Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Ankara Rüzgârı: Mahkeme Kararları, Ekonomik Gerçekler ve Sandık Denklemi

Yazının Giriş Tarihi: 27.05.2026 00:10
Yazının Güncellenme Tarihi: 27.05.2026 00:10

Kurban Bayramının ilk gününde sizler ile siyaseti, ekonomiyi ve bayram sonrası gündemi değerlendirmek istiyorum. Küresel güç odakları nezdinde Türkiye’nin bir nevi “siyasi laboratuvar” olarak kabul gördüğünü hepimiz çok iyi bilmekteyiz.

Türkiye’nin Mayıs 2026 itibarıyla tarihinin en sıra dışı, hukuki ve sosyolojik olarak en karmaşık dönemlerinden birini yaşadığına hep birlikte şahitlik etmekteyiz. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin Cumhuriyet Halk Partisi'nin 38. Olağan Kurultayına yönelik verdiği "mutlak butlan" kararı, ana muhalefet partisini bir gecede ikiz liderlik ve çift başlılık sarmalına iterken, ekonomik göstergeler ve toplumsal talepler, sandık baskısını her geçen gün artıyor demek doğru bir ifadedir. İşte bu kaotik ve aşırı sıcak atmosferde, Türkiye’nin önümüzdeki döneme yön verecek yedi kritik sorununa dair bir siyasi analiz yazısını sizlerle buluşturmaya karar verdim.

Ve bugünü özellikle seçtiğimiz ifade etmek isterim. Bilindiği üzere 27 Mayıs 1960 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri adına 37 subayın “Millî Birlik Komitesi” adı ile gerçekleştirdiği, Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki ilk askeri darbe gerçekleşmiştir. Darbenin bildirisi Kurmay Albay Alparslan Türkeş tarafından radyodan okunmuş ve yönetime Emekli Orgeneral Cemal Gürsel liderliğinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin el konulduğu duyurulmuştur. Sürecin devamında “1924 Anayasası” feshedilerek yerine çok daha geniş hak ve özgürlükleri barındıran “1961 Anayasası” oy birliği ile kabul edilerek Milli Güvenlik Kurulu “MGK” kurulmuştur.

Ve o günden bugüne gelindiğinde görmekteyiz ki; Türkiye birçok defa darbeler ile savrulurken “15 Temmuz 2026 FETÖ Hain Darbe girişimi” Türk Milleti'nin feraseti ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin büyük azmi ve vatanseverliği ile püskürtülmüştür. Ve tarih Emekli Kurmay Albay Alparslan Türkeş'in “evlatlarım” dediği Ülkücüler ve Milliyetçi Hareket Partisi'ni ülke için yeniden ortaya çıkarmış ve Türkiye, Cumhur İttifakı ile “Türkiye Yüzyılı” ve “Terörsüz Türkiye” süreçlerini geldiğimiz süreçte yaşamaktadır…

Türkiye Yüzyılı'nın yükselişte olduğu bir dönemde Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin önünde ki siyasi, ekonomik, askeri ve stratejik denklemlere çeşitli başlıklar ve gündemler ışığında göz atacağız. Erken seçim olasılığını, Özgür Özel'in yeni parti heyecanını, Kılıçdaroğlu ile CHP'yi, olası Cumhurbaşkanı Adaylarını ve daha birçok soru ve soruna bu yazımızda değineceğiz…

2026 Erken Seçim Olasılığı ve Şartları

​Kurban Bayramının ilk günü itibarıyla 2026 yılında bir erken seçim yapılması olasılığı yüzde 65 civarındadır diyebiliriz. Normal şartlarda 2028’de yapılması gereken seçimleri öne çekmenin iki anayasal yolu bulunuyor: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın meclisi feshetmesi veya TBMM’de 360 milletvekilinin yani üçte beş çoğunluğun onay vermesi.

