Elbette son dönemde kilo verdiğimizden bahisle yemek masalarından uzak durduğumuz doğrudur. Lakin geçen akşamüstü, Bademli’de kentin eski ve yeni kuşak sanayicilerinin bir arada olduğu küçük, steril bir masada bulunma fırsatı yakaladım. Masada sadece Bursa’nın meşhur menülerinin modern bir gastronomi yorumu değil; kentin önümüzdeki on yılını belirleyecek o "büyük sessizlik" tartışılıyordu.
Herkesin dilinde aynı soru: “Bursa, analog dünyanın sanayi devi olarak kalmaya devam mı edecek, yoksa dijital ve yeşil aristokrasinin başkenti mi olacak?”
Aslında bu soruyu soranların ana ekseninde her ne kadar Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri olsa bile aslında konunun ana muhatabı, BTSO seçimleri ve süreci idi. Sonuç olarak hepimiz bilmekteyiz ki; BESOB maalesef artık kentin sokaklarında bile adı unutulan hatta körlerin sağırların birbirini “seçim kazandı” diye tebrik ettikleri, kendi yönetimi içinde olan Oda Başkanlarının seçim sonuçlarına dair tebrik fotoları paylaştığı bir ihtiyarlar kulübüne döndü. Tıpkı, TESK gibi…
Oysa Bursa Ticaret ve Sanayi Odası öyle mi? Ekonomiye yön veren hamleleri, ağırladığı Bakan ve Cumhurbaşkanları ile sektörel buluşmalara yaptığı ev sahipliği ile şehrin küresel gücü… İşte bu sebeple herkesin gözü kulağı BTSO koridorlarında ve seçim sürecinde.
BTSO’nun Koridorlarından Brüksel’e
Yıllardır şehri yazıp çizeriz; BTSO verileri açıklar, ihracat rekorları kırılır, otomotiv fabrikalarından çıkan araç sayılarıyla gururlanırız. Ama artık sadece rakamların bizi kurtarmayacağı bir eşikteyiz. 2026 yılı, Türkiye sanayisi için bir "hesaplaşma" yılı. Peki; kim, bunun ne kadar farkında…
Avrupa Birliği’nin “Sınırda Karbon Düzenlemesi” kapımıza dayandı. Artık Brüksel’deki bir bürokratın tek bir imzası, DOSAB’daki veya NOSAB’daki veya herhangi bir Organize Sanayi Bölgesindeki bir tekstil devinin veya üreticinin tüm kârlılık rasyolarını altüst edebiliyor. Dün masada oturan genç üçüncü kuşak sanayici bir dostum çok çarpıcı bir şey söyledi: “Ömer Bey, babam fabrikaya yeni bir makine alırken sadece üretim kapasitesine bakardı; ben ise o makinenin karbon ayak izine ve yapay zeka entegrasyonuna bakmak zorundayım. Yoksa küresel ligde yokuz.”
İşte tam olarak bu! Bursa basını olarak biz de artık sadece "kim ne kadar satmış" haberciliği yapamayız. Kentin yeni vizyonunu, bu genç ve vizyoner burjuvazinin dilinden okumak zorundayız. Bursaspor'dan bahsederken Basketbol Süper Ligi'nde gururumuz olan Bursaspor Basketbol'a atıfta bulunmadan yola devam edemeyiz. Bursaspor Ana Sponsorları kadar Bursaspor Basketbol Kulübü Ana Sponsoru da artık bizim için çok önemli…
Sadece Üretmek Yetmez: Nasıl Yaşadığımız da Önemli
Meslek büyüğümüz Ertuğrul Özkök yıllar önce Türk medyasında bir çığır açtığında, bize sadece siyaset anlatmadı; ne içtiğimizi, hangi müziği dinlediğimizi, nasıl yaşadığımızı da masaya yatırdı. Bursa, sadece fabrikaların bacasından ibaret bir gri kent değil, olmadı ve olmamalı…
Bursa; Mudanya’nın zeytin kokan rüzgarı, Gölyazı’nın gün batımı, Hanlar Bölgesi’nin entelektüel derinliğidir. Ve hatta Bursa; Yeşil'de içilen çay, Ulucami’de kılınan namaz ve Kapalı Çarşı’da edilen muhabbettir…
Eğer bu kentin sanayicisi, holding yöneticisi sadece fabrikadaki ciroyla ilgilenip; kentin tiyatrosuna, modern sanat galerilerine, gastronomi festivallerine sponsor olmuyorsa, orada gerçek bir "Bursa elitinden" bahsedemeyiz. Para kazanılır; ancak o parayla bir kent kültürü, bir yaşam estetiği inşa edilemiyorsa, o sanayi şehri sadece bir "şantiyeye" dönüşür.
