Sene 1994. Bundan tam tamına 30 yıl önce. Süt üreticileri, fabrikaların çiğ süt fiyatlarında indirim yapmak istemesi ve üreticinin elindeki sütlerin hepsini almak istemeyişi nedeniyle Bursa’da büyük bir eylem yaptı.
Adres, Mustafakemalpaşa ilçesi merkezli, Karacabey ve Susurluk, Gönen ilçeleri destekli eylemin yeri yine Bursa İzmir Yolu idi.
O gün, üreticilerimiz yine traktörlerine bindiler. İzmir Yolunda yine tek şerit halinde, trafiği fazla tehlikeye düşürmeden, kendi dert ve şikayetlerini anlama adına kendilerince eylem yaptılar. Hükümet, Doğru Yol Partisi ve SHP, yani bugünün CHP’si ile yapılan koalisyon. Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı, Tansu Çiller’de Türkiye’nin ilk kadın başbakanı olarak görevde.
Ekonomide yine sıkıntılı günler var. Gecelik repo faiz uygulamasının yapıldığı günleri yaşıyorduk.
Bursalı süt üreticilerimiz, fabrikaların verdikleri fiyatların yem ücretlerini bile karşılamadıklarını belirterek o gün binlerce ton sütü heba edip, “sütümüz para etmiyor. Bizlerde devlet desteği bekliyoruz” diye seslerini duyurmuşlardı.
Aradan 30 yıl geçtikten sonra yine aynı bölgede, aynı adres ve ayrı yolda bu kez tarım üreticisi insanlarımız yolu döküldüler.
Aslında bu eylem, Bursalı üreticilerin tek başlarına yaptıkları eylem olmaktan çıkıp, ülkemizdeki hayvancılık, tarım ve üreticilerin içinde bulundukları bütün sorunların, tek bir hamlede, ilgililere ve yetkililere göstererek anlatma işlemine dönüştü.
Üreticilerimiz Tarım Bakanının eylem alanına gelmesini istediler. Bakan gelmedi. Akademik oda temsilcilerinin gelmesini istediler. Sanırım onlarda ulaşmakta güçlük çektiler. Siyasetçilerin gelmesini beklediler.
İYİ Partili Bursa milletvekili Selçuk Türkoğlu’ndan başka siyasetçi bölgeye ulaşmadı.
Yine de sosyal medya ve medya ajansları kanalıyla, TV kanalları, radyo kanalları, gazeteler ve dergiler kanalıyla da seslerini duyurma imkanı elde ettiler.
Devlet görevlileri, toplantı üstüne toplantı yapıp, üreticilerin bazı tüccarların insafına bırakılmayacağını beyan ederek, önce 25 bin ton sonrasında 30 bin ton, en son olarak da 50 bin tona yakın salçalık domateslerin piyasalardaki fiyat dengesinin sağlanması adına, devlet tarafından alınacağını duyurdular.
Peki, bu açıklama, üreticileri tatmin edebildi mi?
Asıl mesele burada gizli.
Tarlasına ektiği karpuz ve kavunu para etmeyen, soğan patatesi para etmeyen, domatesi salça fabrikalarının insafına gelmiş fiyatlarla satmak zorunda kalan üreticilerimiz, “artık bıçak kemiğe dayandı!” sözlerinde haklı olduklarını rakamlarla ve yaşadıklarıyla gösterip anlattılar.
Domates için bu yıl belki istenilen fiyat olmasa da yapılan masrafların karşılanabileceği bir fiyatla ürünlerini satabilme imkanı bulan üreticilerimiz, sevinçli değil ama seslerini duyurmanın mutluluğunu yaşıyorlar.
Hatırlamakta fayda var.
30 yıl önceki Süt eylemlerinde, üreticilerimiz istediklerini elde edebilme adına epey uğraş vermişlerdi. O dönem aslında bugünden belki bir tık daha iyi gibi gözüküyordu. Çünkü, üretim maliyetleri ile satış fiyatları arasında azda olsa kar marjı vardı. Birde, üreticilerimiz, “süt para etmiyor” düşüncesiyle bugün olduğu gibi ineklerini kestirip, et fiyatına satmıyordu.
Ama, süt eylemi dünya genelinde ses getirmişti. Sonrasında hükümet, çiftçinin ve üreticilerin, çalışanların, hatta bazı iş insanlarının ekonomik eleştirileri üzerine iktidarda daha fazla kalamayıp, erken seçim kararı almışlardı.
Gelelim bugüne.
Ekonomideki göstergeler iyi olduğu söyleniyor. Ama, vatandaşa, halka yansıması galiba yok. Asgari ücretli ve emeklilerimiz, aldıkları paraları bir haftalık geçim için bile değerlendiremiyorlar. Enflasyon karşısında dirençlerini kaybetmiş durumdalar.
