Hava Durumu
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Darbe mi? Dabbe mi?

Yazının Giriş Tarihi: 16.05.2024 00:01
Yazının Güncellenme Tarihi: 15.05.2024 18:10

Zihinler uykudan uyandığında, uyku ile uyanıklık arasında kalındığında, herşeyin karışık ve her yerin toz duman olduğu bir vakitte, gündüz gibi gece uyuyamayanlara dua edeceksiniz…

Birilerinin 17/25 sürecinde ayılmaya başladığı karanlık süreci; biz çok seneler öncesinden fark ederek, bedelini hayatımıza dair her şeyimizi kaybederek ödedik! O gün bize inanmayanlar ile bizi kapı dışarı atmak isteyenlerin arasındaki organik bağlar gün gibi aşikar olmasına rağmen maalesef her vakit olduğu gibi yine karanlık hepimizin üzerine çökünce uyandı, her daim uyanık olması gerekenler! Tabi ki, iş işten geçmişti…

Milletvekili seçim listelerine dair hareketlilik başladığında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yeniden Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanı ve Cumhurbaşkanı olacağına dair görüşlerimi Milletvekili sayısı azalması şekli ile defaten ifade etmiştim. Küresel camianın en önemli hedefinin keskin bir hesaplaşma olduğunu 15 Temmuz süreci öncesi ve sonrasında köşe yazılarımda, sosyal medya paylaşımlarımda ve sonrası yakın tarihte “Libya ve Kaddafi” örnekleri ile ifade etmeye çalıştım. Ve bizim Bursa’dan gördüklerimizi; Ankara’da burnunun dibinde olanları fark edemeyenlerin fark etmesini beklemek en büyük hatamızdı. Birilerinin bizi, büyük şehir zabitleri ile tımar etmek istemelerine rağmen devlete sadakat borcumuzdan ötürü açıkça ve sürekli olarak her ortamda tüm acılarımızı öteleyerek gerçekleri ifade etmekle gerekeni her daim yaptım.

Türkiye gibi bir ülkede darbe girişimi olma ihtimalinin her daim var olmasının ana üç sebebi vardır. Bunlardan ilki, yabancı devlet askerlerinin bulunduğu askeri üs bölgeleridir. İkincisi; yabancı para birimi üzerinden ve bankacılık yolu ile ekonominin daraltılmasıdır. Üçüncüsü ise; bürokratik sessizlik ve sivil itaatsizlik ile vicdani redtir. İlk iki durum uzunca bir süredir varlığını sürdürürken, iktidarın kendi partililerinin sandığa gelmelerine rağmen sandığa boş oy pusulası atmaları disiplinli ve bilinçli bir sivil itaatsizlik girişimidir diyebilir miyiz? Bir şekilde iktidar veya karşıtı parti ile adaya oy verenlerin demokrasi seçeneğini her daim seçtiklerini kabul ettiğimizde, sandığa giderek iktidar partisinden olduğunu belirgin edecek şekilde ilçe ve il belediye başkanına oy atmayarak boş pusulayı sandığa atanların bu davranışlarını çok iyi değerlendirmek zorundayız! Çünkü; kişi, mutlak suretle sisteme veya otoriteye artı veya eksi yönlü tepkisini belli ederek değişimi veyahut mevcut otoriteyi destekleyen tercihleri ile kendini sandıkta ifade eder. Türkiye'de sandığa gitmesine rağmen muhtarlıkta ve/yada meclis üyeliğinde oy kullanmasına rağmen diğer pusulalarda hiç oy kullanmayan yada boş pusulayı sandığa atan kesimin bilinçaltını veyahut talimat adresini çok iyi okumalıyız!

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne ve Cumhurbaşkanı ile bağlı olduğu kamu otoritesine yönelik tamamen iç destekli ve dış talimatlı yeni bir kalkışma süreci olduğunu özellikle; futbol maçlarında yaşanan anormalliklerden, aşırı faiz artışlarından, bürokratik sessizlik ve kabullenmeden, bankalarda mevduat hesaplarda tutulan bireysel veyahut kurumsal sermaye gücünden, iktidar siyasilerinin olağan dışı hareketliliklerinden, terör ve bağlantılı yapıların sessizliğinden, yerelde seçimi kazananların yönetimi bir türlü tam anlamıyla ele alamamasından ve herşeyin ötesinde toplumun her katmanında var olan büyük sessizlikten ve yine içi boşaltılmış yerel yönetimlerden anlamak mümkün. Ki; ülke geneli araştırıldığında, enteresan bir şekilde iktidar kadar muhalefetin mutlak suretle kazanacağından emin oldukları yerel yönetim kasalarının da boş oldukları fark edilecektir! Bu hususta daha fazla bilgi ve beceriye sahip isimlerin uzun yıllardır çeşitli iftiralar ve yöntemler ile devlete hizmetten el çektirilmeleri, Ankara’nın gözlerinin önünde yaşananları görmemesinin ana temelini oluşturmaktadır.

Bugün özetle ifade etmek istemekteyiz ki; yaşanan süreçleri darbe veya dabbe olarak ayrıştırmak suretiyle değerlendirmek zorundayız. Darbe yapmak isteyenler ile dabbe yapmak isteyenler yani darbeyi engellemeye çalışanlar birbirine karıştırılmamalıdır!

Kamu tasarruf tedbirleri ile başlayan sıkılaşma sürecinin hızla daha güçlü bir kabine revizyonu ve özneye dönüş hareketi ile derhal hem bürokratik hemde siyasi değişim ile sonuçlanması şarttır. Kabine üyeleri, Bakan Yardımcıları, Genel Müdürler, Valiler silsilesinin değişimi ile başlayacak sürecin Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve hem AK Parti’nin hemde MHP’nin Genel Merkez binalarının temizlikleri ile sağlamlaştırılması ve sağlamasının yapılması ülkenin bekası adına şarttır. Öyle ki; olumsuz ekonomik koşullar ve bozulan sosyo ekonomik dengeler her türlü olağan dışı refleksi mümkün kılmaktadır!

Bilinmelidir ki; bizler, Vatan kendisini unutsa bile Vatanını her şeyin üstünde tutan acizlerden ve kimsesizlerden başka birşey değiliz…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.