Çok değil, bundan tam tamına çeyrek asır geriye gittiğimizde, ülkemizdeki siyasetin, liderlerin aynı masa etrafında toplanıp, halka verecekleri mesajlara göre şekillendiğini görebilmek mümkün.
Sağcısı, solcusu, hepsi bir moderatörün etrafında toplanmışlar, kendilerine ayrılan süre içinde, karşısındaki sözünü kesmeden, bir anlam bütünlüğü içinde halka verecekleri hizmetlerle ilgili olarak anlatımlarda buluyor liderlerimiz. Hepsi, siyasi saygı, etrafındaki kişilere saygı sevgi içinde siyaset yapıyorlar. Projeleri anlatıp, eleştirilerini ifade edebiliyorlar.
Kimse, senin ağzın burnun eğri, senin saçın kel, senin saçın boyama, badanalı diye bugünkü gibi yaklaşımlarda ve sıfatlandırmalarda bulunmadan, geçmişte yapılan hizmetleri, halkın içinde bulunduğu sıkıntılı durumları ve birbirlerini inceltmeden ama okuryazar bile olmayan insanların anlayabileceği dilden konuşuyorlar. Hem de öyle bir anlatıyorlar ki, anlatılanları dinleyenlerin ülkemizde olan biten her şeyden ve en yetkili ağızlardan, kişilerden öğrenebileceği konuları tartışıp, eleştiriyi yapabiliyorlar.
Siyasi nezaket ve üslup böyle olur diye de vatandaşlarımız kendi aralarında durum değerlendirmesi yaparken, ağır suçlama ve ithamlardan kaçınıyorlar.
Gelelim bugüne, değil liderlerimiz aynı masa etrafında oturup konuşmak, iktidar ile ana muhalefet liderleri bile aynı anda TV ekranlarına çıkmıyorlar. Medyanın karşısına çıkmıyorlar.
Hani, vatandaşlar olarak bizler eğriyi doğruyu ayırmak için bekliyoruz ya sanırım daha çok bekleyeceğiz. Çünkü, ne liderler, ne milletvekilleri, ne belediye başkanları, adayları ne de il başkanları aynı masa etrafında toplanıp, kentin sorunları, ülkenin dertleri ve çözüm yollarını tartışmıyorlar. Ne yapacakları anlatmıyorlar. Tek taraflı bilgi pompalanması ve iletişim ile gelip geçiyor hayatımız.
Siyasetten umut kesen bazı vatandaşlarımız var. Bunun en son örneğini de Mahalli seçimlerde seçimlere katılmayan, sandık başına gitmeyen yüzde 20 oranına varan seçmenlerimiz gösterdiler. Avrupa’nın pek çok ülkesinde, seçim günü sandıklara halk ilgi göstermiyor. Çünkü, ülkedeki yönetim sistemi ve neticeleri belli. Bizdeki gibi, günlük, anlık kararlarla değil, geçmişten geleceğe hazırlanan projelerle yönetiliyor ülkeler.
Hani derler ya, kamuda devamlılık esastır. Bizim ülkemizde maalesef öyle olmuyor, bir belediye yönetiminde bile yeni gelen başkan eski başkanın projelerini beğenmeyip rafa kaldırıyor.
Siyaset özetle işte böyle bir şey.
Hatırı sayılır kişilerin, liderlerce listelere yazılıp, vekil, başkan seçilmesine devam edildiği sürece de siyasete küsen vatandaşlarımızın sayısı her geçen gün artacağa benziyor.
Ülkemiz siyasetinde en son genel merkez kongresini yapan parti İYİ Parti oldu. 60 kişilik Genel İdare Kurulu (GİK) listesine, İYİ Parti Bursa Milletvekilleri Hasan Toktaş ve Selçuk Türkoğlu girdi. Daha önce Bursa Milletvekilliği görevinde bulunan Ahmet Erozan da yine GİK üyeleri arasında yer alarak üst yönetime Bursa adına katkı sunacak isimlerden biri oldu.
Öte yandan, İznik geçmiş dönem İlçe Başkanlarından Avukat Mustafa Küçük de, Merkez Disiplin Kurulu (MDK) yedek listesine seçilerek Bursa’yı Genel Merkez düzeyinde temsil eden bir diğer isim oldu.
İYİ Parti Bursa İl Başkanı İsmail Kaya, kurultay sonuçlarının Bursa teşkilatı adına gurur verici olduğunu vurguladı. Kaya yaptığı değerlendirmede, “Bursa’mızın, Genel Merkez üst yönetiminde dört güçlü isimle temsil edilmesi bizler için büyük bir onur ve sorumluluktur. Sayın Genel Başkanımız Müsavat Dervişoğlu’na, il teşkilatımıza ve Bursa delegasyonumuza gösterdiği güven ve teveccüh için yürekten teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Evet, İYİ Parti kendi ideolojik fikir birliğine tam tersi olan partilerle iktidarı devirme, değiştirme adına yaptığı koalisyondan yara alarak çıktı. Mahalli seçimlerde beklediğini alamayınca da kurucu genel başkanı Meral Akşener kenara çekildi. Yapılan anketlere göre de yüzde 7’lik baraj altında imiş gibi gösterilen partinin teşkilatları kongreye bakıldığında dimdik ayaktayız mesajı vermişler gibi gözüküyor.