Üreticilerimiz, eylem yaparken öylesine dikkatli davranmışlar ki vatana, millete ve istikrara zarar vermeme adına söylemlerini dikkatli seçmişler. Çünkü, “biz üreticiyiz, köylüyüz. Siyaset bizim işimiz değil!” diye konuşuyorlar. İfadeleri aynen böyle. Fakat, sandık önlerine geldiğinde ise kendilerini bu duruma getirenlerle hesaplaşıyorlar. Nitekim, 2024 mahalli seçimlerinde bunu gördük.
Yine, 1994 süt eşlemlerinden sonra yapılan ilk erken seçimde aynı siyasi uyarı ve sandık sonuçlarını görmüştük. Burada, siyasetin gücü ve konuya yaklaşımları çok önemli.
Olayları, “eylemci üreticiler, istedikleri aldılar” şeklinde değerlendirmeye çalıştıklarında, sonuç pek iç açıcı olmaz. Tarihten ders almak lazım. Süt üreticileri 1994 yılında eylem yaptılar, hükümet gitti.
Yapılan eylem ve isteklere kalıcı çözüm getirilmediği, anlık çözüm, 25 bin ton domates alımı veya alımların 50 bin tona çıkarılması, bu seneyi kurtarıyor. Gelecek sene ne olacak?
Asıl mesele ve çözüm için formül geliştirilmesi gerekli nokta burası. Kalıcı çözüm gerekiyor. Ülkemizde senelerdir Hal Kanunu tartışılıyor. En son 2007 yılında çıkarıldı. Küçük bir azınlık dışında bu kanundan kimse memnun değil. Tarlada bir TL olan ürün, market, çarşı tezgahlarında 25 TL oluveriyor.
Aracıların, köylünün ürettiği mal ve hizmetlerden kat ve kat para kazandıkları iddia ve söylemleri tekrar alevlendi. Hani, AK Parti kurulduğu 14 Ağustos 2001 yılındaki parti programında, üreticilerin ve köylülerin haklarının korunması için tarladan sofraya başlığı altında yeni bir model önermişti. Köylü ve üretici kardeşlerimizde 2002 yılında AK Parti’yi tek başına iktidara taşımıştı.
İşte o söylemin gerçekleştirilmesi bekleniyor tam tamına 22 yıldır. Sıkışınca, soğan patates çadırları kurulup, halka ucuz mal satmak yerine, kalıcı çözümlerle tarladan sofraya tarım ürünleri satışı gerçekleşmeli. Ekonomi ve enflasyon mücadelesinde, alın teri ve hakkın korunmasında tek çözüm bu gibi gözüküyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Muharrem KARABULUT
Üretici eylemleri
Sene 1994. Bundan tam tamına 30 yıl önce. Süt üreticileri, fabrikaların çiğ süt fiyatlarında indirim yapmak istemesi ve üreticinin elindeki sütlerin hepsini almak istemeyişi nedeniyle Bursa’da büyük bir eylem yaptı.
Adres, Mustafakemalpaşa ilçesi merkezli, Karacabey ve Susurluk, Gönen ilçeleri destekli eylemin yeri yine Bursa İzmir Yolu idi.
O gün, üreticilerimiz yine traktörlerine bindiler. İzmir Yolunda yine tek şerit halinde, trafiği fazla tehlikeye düşürmeden, kendi dert ve şikayetlerini anlama adına kendilerince eylem yaptılar. Hükümet, Doğru Yol Partisi ve SHP, yani bugünün CHP’si ile yapılan koalisyon. Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı, Tansu Çiller’de Türkiye’nin ilk kadın başbakanı olarak görevde.
Ekonomide yine sıkıntılı günler var. Gecelik repo faiz uygulamasının yapıldığı günleri yaşıyorduk.
Bursalı süt üreticilerimiz, fabrikaların verdikleri fiyatların yem ücretlerini bile karşılamadıklarını belirterek o gün binlerce ton sütü heba edip, “sütümüz para etmiyor. Bizlerde devlet desteği bekliyoruz” diye seslerini duyurmuşlardı.
Aradan 30 yıl geçtikten sonra yine aynı bölgede, aynı adres ve ayrı yolda bu kez tarım üreticisi insanlarımız yolu döküldüler.
Aslında bu eylem, Bursalı üreticilerin tek başlarına yaptıkları eylem olmaktan çıkıp, ülkemizdeki hayvancılık, tarım ve üreticilerin içinde bulundukları bütün sorunların, tek bir hamlede, ilgililere ve yetkililere göstererek anlatma işlemine dönüştü.
Üreticilerimiz Tarım Bakanının eylem alanına gelmesini istediler. Bakan gelmedi. Akademik oda temsilcilerinin gelmesini istediler. Sanırım onlarda ulaşmakta güçlük çektiler. Siyasetçilerin gelmesini beklediler.
İYİ Partili Bursa milletvekili Selçuk Türkoğlu’ndan başka siyasetçi bölgeye ulaşmadı.
Yine de sosyal medya ve medya ajansları kanalıyla, TV kanalları, radyo kanalları, gazeteler ve dergiler kanalıyla da seslerini duyurma imkanı elde ettiler.