​Erken seçimin hayata geçmesi iki temel şarta bağlı. Birinci şart; ekonomik istikrar programının somut çıktılarının yani enflasyonda kalıcı düşüş ve refah artışının iktidar lehine bir rüzgâr yaratması halinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "kendi anayasal hakkını" kullanarak yeniden aday olabilme tartışmalarını aşmak adına Meclis kararıyla sandığı getirmek istemesi diyebiliriz. İkincisi ise, ana muhalefette yaşanan son hukuki krizin derinleşmesi ile muhalefetin blok halinde erken seçim talebini meclis aritmetiğine yansıtacak toplumsal bir tazyik oluşturmasıdır. Eğer son çeyreğe kadar bütçe disiplini ve döviz dengesi sağlanamazsa, sokaktaki ekonomik tıkanma iktidarı da muhalefeti de kaçınılmaz olarak 2026 sonbaharında sandıkla yüzleştirecektir diyebiliriz. Ve son faiz artışları ile birlikte artan hayat pahalılığı ile birlikte artan fiyatlar ile istikrarsızlık bunu tetiklemektedir…

​Özgür Özel’in Yeni Parti Kurma Senaryosu: İsim, Eksen ve Potansiyel

​Yaşanan mahkeme krizinin ardından Özgür Özel’in CHP içindeki gücünü koruyamaması ve yeni bir parti kurmaya zorlanması radikal bir senaryo olacaktır. Böyle bir durumda Özel’in kuracağı parti, geleneksel devletçi-ulusalcı çizgiden uzak, Avrupa tarzı "Sosyal Demokrat ve Özgürlükçü Sol" eksende yer alacaktır. Partinin ismi de bu vizyonu yansıtacak şekilde "Demokratik Dönüşüm Partisi (DDP)" veya "Özgürlükçü Sosyal Demokrat Parti (ÖSDP)" olabilir.

​Böyle bir yapının tek başına alabileceği ilk oy oranı %4 ile %6 bandında kalacaktır. Türk siyasi tarihi göstermiştir ki, ana gövdeden ayrılan partiler DSP'nin ilk dönemi hariç kurumsal kimliği ve delege gücünü arkasına almadıkça kitleselleşmekte zorlanmaktadır. Ancak Özgür Özel; CHP içindeki seküler, kentli gençleri ve değişim yanlısı seçmenin bir kısmını konsolide ederek, olası bir koalisyon veya ittifak ekosisteminde kilit bir "kilit parti" yani “kingmaker” rolü oynayabilir.

Ve yine Cumhuriyet Halk Partisi seçmeninin Türkiye’yi kuran Mustafa Kemal Atatürk'ün partisinden ayrılarak Özgür Özel ile yeni bir sürece ve yola çıkacağına inanmak sadece ütopya olacaktır. Ki, Özgür Özel, 47 yıl sonra Büyükşehir Belediye Başkanlığı kazandığı Bursa'ya bile 2 yılda 2 defa zar zor gelmiş ve yine tutuklu Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey'i, Ekrem İmamoğlu'nu savunduğu kadar savunmamıştır…

​Kemal Kılıçdaroğlu’nun Dönüşü ve CHP’yi Bekleyen Süreç

​Mahkemenin "mutlak butlan" kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden Genel Başkan ilan edilmesi, CHP’yi derin bir hukuki ve idari kriz sürecine sokmuş olsa bile bu değişim yüzde yüz memnuniyetsizlik yarattı diyemeyiz. Cumhuriyet Halk Partisi'ni öncelikle "Meşruiyet ve Çift Başlılık" krizi bekliyor. Yargıtay süreci tamamlanana kadar tüzük yönetimi, milletvekili listelerinin kimin imzasıyla sunulacağı ve belediye başkanları üzerindeki vesayet tartışmaları partiyi yıpratmaya devam ederken, şehirlerde yaşanan eylemlerde part içi krizin dönüştürüldü sokağa taştığını gösteriyor.

