Anketlerle seçim belirleyen Türkiye’nin unuttuğu “istatistik” terimi aslında hem ülkenin, hem toplumun son 25 yıllık değişimine ışık tutacak derinlikte veriler sunuyor. Türkiye’nin son 25 yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetleri iktidarında yaşadığı sosyolojik, psikolojik, ekonomik ve kültürel değişimi göç dalgaları ile birlikte okuduğunuzda ortaya çıkan verilerin sizleri de şaşırtacağına eminim.
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2002’de iktidara gelmesiyle birlikte Türkiye’nin sadece siyasi yapısı değil; aile biriminden tarımsal üretim modellerine, dilin kullanımından inanç pratiklerine kadar her alanda köklü bir transformasyon gerçekleşmiştir.
2002 yılı kamuoyu araştırmalarında "kurumsal güven" ilk sırada yer alırken, 2020’li yıllarda siyasi kutuplaşmanın etkisiyle güven endeksleri partizan kimliklere göre keskin ayrışmalar göstermektedir. Sadakat biçimi açısından Türkiye; 2002 yılından sonra geleneksel parti aidiyetinden ziyade “karizmatik lider” odaklı ve "dava" merkezli bir yapıya bürünmüştür. Sosyal yardımların yerelleşmesi, seçmen ile devlet arasındaki bağı rızadan ziyade bir tür "korumacı bağlılığa" dönüştüğü aşikardır.
AK Parti ile birlikte başlayan inşaat odaklı büyüme özellikle büyük şehirlerde “Kentsel Dönüşüm” fırsatlarını ortaya çıkarmış ve şehirler normal hızın çok üzerinde büyümeler ile karşı karşıya kalmıştır. Türkiye’de kentleşme oranı %93’ü aşarken şehirler, "TOKİ estetiği" ve “dikey mimari” ile homojenleşme yaşamış, meydan odaklı kamusal alanlar yerini AVM merkezli tüketim alanlarına bırakmıştır.
İnşaat odaklı büyüme neticesinde köy tüzel kişiliklerinin büyükşehir yasasıyla mahalleye dönüşmesi; köyü, üretim merkezi olmaktan çıkarıp "dinlenme alanı" veya "varoş" haline getirmiş başta Bursa'nın dağ ve uzak ova köyleri dahil olmak üzere “hayalet köy” oranında artış yaşanmasına neden olmuştur.
Sanayi yükselirken tarım düşüşe geçti…
Tarım, çiftçilik ve sanayileşme öznesinde 25 yıllık AK Parti hükümetleri dönemini değerlendirdiğimizde görmekteyiz ki; ekonomi, üretimden ziyade hizmet ve inşaat sektörüne kaymış, savunma sanayi açılımları ile sanayileşme ülke genelinde hız kazanmıştır.
Türkiye'de 2002 yılında GSYH içindeki payı yüzde 10’un üzerinde olan tarım, bugün yüzde 6 bandına gerilemiştir. Çiftçi kayıt sistemine kayıtlı ÇKS belgeli kişi sayısı yaklaşık yüzde 25 azalırken, köy nüfusları hızla ihtiyarlamış ve azalmaktadır.
Tarım ve çiftçi gücü ile kurulan Türkiye’de sanayileşme; teknoloji yoğunluklu üretimden ziyade orta-düşük teknoloji ve montaj ağırlıklı bir yapıda kalmış, son yıllarda ise "Savunma Sanayii" özelinde bir atılım gerçekleştirilmiştir. Ve böyle bir süreçte tekstil, otomotiv, yüksek teknolojili ürünleri artan enflasyon ve yüksek döviz kuru nedeniyle iç piyasada satış düşüşleri yaşarken, vatandaşın geçim türü hızla “geçimsizlik” olarak belirginlik göstermektedir. Genç emekli sayısının hızla arttığı Türkiye’de, “genç işsiz” teriminin yerini hızla “üniversiteli işsiz” ifadesi almıştır.
Köylerin boşaldığı, ekonominin hızla kötüye gittiği Türkiye'de, “şehirleşme” ve “köy” kavramlarını yeniden gözden geçirerek sanayi ülkesi olduğumuz kadar tarım ülkesi olduğumuzu da hatırlamamız gereken bir süreçten geçmekteyiz. Türkiye’nin olası savaşların ve deprem ile doğal afetlerin yarattığı kitlesel riskleri göz önüne alarak olası kıtlık, susuzluk, güvenli ve sağlıklı gıdaya erişim sorunlarına ilişkin gerçeklerini öngören pozitif yatırımlara imza atma vakti geldi de geçiyor diyebiliriz…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ömer KÜÇÜKKAYA
Köyden şehire Türkiye Yüzyılı…
Anketlerle seçim belirleyen Türkiye’nin unuttuğu “istatistik” terimi aslında hem ülkenin, hem toplumun son 25 yıllık değişimine ışık tutacak derinlikte veriler sunuyor. Türkiye’nin son 25 yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetleri iktidarında yaşadığı sosyolojik, psikolojik, ekonomik ve kültürel değişimi göç dalgaları ile birlikte okuduğunuzda ortaya çıkan verilerin sizleri de şaşırtacağına eminim.
