Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Ne Kadar Yerli, Ne Kadar Milliyiz?

Yazının Giriş Tarihi: 15.06.2026 00:10
Yazının Güncellenme Tarihi: 15.06.2026 00:10

Günün ilk ışıkları ile sabah namazı sonrası dualar ve Kuran tilaveti ile Milli Takımın yanında olduk. Millet olarak dualarımız ile ama meydanlarda ama ekran başında büyük bir heyecan ile tek yürek, tek vücut olduk. Türkiye’nin yüreğini, gururunu, bayrağını Dünya Kupası'nda zirveye taşıyan A Milli Futbol Takımımızın dün olduğu gibi bugün, yarın ve her daim yanındayız…

Ve maç başladı! Dünya Kupası’nın o devasa sahnesinde ilk düdük çaldı ve sahadan boynumuz bükük ayrıldık. Mağlubiyet! Futbolun fıtratında var, eyvallah. Ancak bu mağlubiyet, skor tabelasının çok ötesinde, derin bir tezatlar yumağını ve ülkenin son yıllardaki en büyük amentüsü olan "Yerli ve Milli" söylemini yeniden masaya yatırmamıza vesile oldu. Gerçekten biz, “ne kadar Yerli ne kadar Milli'yiz?” diye hiç düşündünüz mü?

​Turnuva öncesi uçakları dolduran, sokakları inleten o görkemli uğurlama törenini hatırlayalım! Yerli otomobilimiz TOGG’lardan oluşan upuzun konvoylar, siren sesleri, göğsü kabaran bir halk... Gurur duymamak elde mi? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın her fırsatta altını çizdiği, "Türkiye Yüzyılı" mottosuyla taçlandırılan o büyük vizyon sahnede güneş gibi parlıyordu. Fakat o lüks konvoyların götürdüğü uçağın içindeki teknik kadroya baktığımızda karşımıza bambaşka bir gerçeklik çıktı! Tamamen yabancı bir teknik heyet…

​Kendi yetiştirdiğimiz, bu toprakların havasını solumuş, taktiği de duyguyu da “Türkçe” kurgulayacak bir tek hoca bulamamış gibi, milyar liralık hedefleri ve Türkiye'nin, Türk Milleti'nin kaderini yabancı akıllara emanet etmiştik! İşte tam bu noktada sormak gerekiyor; uğurlarken TOGG ile ne kadar yerliysek, sahada kulübeye bakınca o kadar yabancı mıyız?

​Bir ülkenin milli takımı, sadece pasaportu olanların değil, o ülkenin ekolünü ve ruhunu sahaya yansıtanların bütünü değil midir? Peki, 24 yıl sonra Dünya Kupası yolculuğunda biz bu gerçeği neden ıskaladık?

​Çelişki sadece kulübede değil, sahanın içinde de baş gösteriyor. Takımın omurgasını oluşturan oyuncuların bir kısmı Türkiye liglerinde yoğrulmuşken, önemli bir kısmı yurtdışı akademilerde veya kulüplerde yetişmiş, profesyonelliği gurbette öğrenmiş isimler. Elbette hepsi bizim evladımız, her birinin emeği başımızın üstüne. Ancak içerideki altyapı sistemimiz, kendi gençlerimize sunduğumuz imkanlar bu kadar kısırlarken, dışarıdan gelen hazır yeteneklerle "yerlilik" fetişizmi yapmak ne kadar gerçekçi? Veyahut biz, “Milli forma” giymeye layık gördüğümüz “yerli” sporcularımızı aynı forma altında ter atan ve top koşturan diğer arkadaşları ile ne kadar eşdeğer imkanlar ile yetiştirdik?

​Tüm bu organizasyonun, spor politikasının başındaki isme, Gençlik ve Spor Bakanımıza dönelim. EYT ile 40'lı yaşlarında emekli olan vatandaşları gündemde olan Türkiye'de ileri yaşıyla dikkat çeken Bakan Osman Aşık Bak, dinamizmi ile gelecek vaat eden bir isim mi? Gençlik koltuğunda Genç bir Bakan görmek harika olmaz mı? Vizyon, sadece yaşın getirdiği bir enerji mi? Liyakat ve yapısal sorunları çözme yeterliliği gençlerimiz de yok mu? Tesisleşme kavramını sadece bina dikmek sanan, yerli sporcu üretim endüstrisini kuramayan bir sistemde, “Bakanın yaşı kaç olursa olsun, sonuç maalesef vizyonsuzluk oluyor” diyenleri de göz ardı etmemeliyiz tabi…

​Vatandaş ise ikiye bölünmüş durumda. Bir taraf, TOGG konvoylu uğurlamaları, "Türkiye Yüzyılı" vurgusunu ve yerlilik söylemini sonuna kadar destekliyor; bunu bir uyanış olarak görüyor. Diğer taraf ise haklı olarak sorgulayarak; "Sloganlar yerli de, icraat neden hep dışa bağımlı?" cümlesini güçlendirerek içten içe yaygınlaştırıyor…

​Sonuç olarak; tabeladaki yenilgi geçer, yarın yeni bir maç kazanılır. Ancak zihniyetteki bu taklitçilik ve slogan milliyetçiliği değişmedikçe, biz daha çok "Yerli ve Milli" konvoylarla yabancı vizyonların mağlubiyetini izleriz. Gerçek bir Türkiye Yüzyılı, sadece yerli arabaya binip, yabancı hocadan medet umarak değil; kendi insanına, kendi hocana ve kendi sistemine inanarak kurulur diye düşünenlerden olmalıyız.

Ve işin en acı tarafı ise; Dünya Kupası’ndan yüzyıl önce Alman Komutanlara teslim edilen Türk Ordusu gibi yabancı hocalara teslim edilen Türk A Milli Futbol Takımımız ile şampiyonluk beklemek değerli okurlarım. Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışına Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluşuna sahne olan Dünya Savaşı'na gidiyor aklımız, ister istemez…

Türkiye Yüzyılı'nda böylesine bir gerçekliği ortaya koymasaydım, gelecek nesillere karşı kendi mi suçlu kabul ederdim. Kurucu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “Bütün ümidim gençliktedir" diyerek hepimize hayırlı bir gün diliyorum…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.