​Kemal Kılıçdaroğlu’nun dönüşü, 2023 seçimlerindeki "Altılı Masa" vizyonunu ve geleneksel delege dengesini yeniden canlandırma hamlesi olarak algılanmaktadır. Ancak bu durum, 31 Mart yerel seçim zaferiyle "kazanan parti" kimliği kazanan Cumhuriyet Halk Partisi tabanında bir motivasyon kaybı yaratacaktır algısı kuvvetlenmektedir. CHP’yi yakın vadede, acil bir "Olağanüstü Toparlanma Kurultayı" toplama mücadelesi ve parti içi hiziplerin yargı eliyle hesaplaştığı sancılı bir mahkeme trafiği bekliyor olsa bile CHP’nin acilen gençleşmesi ve topluma dönük yeniden “Anadolu Partisi” olmaya yönelmesi elzemdir. “CHP, çok uzun zamandır emekçinin, işçinin ve çiftçi ile köylünün partisi olmaktan uzak, Silivri Avukatlığına soyunan bir siyasi otorite olmuştur” diyen kitle azımsanmayacak kadar büyüktür.

​DSP, Yeniden Refah ve Merkez Sağın Erken Seçim Etkisi

​Olası bir erken seçimde diğer aktörler dengeleri kökten değiştirecek güce sahip midir? Bu soruyu aktörler üzerinden değerlendirmekte fayda vardır.

Yeniden Refah Partisi (YRP); ekonomik krizden bunalan, ancak ideolojik olarak sol muhalefete oy vermek istemeyen dindar-muhafazakar seçmenin ana sığınağı konumunu korumaktadır. Olası bir seçimde %6 - %8 bandına ulaşarak Cumhur İttifakı’nın eriyen oylarını doğrudan absorbe edebilir ve iktidarın meclis çoğunluğunu kaybetmesindeki en büyük etken olur düşüncesi son yerel seçimler ve saha görünürlüğü ile düşünüldüğünde gerçeklik ifade etmemektedir. Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan kadar parti teşkilatları da sokaktan ve toplumdan uzaklaşmış adeta seçimden seçime sahaya inen mobil bir yapıya bürünmüşlerdir.

Merkez Sağ Partileri İYİ Parti, DP, Deva, Gelecek hattı olarak değerlendirdiğimizde görmekteyiz ki; toplamda %5 - %7 civarında bir ağırlığa sahip olan bu blok, tek başlarına baraj sorunu yaşasa da kuracakları bir "Merkez Sağ İttifakı" ile seküler milliyetçi ve merkez muhafazakar oyları toplayabilir. Lakin bu birleşmenin liderliğini yapacak ismin kim olacağı, saha teşkilatlanması ve Milletvekili listesinde ki belirleyici unsurlar başarı için önemli kriterler arasında yer almaktadır.

Demokratik Sol Parti DSP öznesinde değerlendirdiğimizde sandık sonuçları sembolik düzeyde kalacaktır diyebiliriz. DSP’nin anket dağılımı %0.3 - %0.5 oy oranında gözükürken özellikle Bursadaki saha çalışmaları gözden kaçmamalıdır. Sol seçmendeki parçalanmada bir rıza üretme aracı olarak Cumhur İttifakı tarafından vitrinde tutulmaya çalışılacağı iddia edilen DSP özellikle Cumhuriyet Halk Partisi seçmeni için güvenilir limanların başında yer almaktadır diyebiliriz.

​AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Önündeki Sorunlar ve Çözüm Önerileri

​AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yeniden iktidar olabilmesinin önünde üç büyük duvar var olduğunu bugüne kadar birçok yazımda ifade ettiğim gibi tüm saha verileride bunları doğrulamaktadır.

Ekonomik Duvar: Yüksel ve tükenmek bilmeyen Enflasyon, eriyen satın alma gücü ve cari açık en başta gelen sorunlardır. Çözümü sadece faiz odaklı değil, üretim ve tarımsal sübvansiyon destekli "yapısal reform" paketine geçmekte bulabilecek AK Parti; kamuda göstermelik değil, radikal bir tasarruf hamlesinin başlatırken aynı zamanda hem kamu çalışanlarının hemde vatandaşın satın alma özgürlüğünü yeniden kazandırmalıdır.