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2002’de iktidara gelmesiyle birlikte Türkiye’nin sadece siyasi yapısı değil; aile biriminden tarımsal üretim modellerine, dilin kullanımından inanç pratiklerine kadar her alanda köklü bir transformasyon gerçekleşmiştir.
2002 yılı kamuoyu araştırmalarında "kurumsal güven" ilk sırada yer alırken, 2020’li yıllarda siyasi kutuplaşmanın etkisiyle güven endeksleri partizan kimliklere göre keskin ayrışmalar göstermektedir. Sadakat biçimi açısından Türkiye; 2002 yılından sonra geleneksel parti aidiyetinden ziyade “karizmatik lider” odaklı ve "dava" merkezli bir yapıya bürünmüştür. Sosyal yardımların yerelleşmesi, seçmen ile devlet arasındaki bağı rızadan ziyade bir tür "korumacı bağlılığa" dönüştüğü aşikardır.
AK Parti ile birlikte başlayan inşaat odaklı büyüme özellikle büyük şehirlerde “Kentsel Dönüşüm” fırsatlarını ortaya çıkarmış ve şehirler normal hızın çok üzerinde büyümeler ile karşı karşıya kalmıştır. Türkiye’de kentleşme oranı %93’ü aşarken şehirler, "TOKİ estetiği" ve “dikey mimari” ile homojenleşme yaşamış, meydan odaklı kamusal alanlar yerini AVM merkezli tüketim alanlarına bırakmıştır.
İnşaat odaklı büyüme neticesinde köy tüzel kişiliklerinin büyükşehir yasasıyla mahalleye dönüşmesi; köyü, üretim merkezi olmaktan çıkarıp "dinlenme alanı" veya "varoş" haline getirmiş başta Bursa'nın dağ ve uzak ova köyleri dahil olmak üzere “hayalet köy” oranında artış yaşanmasına neden olmuştur.
Sanayi yükselirken tarım düşüşe geçti…
Tarım, çiftçilik ve sanayileşme öznesinde 25 yıllık AK Parti hükümetleri dönemini değerlendirdiğimizde görmekteyiz ki; ekonomi, üretimden ziyade hizmet ve inşaat sektörüne kaymış, savunma sanayi açılımları ile sanayileşme ülke genelinde hız kazanmıştır.
Türkiye'de 2002 yılında GSYH içindeki payı yüzde 10’un üzerinde olan tarım, bugün yüzde 6 bandına gerilemiştir. Çiftçi kayıt sistemine kayıtlı ÇKS belgeli kişi sayısı yaklaşık yüzde 25 azalırken, köy nüfusları hızla ihtiyarlamış ve azalmaktadır.
Tarım ve çiftçi gücü ile kurulan Türkiye’de sanayileşme; teknoloji yoğunluklu üretimden ziyade orta-düşük teknoloji ve montaj ağırlıklı bir yapıda kalmış, son yıllarda ise "Savunma Sanayii" özelinde bir atılım gerçekleştirilmiştir. Ve böyle bir süreçte tekstil, otomotiv, yüksek teknolojili ürünleri artan enflasyon ve yüksek döviz kuru nedeniyle iç piyasada satış düşüşleri yaşarken, vatandaşın geçim türü hızla “geçimsizlik” olarak belirginlik göstermektedir. Genç emekli sayısının hızla arttığı Türkiye’de, “genç işsiz” teriminin yerini hızla “üniversiteli işsiz” ifadesi almıştır.
Köylerin boşaldığı, ekonominin hızla kötüye gittiği Türkiye'de, “şehirleşme” ve “köy” kavramlarını yeniden gözden geçirerek sanayi ülkesi olduğumuz kadar tarım ülkesi olduğumuzu da hatırlamamız gereken bir süreçten geçmekteyiz. Türkiye’nin olası savaşların ve deprem ile doğal afetlerin yarattığı kitlesel riskleri göz önüne alarak olası kıtlık, susuzluk, güvenli ve sağlıklı gıdaya erişim sorunlarına ilişkin gerçeklerini öngören pozitif yatırımlara imza atma vakti geldi de geçiyor diyebiliriz…