Eski yıllardan hatırlayalım, Bursa’ya şehir merkezine yağan karların yüksekliği, bir başka deyimle kalınlığı bir metreyi aşardı.
Eski Bursa fotoğraflarına baktığımızda, en fazla sergilenen ve Tayyare Sinemasının önündeki atlı kızaklı fotoğraf merkeze yağan karın kalınlığının en belirgin göstergesidir. Şimdi ise bırakın kent merkezini dağlarımıza bile bu kadar yükseklikte, kalınlıkta kar yağmıyor.
Biz, Uludağ’da kar kalınlığı bir metreyi geçmediği sürece haber yapmıyorduk. Kayak mevsimini açılmamış sayıyorduk. Şimdi ise kar yoksa, yapay karla 20 santim kar hazırlanıp, kayak mevsimi açılıyor. Nereden nereye geldiğimizin en belirgin ispatlı delilleri bunlar.
Tabi, kış ayları, eskiden un, şeker, patates, makarna, evlerde yapılan yufkalar, tarhanalar, salçalar, reçeller gibi pek çok beslenme için gerekli temel gıda maddeleri depolanırdı. Komşular arasındaki imece usulü yardımlaşma ile yapılan bu yiyecekler kış boyu insanlara rahat nefes alma sağlardı. Kar yağışlarının yolları kapatması nedeniyle de çekilen çileler en aza inerdi.
Özellikle, Van Bahçeşehir’de Aralık ayında kar yağmaya başladığında, bizler haber ve gazete sayfalarımıza kış hazırlıklarının yapılmaya başlanması için yazılar yazardık. Çünkü, burası, senenin altı ayı, kar nedeniyle ulaşımı pek de mümkün olmayan bir yerleşim alanı.
İnsanlar hayatın getirdiği zorluklara inanın çok çabuk adapte oluyorlar.
Alışıveriyorlar. Yaz aylarında terlemenin çaresini de kış aylarında ısınmanın çaresini de bulmakta sıkıntı yok.
Sadece bunların bedelleri galiba bu sene biraz ağırlaşmaya başladı.
Dünkü yazımda, bir kişinin zorunlu ve her ay ödemesi gereken minimum fatura bedellerinin hesaplarını rakamla yazmıştım. Muhtar Ahmet okurum, emekli maaşı ve yapılan masraflarda bin liralık bir fazlalık olduğunun farkına varmış. Evet, 20 bin liralık emekli maaşından 12 bin 888 liralık zorunlu giderleri çıkardığımızda 8 bin 122 TL değil, 7 bin 122 TL kalıyor.
Bu hatamı hep beraber düzeltiyorum. Çünkü, 7 bin liralık geri kalan emekli maaşı bereketinin bozdur bozdur harca temennisiyle, soğuk kış aylarında ısınmanın derdine düşelim.
İnşaat Mühendisi arkadaşım, Hakkı bey, eski ismiyle Bursagaz, yeni ismiyle Aksagaz olan Bursa’nın doğalgaz işletme firmasının aboneleri ticari abonelik yapmaya zorlamasını eleştirdi. Aynı elektrik gibi, fatura fiyatlarının şişmesine yol açan bu uygulamalara, sanırım ilgili ve yetkililer bir düzenleme getirirler.
Emine isimli okurum ise Aralık ayı faturalarını ödediğimizi, bu fatura bilgilerine göre de devletin belli oranlı kamu desteği sağladığını, Ocak ayı faturalarının Şubat ayında gelmesiyle, esas pandemumun o zaman kopacağını söyledi.
Evet, bu söylemde doğru.
Çünkü, devlet 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren, elektrik, doğalgaz faturalarındaki kamu desteğinin kaldırılmasına karar aldı. Yani, buradan anladığımız kadarıyla ortalama 2 bin 500 lira gelen elektrik faturasına devlet desteği indirimi yapıldığında bin 200 TL ödeniyordu. Şimdi, direkt 2 bin 500 TL ödenecek. Emekli maaşı ve zorunlu giderlerin hesabı böylece artmış olacak. Rakamlar kendiliğinden otomatik olarak yükselecek.
Ne demiş atalarımız, kurt kışı geçirir ama yediği ayazı hiçbir zaman unutmaz.
Bizim insanlarımızda aynen öyle.
Eleştiri ve tepki gösterecek makamlara dertlerini ifade edebilme adına, aracılık yapabilmiş isem ne mutlu bana.
Çünkü, ben dahil ülkemizdeki bütün aileler aynı durumla karşı karşıya kaldık. Ne umduk, ne bulduk misali de hem mahalli hizmetlerden yeterli hizmetleri alamıyoruz hem de devlet destekli kamu yatırımlarının verilen, vaat edilen sürelerde tamamlanmayışının sıkıntısını çekiyoruz.
Sayılacak o kadar çok eksiklik, hatalar zinciri var ki sormayın gitsin.
Belediyeler, hizmet bekleyen vatandaşlara “para yok. Hükümet paralarımıza el koydu. Bizlerde hizmet edemiyoruz” diye cevap veriyor.
İktidar, pek çok belediyenin senelerdir, ödemekle yükümlü oldukları, vergi, SGK borçlarını ödemediklerini, bu nedenle de kamu kaynaklarının tıkandığını, SGK’nın emeklilere bu nedenle yüksek oranlı zam yapamadığını ifade ediyorlar.
İş tamamen Nasrettin Hoca’nın hikayesine dönmüş;
Sende haklısın, sen de haklısın!
Bir tek haksız, zamanında vergisini veren, emeği ile çalışan, hak ettiği ücreti vaktinde alamayan, hep fedakarlık yapması beklenen vatandaşlar olarak bizler galiba ortada kalıyoruz.
