Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Üniversitelerin temeli sarsılıyor

Yazının Giriş Tarihi: 04.02.2026 00:15
Yazının Güncellenme Tarihi: 04.02.2026 00:15

Büyüklerimiz bizlere nasihat verirken söyledikleri sözlerin en başında eğitim için “oku da ne okursan oku!” cümlesi ağırlık kazanıyor. Bunun yanında okumanın önemini belirten çok özlü sözlerimiz de var. İnandığımız Kuranı Kerim bile Rabbimizin ilk emri olarak “oku” ile başlıyor.

Okumanın önemini ve anlamını, topluma kazandırdığı eğitim kalitesini bilmeyenimiz yok. Bunu en güzelde Hz. Ali ifade etmiş. “Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum.”

Bütün bunlar ideal toplum ve ideal gençlik için çok önemli. Gel gelelim, evdeki hesap hiçbir zaman eğitime, ülkemizdeki Yüksek eğitimi düzenleyen Yüksek Öğretim Kurulu uygulamalarına hiç mi hiç uymuyor. Yurt dışı denklik meselesinden tutunda, vakıf üniversitelerinin öğrenci kapsa yarışları bile Hazine ve Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek’in de dikkatlerini çekmişti.

Eğitimde temelden tavana kadar pek çok sıkıntı var. Sorun var. Bazılarının çözümlenmesi aslında çok basit. Yüz binlerce öğrencinin derdi olan denklik meselesi, yönetmelik değişikliğiyle çözümlenmesi mümkün iken, öğrenciler, mahkemelerde süründürülüyor. Bazı mahkemelerinde iddialara göre kes, kopyala yapıştır şeklindeki ısmarlama kararlar verdikleri iddia ve eleştirileri de bu toplumun kanayan yarası halinde.

Türkiye’de yükseköğretimin akademik kadro dengesi son yıllarda dikkat çekici biçimde değişiyor. 2025 Ar Ge ve inovasyon raporu, öğretim üyesi sayısındaki hızlı artışa karşın araştırma ve öğretim görevlisi sayılarındaki düşüşü gözler önüne serdi.

Uzmanlar, bu tablonun üniversitelerin bilimsel üretim kapasitesine ve genç akademisyen yetiştirme sürecine etkilerinin tartışılması gerektiğine dikkat çekti.

Raporda yer alan verilere göre, Türkiye’de öğretim üyesi sayısı son sekiz yılda yaklaşık yüzde 44 artarak 77 binden 111 bin seviyesine yükseldi. Buna karşın akademik üretimin “mutfağı” olarak tanımlanan araştırma ve öğretim görevlisi sayılarında düşüş yaşandı.

Yani, akademik unvanlı üniversite görevlilerinin sayıları hızla artarken, mesleğe yeni adım atacak olanların ilk basamağı olan Araştırma Görevlisi veya Öğretim Görevlisi kadro sayılarında akıl almaz derecede azalma var. YÖK’ün nerede ise sekiz yıldır üniversitelere bu sıfatlarla ilgili olarak yeterli kadro vermediği eleştirileri de üniversitelerin temelleri sarsılıyor şeklinde yorumlanıyor.

Eğitim uzmanlarının konuşla ilgili görüşleri şöyle;

“Öğretim üyesi sayısındaki artışın tek başına olumlu bir gelişme olarak görülmemeli. Bu tabloyu yükseköğretimde bir sayısal büyüme olarak okumak mümkün değildir. Asıl belirleyici olan, üniversitelerin akademik omurgasının nasıl şekillendiğidir. Araştırma ve öğretim görevlisi sayılarındaki düşüşün yapısal bir soruna işaret ettiğini görebiliyoruz. Asistan ve okutman kadrolarının daralması, sağlıklı bir akademik gelişmeden çok ciddi bir dengesizliğe işaret etmektedir. Bunu şöyle anlatabiliriz, temeli olmayan bir binanın çok güzel makyajlanıp, modern görünüm haline getirilmesi, o binanın sağlam olduğu anlamını taşımaz.

Dikkat edilmesi gereken çok önemli konu, üniversitelerdeki eğitim ve öğretimin daha da modernleşmesi ve araştırma sayılarının artırılması, uluslar arası rekabette Türk üniversitelerinin ön plana çıkarılması adına, gençlere imkan sağlanmalı. Asistan sayısındaki azalmanın yalnızca kadro politikalarıyla ifade edilmesi yanlış.

Asistan sayısındaki daralma tez süreçlerini aksattığını ve nitelikli akademisyen yetiştirme kanallarını zayıflatıyor. Kısa vadede öğretim üyesi sayısındaki artışın kâğıt üzerinde bir büyüme görüntüsü olsa bile uzun vadede ise ciddi riskler üniversitelerimiz ve eğitim camiasına zarar verebilecek tehlikelerin sinyallerini veriyor.”

Evet, bu konular geleceğimiz için, dünyanın yapay zeka ve uzay çağı projeleriyle şekillenmeye başladığı dönemde, Türk akademisyenlerin ve genç araştırmacıların eğitime katkı sağlayamaz hale geldiğinin tartışılması son derece düşündürücü.