Zaman ne getirip götürür bilinmez ama Bursa siyasetinde en fazla muhalefet yapan partinin de İYİ Parti olduğunu gözlüyoruz.
Oysa ki, yıllardır Bursa’nın kronik sorunlarının çözümü için siyasetçilerimizin, milletvekillerinin, il başkanlarının, ilçe başkanlarının aynı masada toplanıp, ortak bir dille konuşmasına, hareket etmesine hasret kaldık.
Tabloya şöyle bir bakıyorum. Merkezi iktidar, Bursa’da muhalefet. Bursa’da iktidar olan ana muhalefet ülke yönetiminde de ana muhalefet. Bizim anlayışımız şöyle idi, seçim biter, parti kenara gider. Hizmet başlar. Ama, Bursa genelinde bile, başkanın transfer olup olmayacağını tartışıyoruz seçildiği ilk günden itibaren.
Ortak akıl ile yönetim yapacaklarını söyleyenlerin ortaya koydukları bir proje ve gelişmeler yok. Hizmet yok denildiğinde, para yok cevabı veriliyor.
Oysa ki, merkezi iktidar ve yerel yönetim imkanlarıyla pek çok hizmetin anında ve istenilen, beklenilenden çok daha kısa sürede çok daha kolay çözümlenmesi mümkün. Bunun içinde, siyasetteki sen- ben kavgası yerine, fikir, proje üreten ve ortak akılla hareket eden politikacılara özlem duyuyoruz.
Keşke, Bursa’daki siyasi parti il başkanları TV ekranlarına, halkın karşısına çıkıp, su fiyatlarındaki zammı konuşabilse, tartışabilse. Keşke, hızlı trenin neden gelmediğini ve boşa harcanan kamu paralarının nasıl heba edildiğini tartışıp konuşabilseler.
Bu iki basit örnek. Aslında, konuşulup, tartışılması, eleştirilmesi ve çözüm bulunması için yeni formüller geliştirilmesini bekleyen bu kentin o kadar sorunu var ki. Yeter ki, birlik ve beraberlik sağlansın. Arzu edilen bu, fiiliyatı ise mümkün değil. Siyasi düzen değişmezse, biz daha çok bu durakta bekleme yaparız.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Muharrem KARABULUT
Muhalefeti öğrenemeyen muhalefet
Çok değil, bundan tam tamına çeyrek asır geriye gittiğimizde, ülkemizdeki siyasetin, liderlerin aynı masa etrafında toplanıp, halka verecekleri mesajlara göre şekillendiğini görebilmek mümkün.
Sağcısı, solcusu, hepsi bir moderatörün etrafında toplanmışlar, kendilerine ayrılan süre içinde, karşısındaki sözünü kesmeden, bir anlam bütünlüğü içinde halka verecekleri hizmetlerle ilgili olarak anlatımlarda buluyor liderlerimiz. Hepsi, siyasi saygı, etrafındaki kişilere saygı sevgi içinde siyaset yapıyorlar. Projeleri anlatıp, eleştirilerini ifade edebiliyorlar.
Kimse, senin ağzın burnun eğri, senin saçın kel, senin saçın boyama, badanalı diye bugünkü gibi yaklaşımlarda ve sıfatlandırmalarda bulunmadan, geçmişte yapılan hizmetleri, halkın içinde bulunduğu sıkıntılı durumları ve birbirlerini inceltmeden ama okuryazar bile olmayan insanların anlayabileceği dilden konuşuyorlar. Hem de öyle bir anlatıyorlar ki, anlatılanları dinleyenlerin ülkemizde olan biten her şeyden ve en yetkili ağızlardan, kişilerden öğrenebileceği konuları tartışıp, eleştiriyi yapabiliyorlar.
Siyasi nezaket ve üslup böyle olur diye de vatandaşlarımız kendi aralarında durum değerlendirmesi yaparken, ağır suçlama ve ithamlardan kaçınıyorlar.
Gelelim bugüne, değil liderlerimiz aynı masa etrafında oturup konuşmak, iktidar ile ana muhalefet liderleri bile aynı anda TV ekranlarına çıkmıyorlar. Medyanın karşısına çıkmıyorlar.
Hani, vatandaşlar olarak bizler eğriyi doğruyu ayırmak için bekliyoruz ya sanırım daha çok bekleyeceğiz. Çünkü, ne liderler, ne milletvekilleri, ne belediye başkanları, adayları ne de il başkanları aynı masa etrafında toplanıp, kentin sorunları, ülkenin dertleri ve çözüm yollarını tartışmıyorlar. Ne yapacakları anlatmıyorlar. Tek taraflı bilgi pompalanması ve iletişim ile gelip geçiyor hayatımız.