Sosyolojik Duvar: "Metal yorgunluğu" ve 22 yıllık yönetimin getirdiği toplumsal kanıksanmışlık duygusu hızla derinleşmekte. Yeni nesille bağ kurulamaması en önemli sorun olurken, AK Parti mahalle ve sokakları adeta terk ederek salon siyasetini benimsemiştir diyebiliriz. AK Parti kadrolarının tepeden tırnağa gençleştirilmesi ve liyakat odaklı atamalarla adalet algısının restore edilmesi son bürokratik atamalarda görüldüğü şekli ile gerçekliğini yitirmiştir. Adalet ve Kalkınma Partisi, kendisini eleştiren ve kendisine kök bağı ile bağlı olanları ötelemesinin bedelini son olarak Bursa Büyükşehir Belediye seçimleri dahil birçok yerel yönetimde yaşadığı yenilgi ile ödemiştir. Vatandaşın sözünü dinlemeyen ve sokağı duymayan yapıların hızla tasfiyesi ile başarı kaçınılmazdır.

Stratejik Duvar: AK Parti’nin Cumhur İttifakı ortaklarına olan aşırı bağımlılığı ve bu durumun merkezi süreçlere yansıması, seçmeni ürkütmekte. Vatandaş; “Avrupa Birliği” hedefinden “Büyük Ortadoğu” hedefine sürüklenmesinin tek sorumlusu olarak AK Parti'yi ve Cumhur İttifakını görmektedir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde AK Parti ve Cumhur İttifakının hızla kutuplaştırıcı dilden vazgeçerek, kapsayıcı ve kucaklayıcı bir "Merkez Siyaset" söylemine geri dönmesi şart. Bu söylem için “Terörsüz Türkiye” ve “Türkiye Yüzyılı” çok önemli fırsatlar olduğu halinde maalesef AK Parti sahada MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve MHP teşkilatları kadar süreci sahiplenmediğinden ötürü eleştiri oklarının hedefindedir.

​Mansur Yavaş Dışındaki Olası Cumhurbaşkanı Adayları

​Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısına çıkabilecek potansiyel aday havuzu oldukça dinamik olmasına rağmen aday profillerinin toplumsal projeden uzak söylemleri halkta karşılıklarını azaltmaktadır.

​CHP’deki hukuki karmaşaya rağmen, İstanbul’u iki kez kazanmış lider figürü olarak doğal ve en güçlü aday adayı olan “Ekrem İmamoğlu”, Karadeniz seçmeninden ve Kürt seçmenden oy alabilme esnekliği ile en avantajlı aday diyebiliriz. Tutukluluk süreci ve bu sürecin mahkeme sahnelerinin sahaya yansımadı İmamoğlu'nu adeta bir “Robin Hood” olarak göstermektedir.

​İktidar blokunun, Recep Tayyip sonrası veya Erdoğan’ın aday olamadığı senaryoda "teknokrat, milliyetçi ve vizyoner genç lider" olarak sahaya sürebileceği sürpriz aktörlerden biri “Selçuk Bayraktar” öne çıkıyor diyebiliriz. Bayraktar'ın Milli Savunma Sanayi başarıları ve aile yapısı öne çıkan en büyük artıları diyebiliriz. Lakin Selçuk Bayraktar'ın sahadan ve siyasetten ziyade bilim ve beyin ile ilgisinin yüksek olması, gençlerin ve sivil toplum kuruluşlarının gözdesi olan “Bilal Erdoğan” markasını favori kılıyor. Bilal Erdoğan'ın halkla ilişkiler ve söylemsel yetenekleri, halkta ve teşkilat içerisinde daha baskın bir isim olmasını güçlendiriyor.

​Muhafazakar bloğun alternatifsiz kalması durumunda, sağın çatı adayı olarak denkleme girmesi muhtemel isimlerden biri olan “Fatih Erbakan” sokağın beklentilerini karşılayacak bir isimdir diyemeyiz.