Bakın, Yüksek Öğretim Kurulu, 7 Kasım 2025 tarihinde güncel öğrenci ve akademisyen istatistiklerini açıkladı. Türkiye’de, örgün öğretim, açık ve uzaktan öğretim dâhil olmak üzere toplam 6 milyon 715 bin 761 yükseköğretim öğrencisi bulunuyor.

Örgün öğretimde kayıtlı 3 milyon 714 bin 449 öğrencinin 2 milyon 571 bin 297’si lisans, 1 milyon 143 bin 152’si önlisans programlarında öğrenim görürken, açık ve uzaktan öğretime kayıtlı 3 milyon bin 312 öğrencinin 1 milyon 921 bin 32’si önlisans, 1 milyon 80 bin 280’i ise lisans programlarında öğrenimine devam ediyor. Yüksek Öğretim sistemine kayıtlı 6,7 milyon öğrencinin 1 milyon 961 bin 195’i ikinci üniversite okuyan öğrencilerden oluşuyor. İkinci üniversite okuyan öğrencilerin 631 bin 542’si lisans, 1 milyon 329 bin 653’ü önlisans programına kayıtlı.

İkinci üniversite okuyanlar hariç tutulduğunda güncel öğrenci sayısı 4 milyon 754 bin 566 kişi. Bunların 3 milyon 20 bin 35’i lisans, 1 milyon 734 bin 531’i önlisans programlarında öğrenim görüyor.

Türkiye’deki yükseköğretim kurumlarında toplam 186 bin 942 akademik personel görev yapıyor. Bunların 99 bin 172’si erkek, 87 bin 770’i kadınlardan oluşuyor. Akademisyenlerin 82 bin 579’u 40 yaşın altında, 104 bin 363’ü ise 40 yaşın üzerinde bulunuyor. Buna göre 40 yaşından genç akademik personel sayısı oranı yüzde 44,2 oldu. Öte yandan, 45 yaşından küçük akademik personel sayısı 114 bin 207, 45 yaşından büyük akademik personel sayısı ise 72 bin 735 olarak gerçekleşti. Böylece 45 yaşından genç akademisyen oranı yüzde 61,1’e yükseldi.

40 bine yakın profesör, 26 bin civarı doçent, 46 bin doktor öğretim üyesi, 35 bin öğretim görevlisi, 38 bin araştırma görevlisi, toplamda da yaklaşık 187 bin akademisyen bulunmaktadır.

Birde başarı hikayelerimiz var. QS Avrupa Üniversiteleri 2026 Sıralaması’nda Türkiye’den 23 üniversite ilk 500’e girmeyi başardı.

Times Higher Education (THE) tarafından açıklanan “2026 Alan Bazlı Dünya Üniversiteleri Sıralamaları”nda güçlü performans gösteren Türk üniversiteleri, QS sıralamalarında da yükselişini sürdürdü. 42 ülke ve bölgeden 958 üniversitenin yer aldığı sıralamalarda ODTÜ 116. olarak Türkiye’nin en yüksek dereceli üniversitesi olurken akademik itibar, işveren itibarı ve uluslararası araştırma ağı göstergelerinde Türkiye ülke lideri oldu.

İşte başarının kahramanları olan eğitim kurumlarımız.

ODTÜ (116), İTÜ (124), Koç Üniversitesi (143), Sabancı Üniversitesi (148), Boğaziçi Üniversitesi (153), Bilkent Üniversitesi (182), Hacettepe Üniversitesi (199), İstanbul Üniversitesi (226), Ankara Üniversitesi (244), Yıldız Teknik Üniversitesi (264), Gazi Üniversitesi (286), Ege Üniversitesi (367), Gebze Teknik Üniversitesi (375), Marmara Üniversitesi (391), İstanbul Gelişim Üniversitesi (441), İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (444), Dokuz Eylül Üniversitesi (453), Abdullah Gül Üniversitesi (467), Özyeğin Üniversitesi (467), Erciyes Üniversitesi (471), Anadolu Üniversitesi (476), Bahçeşehir Üniversitesi (480), Selçuk Üniversitesi (495).

Biz, olaylara Bursa açısından baktığımızda, 70 binden fazla öğrencisi bulunan ve kuruluşu yarım asır öncesine giden Bursa Uludağ Üniversitesi ile kuruluşu yeni olmasına rağmen projeleriyle isminden söz ettiren Bursa Teknik Üniversitesini bu listelerin ön sıralarında görememenin üzüntüsünü yaşıyoruz.

Birde, üniversitelerimize son 8 yıldır Araştırma Görevlisi ve Öğretim görevlisi kadroları verilmediği konuşulması, araştırma üniversitelerinin temellerinin zayıflatıldığı yorumlarına yol açıyor.

Bursalı milletvekillerimiz acilen bu konulara eğilip, akademik kadrolar ve araştırma, öğretim görevlisi kadrolarının araştırma üniversitelerine yakışır seviyeye getirilmesi için üzerlerine düşen görevleri yerine getirmeli.

Yoksa, Bursa’nın ismi uluslar arası listelerde pek yer almaz.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.