Siyasetten umut kesen bazı vatandaşlarımız var. Bunun en son örneğini de Mahalli seçimlerde seçimlere katılmayan, sandık başına gitmeyen yüzde 20 oranına varan seçmenlerimiz gösterdiler. Avrupa’nın pek çok ülkesinde, seçim günü sandıklara halk ilgi göstermiyor. Çünkü, ülkedeki yönetim sistemi ve neticeleri belli. Bizdeki gibi, günlük, anlık kararlarla değil, geçmişten geleceğe hazırlanan projelerle yönetiliyor ülkeler.
Hani derler ya, kamuda devamlılık esastır. Bizim ülkemizde maalesef öyle olmuyor, bir belediye yönetiminde bile yeni gelen başkan eski başkanın projelerini beğenmeyip rafa kaldırıyor.
Siyaset özetle işte böyle bir şey.
Hatırı sayılır kişilerin, liderlerce listelere yazılıp, vekil, başkan seçilmesine devam edildiği sürece de siyasete küsen vatandaşlarımızın sayısı her geçen gün artacağa benziyor.
Ülkemiz siyasetinde en son genel merkez kongresini yapan parti İYİ Parti oldu. 60 kişilik Genel İdare Kurulu (GİK) listesine, İYİ Parti Bursa Milletvekilleri Hasan Toktaş ve Selçuk Türkoğlu girdi. Daha önce Bursa Milletvekilliği görevinde bulunan Ahmet Erozan da yine GİK üyeleri arasında yer alarak üst yönetime Bursa adına katkı sunacak isimlerden biri oldu.
Öte yandan, İznik geçmiş dönem İlçe Başkanlarından Avukat Mustafa Küçük de, Merkez Disiplin Kurulu (MDK) yedek listesine seçilerek Bursa’yı Genel Merkez düzeyinde temsil eden bir diğer isim oldu.
İYİ Parti Bursa İl Başkanı İsmail Kaya, kurultay sonuçlarının Bursa teşkilatı adına gurur verici olduğunu vurguladı. Kaya yaptığı değerlendirmede, “Bursa’mızın, Genel Merkez üst yönetiminde dört güçlü isimle temsil edilmesi bizler için büyük bir onur ve sorumluluktur. Sayın Genel Başkanımız Müsavat Dervişoğlu’na, il teşkilatımıza ve Bursa delegasyonumuza gösterdiği güven ve teveccüh için yürekten teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Evet, İYİ Parti kendi ideolojik fikir birliğine tam tersi olan partilerle iktidarı devirme, değiştirme adına yaptığı koalisyondan yara alarak çıktı. Mahalli seçimlerde beklediğini alamayınca da kurucu genel başkanı Meral Akşener kenara çekildi. Yapılan anketlere göre de yüzde 7’lik baraj altında imiş gibi gösterilen partinin teşkilatları kongreye bakıldığında dimdik ayaktayız mesajı vermişler gibi gözüküyor.
Zaman ne getirip götürür bilinmez ama Bursa siyasetinde en fazla muhalefet yapan partinin de İYİ Parti olduğunu gözlüyoruz.
Oysa ki, yıllardır Bursa’nın kronik sorunlarının çözümü için siyasetçilerimizin, milletvekillerinin, il başkanlarının, ilçe başkanlarının aynı masada toplanıp, ortak bir dille konuşmasına, hareket etmesine hasret kaldık.
Tabloya şöyle bir bakıyorum. Merkezi iktidar, Bursa’da muhalefet. Bursa’da iktidar olan ana muhalefet ülke yönetiminde de ana muhalefet. Bizim anlayışımız şöyle idi, seçim biter, parti kenara gider. Hizmet başlar. Ama, Bursa genelinde bile, başkanın transfer olup olmayacağını tartışıyoruz seçildiği ilk günden itibaren.
Ortak akıl ile yönetim yapacaklarını söyleyenlerin ortaya koydukları bir proje ve gelişmeler yok. Hizmet yok denildiğinde, para yok cevabı veriliyor.
Oysa ki, merkezi iktidar ve yerel yönetim imkanlarıyla pek çok hizmetin anında ve istenilen, beklenilenden çok daha kısa sürede çok daha kolay çözümlenmesi mümkün. Bunun içinde, siyasetteki sen- ben kavgası yerine, fikir, proje üreten ve ortak akılla hareket eden politikacılara özlem duyuyoruz.
Keşke, Bursa’daki siyasi parti il başkanları TV ekranlarına, halkın karşısına çıkıp, su fiyatlarındaki zammı konuşabilse, tartışabilse. Keşke, hızlı trenin neden gelmediğini ve boşa harcanan kamu paralarının nasıl heba edildiğini tartışıp konuşabilseler.
Bu iki basit örnek. Aslında, konuşulup, tartışılması, eleştirilmesi ve çözüm bulunması için yeni formüller geliştirilmesini bekleyen bu kentin o kadar sorunu var ki. Yeter ki, birlik ve beraberlik sağlansın. Arzu edilen bu, fiiliyatı ise mümkün değil. Siyasi düzen değişmezse, biz daha çok bu durakta bekleme yaparız.