Devlet görevlileri, toplantı üstüne toplantı yapıp, üreticilerin bazı tüccarların insafına bırakılmayacağını beyan ederek, önce 25 bin ton sonrasında 30 bin ton, en son olarak da 50 bin tona yakın salçalık domateslerin piyasalardaki fiyat dengesinin sağlanması adına, devlet tarafından alınacağını duyurdular.
Peki, bu açıklama, üreticileri tatmin edebildi mi?
Asıl mesele burada gizli.
Tarlasına ektiği karpuz ve kavunu para etmeyen, soğan patatesi para etmeyen, domatesi salça fabrikalarının insafına gelmiş fiyatlarla satmak zorunda kalan üreticilerimiz, “artık bıçak kemiğe dayandı!” sözlerinde haklı olduklarını rakamlarla ve yaşadıklarıyla gösterip anlattılar.
Domates için bu yıl belki istenilen fiyat olmasa da yapılan masrafların karşılanabileceği bir fiyatla ürünlerini satabilme imkanı bulan üreticilerimiz, sevinçli değil ama seslerini duyurmanın mutluluğunu yaşıyorlar.
Hatırlamakta fayda var.
30 yıl önceki Süt eylemlerinde, üreticilerimiz istediklerini elde edebilme adına epey uğraş vermişlerdi. O dönem aslında bugünden belki bir tık daha iyi gibi gözüküyordu. Çünkü, üretim maliyetleri ile satış fiyatları arasında azda olsa kar marjı vardı. Birde, üreticilerimiz, “süt para etmiyor” düşüncesiyle bugün olduğu gibi ineklerini kestirip, et fiyatına satmıyordu.
Ama, süt eylemi dünya genelinde ses getirmişti. Sonrasında hükümet, çiftçinin ve üreticilerin, çalışanların, hatta bazı iş insanlarının ekonomik eleştirileri üzerine iktidarda daha fazla kalamayıp, erken seçim kararı almışlardı.
Gelelim bugüne.
Ekonomideki göstergeler iyi olduğu söyleniyor. Ama, vatandaşa, halka yansıması galiba yok. Asgari ücretli ve emeklilerimiz, aldıkları paraları bir haftalık geçim için bile değerlendiremiyorlar. Enflasyon karşısında dirençlerini kaybetmiş durumdalar.
Üreticilerimiz, eylem yaparken öylesine dikkatli davranmışlar ki vatana, millete ve istikrara zarar vermeme adına söylemlerini dikkatli seçmişler. Çünkü, “biz üreticiyiz, köylüyüz. Siyaset bizim işimiz değil!” diye konuşuyorlar. İfadeleri aynen böyle. Fakat, sandık önlerine geldiğinde ise kendilerini bu duruma getirenlerle hesaplaşıyorlar. Nitekim, 2024 mahalli seçimlerinde bunu gördük.
Yine, 1994 süt eşlemlerinden sonra yapılan ilk erken seçimde aynı siyasi uyarı ve sandık sonuçlarını görmüştük. Burada, siyasetin gücü ve konuya yaklaşımları çok önemli.
Olayları, “eylemci üreticiler, istedikleri aldılar” şeklinde değerlendirmeye çalıştıklarında, sonuç pek iç açıcı olmaz. Tarihten ders almak lazım. Süt üreticileri 1994 yılında eylem yaptılar, hükümet gitti.
Yapılan eylem ve isteklere kalıcı çözüm getirilmediği, anlık çözüm, 25 bin ton domates alımı veya alımların 50 bin tona çıkarılması, bu seneyi kurtarıyor. Gelecek sene ne olacak?
Asıl mesele ve çözüm için formül geliştirilmesi gerekli nokta burası. Kalıcı çözüm gerekiyor. Ülkemizde senelerdir Hal Kanunu tartışılıyor. En son 2007 yılında çıkarıldı. Küçük bir azınlık dışında bu kanundan kimse memnun değil. Tarlada bir TL olan ürün, market, çarşı tezgahlarında 25 TL oluveriyor.
Aracıların, köylünün ürettiği mal ve hizmetlerden kat ve kat para kazandıkları iddia ve söylemleri tekrar alevlendi. Hani, AK Parti kurulduğu 14 Ağustos 2001 yılındaki parti programında, üreticilerin ve köylülerin haklarının korunması için tarladan sofraya başlığı altında yeni bir model önermişti. Köylü ve üretici kardeşlerimizde 2002 yılında AK Parti’yi tek başına iktidara taşımıştı.
İşte o söylemin gerçekleştirilmesi bekleniyor tam tamına 22 yıldır. Sıkışınca, soğan patates çadırları kurulup, halka ucuz mal satmak yerine, kalıcı çözümlerle tarladan sofraya tarım ürünleri satışı gerçekleşmeli. Ekonomi ve enflasyon mücadelesinde, alın teri ve hakkın korunmasında tek çözüm bu gibi gözüküyor.