarında hiç gezme fırsatı buldunuz mu?
Geceyi Uludağ’ın ormanlarında geçiren ve aklı başında dönen kaç kişi var?
Veyahut Tendürek’te, Nemrut’ta veyahut bir başka dağın ormanlarında…
Sizlere Kaçkar Dağı’ndan, Süphan başta olmak üzere Artos, Erciyes ve hatta Kızılkaya’dan bahsetmiyorum. Ama bahsetmediğim başka dağların sırları yok da demiyorum sizlere. Dağların ovalarına, ovaların nehir ve göletlerine değinmiyorum bile…
Hatta köylerine!
Şimdi sessizce ama bir o kadar da derin bir nefes alarak gözlerinizi kapatmadan hayal edin tüm bu dediklerimi. Gözlerinizi kapatmayın aksine gözleriniz dahil tüm duyularınız açık olsun. Derin, derin nefes alıp verin. Gözlerinizi kapatmayın. Çünkü gözlerinizi açtığınızda aynı yerde olmayabilirsiniz! Şimdi bulunduğunuz yeri terk ederek, haftaya kaldığınız yerden devam edebilirsiniz. Unutmayın; yaşıyorsunuz, hissediyorsunuz ve anormal değilsiniz…