Milliyetçi ve Ulusalcı seçmenin konsolidasyonu için üçüncü bir ittifakın adayı olarak pusulada yer alması muhtemel isimler arasında “​Müsavat Dervişoğlu” veya “Ümit Özdağ” isimleri öne çıkarılıyor olsa bile her iki isimde “Mansur Yavaş” etkisi yaratabilecek toplumsal güce sahip değiller..

​Toplumsal Kesimlerin İktidara Bakışı ve Muhalefetin Oy Potansiyeli

​İktisadi geleceksizlik ve özgürlük kısıtlamaları nedeniyle gençler, hükümete mesafeli bir duruş sergiliyor. Muhalefetin bu kesimden oy alma olasılığı yüzde 65'in üzerinde olmasına rağmen özellikle yerel yönetimlerde daha aktif genç işgücünün önemsemeyen CHP için bu kapı yarı açık diyebiliriz. Ve yine kamuda genç istihdamı ve girişimciler ile genç esnafa dönük reform taleplerini hükümetin görmemesi iktidarın en büyük handikapları olarak sahaya negatif oy olarak yansıyor.

Yüksek enflasyon karşısında maaşlarının erimesi nedeniyle iktidara en kırgın ve öfkeli kesim olarak öne çıkan emekli vatandaşlar her açıdan umutsuz diyebiliriz. Geleneksel olarak AK Parti'ye oy veren bu kitlenin muhalefete özellikle merkez sol ve sağ partilere kayma olasılığı %45-50 civarında olarak öngörülüyor olsa bile muhalefetin emekliler için sürdürülebilir bir projesi olmaması iktidarın en önemli avantajları arasında yer alıyor.

Artan girdi maliyetleri mazot, gübre, kira ve daha birçok etken nedeniyle zor durumda olan ​Esnaf ve Köylüler hükümete aşırı tepkili olsalar bile güvenlik kaygıları ve muhafazakar refleksler nedeniyle hâlâ iktidara kredi tanıyorlar. Muhalefetin bu kesimi ikna etme olasılığı %40 seviyesinde öngörülüyor olsa bile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti hükümetlerinin iktidarı esnaf ve köylü seçmen için muhalefete göre daha güvenli liman olarak ortaya çıkıyor.

​Türkiye siyaseti, hukuki labirentler ile ekonomik gerçeklerin kesiştiği kritik bir kavşakta sıkışmış durumda. Muhalefet, kendi içindeki çift başlılık krizini çözebildiği, iktidar ise tabandaki ekonomik kırgınlığı tamir edebildiği ölçüde geleceği inşa ederek gücüne güç katabilecek bir sarmalın içerisine sıkışmış durumda. Elbette alternatifsiz tek lider olarak 24 yıldır Türkiye'yi yöneten Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın hem AK Parti içerisinde hem bürokratik kadrolarda hemde adli ve idari süreçlere yönelik güçlü reformlara imza atması şart. Türkiye’nin önündeki engellerin kaldırılması için “Terörsüz Türkiye” en önemli aktör olurken, “Türkiye Yüzyılı” için “Genel AF”, “Yeni Anayasa” ve “Sosyoekonomik Reformlar” olmazsa olmaz gerçekler olarak önümüzde durmaktadır.

Kurban Bayramının ilk gününde sizlerle buluşturduğum bu analiz yazısını bayramlaşmaya gittiğiniz ortamlarda değerlendirmenizi ve Türkiye’ye artı değerler katacak fikirsel ve söylemsel değerlendirmeler ile öne çıktığınız yeni bir dönemi arzu ediyorum. “Türkiye Yüzyılı” sadece ülkemiz ve bölgemiz için değil, tüm insanlık için tarihi bir fırsat ve virajdır diyerek hepimizin Mübarek Kurban Bayramını tebrik eder, bu mübarek günlerin hayırlara vesile olmasını en içten duygularımla dua ederim.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.