Biz; “Bursa ve Bursalı olmak” derken gerçekler ile yüzleşmek zorundayız. Beton bir kentin hava kirliliğinde gri yaşamlar ile daha ne kadar var olabiliriz ki? Değişmek, gelişmek, geliştirmek, bütünleştirmek ve bütünleşmek zorundayız. Bursa'nın ruhunu Bursalılar olarak diri tutmaya mecburuz…
Benim İçin de Yeni Bir Sayfa
Bu yazı, benim için de sadece pazartesi rutininde bir köşe yazısı değil. Bundan sonra bu köşede ve Ekosektor.com’da sadece kuru bilançoları, resmi açıklamaları görmeyeceksiniz. Sizi artık özlediğimiz, unuttuğumuz ve hatta kaybetmek üzere olduğumuz Bursa ile bütünleştireceğim.
Bursa fabrikalarındaki robotik dönüşümü de yazacağım; Bademli’deki, Çekirge’deki o kapalı kapılar ardında konuşulan büyük stratejileri de... Sanayicinin masasındaki küresel kriz raporunu da analiz edeceğim; o sanayicinin hafta sonu hangi müzik albümünü dinlediğini, hangi sergiyi gezdiğini de...
Çünkü Bursa, Türkiye’nin amiral gemilerinden biri. Ve bu geminin kaptan köşkünde oturanların, sadece rotaya değil, denizin rengine ve gökyüzünün estetiğine de bakması gerekir. Bursa'nın sadece yönünü değil, ruhunu da onların tayin ettiğini hatırlatma vakti geldi de geçiyor bile…
Yaz mevsiminin bu ilk gününden itibaren yeni yazılarımda; kentin gerçek gücünü, yani ekonomiyi sosyolojiyle ve yaşam kültürüyle birleştirerek okumaya var mısınız? Siyasetin sokak arası dedikodularından sıyrılıp, iş dünyasının büyük hedefleri ışığında yol almaya hazır mısınız?
Ben hazırım. Yeni yazılarımda görüşmek üzere hepinize sağlık, esenlik ve bereket dolu bir gün diliyorum…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ömer KÜÇÜKKAYA
Bademli'den Brüksel'e: Bursa’nın Yeni Akıl Odası
Elbette son dönemde kilo verdiğimizden bahisle yemek masalarından uzak durduğumuz doğrudur. Lakin geçen akşamüstü, Bademli’de kentin eski ve yeni kuşak sanayicilerinin bir arada olduğu küçük, steril bir masada bulunma fırsatı yakaladım. Masada sadece Bursa’nın meşhur menülerinin modern bir gastronomi yorumu değil; kentin önümüzdeki on yılını belirleyecek o "büyük sessizlik" tartışılıyordu.
Herkesin dilinde aynı soru: “Bursa, analog dünyanın sanayi devi olarak kalmaya devam mı edecek, yoksa dijital ve yeşil aristokrasinin başkenti mi olacak?”
Aslında bu soruyu soranların ana ekseninde her ne kadar Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri olsa bile aslında konunun ana muhatabı, BTSO seçimleri ve süreci idi. Sonuç olarak hepimiz bilmekteyiz ki; BESOB maalesef artık kentin sokaklarında bile adı unutulan hatta körlerin sağırların birbirini “seçim kazandı” diye tebrik ettikleri, kendi yönetimi içinde olan Oda Başkanlarının seçim sonuçlarına dair tebrik fotoları paylaştığı bir ihtiyarlar kulübüne döndü. Tıpkı, TESK gibi…
Oysa Bursa Ticaret ve Sanayi Odası öyle mi? Ekonomiye yön veren hamleleri, ağırladığı Bakan ve Cumhurbaşkanları ile sektörel buluşmalara yaptığı ev sahipliği ile şehrin küresel gücü… İşte bu sebeple herkesin gözü kulağı BTSO koridorlarında ve seçim sürecinde.
BTSO’nun Koridorlarından Brüksel’e
Yıllardır şehri yazıp çizeriz; BTSO verileri açıklar, ihracat rekorları kırılır, otomotiv fabrikalarından çıkan araç sayılarıyla gururlanırız. Ama artık sadece rakamların bizi kurtarmayacağı bir eşikteyiz. 2026 yılı, Türkiye sanayisi için bir "hesaplaşma" yılı. Peki; kim, bunun ne kadar farkında…
Avrupa Birliği’nin “Sınırda Karbon Düzenlemesi” kapımıza dayandı. Artık Brüksel’deki bir bürokratın tek bir imzası, DOSAB’daki veya NOSAB’daki veya herhangi bir Organize Sanayi Bölgesindeki bir tekstil devinin veya üreticinin tüm kârlılık rasyolarını altüst edebiliyor. Dün masada oturan genç üçüncü kuşak sanayici bir dostum çok çarpıcı bir şey söyledi: “Ömer Bey, babam fabrikaya yeni bir makine alırken sadece üretim kapasitesine bakardı; ben ise o makinenin karbon ayak izine ve yapay zeka entegrasyonuna bakmak zorundayım. Yoksa küresel ligde yokuz.”
İşte tam olarak bu! Bursa basını olarak biz de artık sadece "kim ne kadar satmış" haberciliği yapamayız. Kentin yeni vizyonunu, bu genç ve vizyoner burjuvazinin dilinden okumak zorundayız. Bursaspor'dan bahsederken Basketbol Süper Ligi'nde gururumuz olan Bursaspor Basketbol'a atıfta bulunmadan yola devam edemeyiz. Bursaspor Ana Sponsorları kadar Bursaspor Basketbol Kulübü Ana Sponsoru da artık bizim için çok önemli…
Sadece Üretmek Yetmez: Nasıl Yaşadığımız da Önemli
Meslek büyüğümüz Ertuğrul Özkök yıllar önce Türk medyasında bir çığır açtığında, bize sadece siyaset anlatmadı; ne içtiğimizi, hangi müziği dinlediğimizi, nasıl yaşadığımızı da masaya yatırdı. Bursa, sadece fabrikaların bacasından ibaret bir gri kent değil, olmadı ve olmamalı…
Bursa; Mudanya’nın zeytin kokan rüzgarı, Gölyazı’nın gün batımı, Hanlar Bölgesi’nin entelektüel derinliğidir. Ve hatta Bursa; Yeşil'de içilen çay, Ulucami’de kılınan namaz ve Kapalı Çarşı’da edilen muhabbettir…
Eğer bu kentin sanayicisi, holding yöneticisi sadece fabrikadaki ciroyla ilgilenip; kentin tiyatrosuna, modern sanat galerilerine, gastronomi festivallerine sponsor olmuyorsa, orada gerçek bir "Bursa elitinden" bahsedemeyiz. Para kazanılır; ancak o parayla bir kent kültürü, bir yaşam estetiği inşa edilemiyorsa, o sanayi şehri sadece bir "şantiyeye" dönüşür.
Biz; “Bursa ve Bursalı olmak” derken gerçekler ile yüzleşmek zorundayız. Beton bir kentin hava kirliliğinde gri yaşamlar ile daha ne kadar var olabiliriz ki? Değişmek, gelişmek, geliştirmek, bütünleştirmek ve bütünleşmek zorundayız. Bursa'nın ruhunu Bursalılar olarak diri tutmaya mecburuz…
Benim İçin de Yeni Bir Sayfa
Bu yazı, benim için de sadece pazartesi rutininde bir köşe yazısı değil. Bundan sonra bu köşede ve Ekosektor.com’da sadece kuru bilançoları, resmi açıklamaları görmeyeceksiniz. Sizi artık özlediğimiz, unuttuğumuz ve hatta kaybetmek üzere olduğumuz Bursa ile bütünleştireceğim.
Bursa fabrikalarındaki robotik dönüşümü de yazacağım; Bademli’deki, Çekirge’deki o kapalı kapılar ardında konuşulan büyük stratejileri de... Sanayicinin masasındaki küresel kriz raporunu da analiz edeceğim; o sanayicinin hafta sonu hangi müzik albümünü dinlediğini, hangi sergiyi gezdiğini de...
Çünkü Bursa, Türkiye’nin amiral gemilerinden biri. Ve bu geminin kaptan köşkünde oturanların, sadece rotaya değil, denizin rengine ve gökyüzünün estetiğine de bakması gerekir. Bursa'nın sadece yönünü değil, ruhunu da onların tayin ettiğini hatırlatma vakti geldi de geçiyor bile…
Yaz mevsiminin bu ilk gününden itibaren yeni yazılarımda; kentin gerçek gücünü, yani ekonomiyi sosyolojiyle ve yaşam kültürüyle birleştirerek okumaya var mısınız? Siyasetin sokak arası dedikodularından sıyrılıp, iş dünyasının büyük hedefleri ışığında yol almaya hazır mısınız?
Ben hazırım. Yeni yazılarımda görüşmek üzere hepinize sağlık, esenlik ve bereket dolu bir gün diliyorum…