Ne diyelim, Martın sonu bahar diye bir slogan kullanmıştı ana muhalefet partisi. Bahar geldi geçti ama hizmetler gelmez oldu.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Muharrem KARABULUT
Karakış’ın düşündürdükleri
Eski yıllardan hatırlayalım, Bursa’ya şehir merkezine yağan karların yüksekliği, bir başka deyimle kalınlığı bir metreyi aşardı.
Eski Bursa fotoğraflarına baktığımızda, en fazla sergilenen ve Tayyare Sinemasının önündeki atlı kızaklı fotoğraf merkeze yağan karın kalınlığının en belirgin göstergesidir. Şimdi ise bırakın kent merkezini dağlarımıza bile bu kadar yükseklikte, kalınlıkta kar yağmıyor.
Biz, Uludağ’da kar kalınlığı bir metreyi geçmediği sürece haber yapmıyorduk. Kayak mevsimini açılmamış sayıyorduk. Şimdi ise kar yoksa, yapay karla 20 santim kar hazırlanıp, kayak mevsimi açılıyor. Nereden nereye geldiğimizin en belirgin ispatlı delilleri bunlar.
Tabi, kış ayları, eskiden un, şeker, patates, makarna, evlerde yapılan yufkalar, tarhanalar, salçalar, reçeller gibi pek çok beslenme için gerekli temel gıda maddeleri depolanırdı. Komşular arasındaki imece usulü yardımlaşma ile yapılan bu yiyecekler kış boyu insanlara rahat nefes alma sağlardı. Kar yağışlarının yolları kapatması nedeniyle de çekilen çileler en aza inerdi.
Özellikle, Van Bahçeşehir’de Aralık ayında kar yağmaya başladığında, bizler haber ve gazete sayfalarımıza kış hazırlıklarının yapılmaya başlanması için yazılar yazardık. Çünkü, burası, senenin altı ayı, kar nedeniyle ulaşımı pek de mümkün olmayan bir yerleşim alanı.
İnsanlar hayatın getirdiği zorluklara inanın çok çabuk adapte oluyorlar.
Alışıveriyorlar. Yaz aylarında terlemenin çaresini de kış aylarında ısınmanın çaresini de bulmakta sıkıntı yok.
Sadece bunların bedelleri galiba bu sene biraz ağırlaşmaya başladı.
Dünkü yazımda, bir kişinin zorunlu ve her ay ödemesi gereken minimum fatura bedellerinin hesaplarını rakamla yazmıştım. Muhtar Ahmet okurum, emekli maaşı ve yapılan masraflarda bin liralık bir fazlalık olduğunun farkına varmış. Evet, 20 bin liralık emekli maaşından 12 bin 888 liralık zorunlu giderleri çıkardığımızda 8 bin 122 TL değil, 7 bin 122 TL kalıyor.
Bu hatamı hep beraber düzeltiyorum. Çünkü, 7 bin liralık geri kalan emekli maaşı bereketinin bozdur bozdur harca temennisiyle, soğuk kış aylarında ısınmanın derdine düşelim.
İnşaat Mühendisi arkadaşım, Hakkı bey, eski ismiyle Bursagaz, yeni ismiyle Aksagaz olan Bursa’nın doğalgaz işletme firmasının aboneleri ticari abonelik yapmaya zorlamasını eleştirdi. Aynı elektrik gibi, fatura fiyatlarının şişmesine yol açan bu uygulamalara, sanırım ilgili ve yetkililer bir düzenleme getirirler.
Emine isimli okurum ise Aralık ayı faturalarını ödediğimizi, bu fatura bilgilerine göre de devletin belli oranlı kamu desteği sağladığını, Ocak ayı faturalarının Şubat ayında gelmesiyle, esas pandemumun o zaman kopacağını söyledi.
Evet, bu söylemde doğru.
Çünkü, devlet 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren, elektrik, doğalgaz faturalarındaki kamu desteğinin kaldırılmasına karar aldı. Yani, buradan anladığımız kadarıyla ortalama 2 bin 500 lira gelen elektrik faturasına devlet desteği indirimi yapıldığında bin 200 TL ödeniyordu. Şimdi, direkt 2 bin 500 TL ödenecek. Emekli maaşı ve zorunlu giderlerin hesabı böylece artmış olacak. Rakamlar kendiliğinden otomatik olarak yükselecek.
Ne demiş atalarımız, kurt kışı geçirir ama yediği ayazı hiçbir zaman unutmaz.
Bizim insanlarımızda aynen öyle.
Eleştiri ve tepki gösterecek makamlara dertlerini ifade edebilme adına, aracılık yapabilmiş isem ne mutlu bana.
Çünkü, ben dahil ülkemizdeki bütün aileler aynı durumla karşı karşıya kaldık. Ne umduk, ne bulduk misali de hem mahalli hizmetlerden yeterli hizmetleri alamıyoruz hem de devlet destekli kamu yatırımlarının verilen, vaat edilen sürelerde tamamlanmayışının sıkıntısını çekiyoruz.
Sayılacak o kadar çok eksiklik, hatalar zinciri var ki sormayın gitsin.
Belediyeler, hizmet bekleyen vatandaşlara “para yok. Hükümet paralarımıza el koydu. Bizlerde hizmet edemiyoruz” diye cevap veriyor.
İktidar, pek çok belediyenin senelerdir, ödemekle yükümlü oldukları, vergi, SGK borçlarını ödemediklerini, bu nedenle de kamu kaynaklarının tıkandığını, SGK’nın emeklilere bu nedenle yüksek oranlı zam yapamadığını ifade ediyorlar.
İş tamamen Nasrettin Hoca’nın hikayesine dönmüş;
Sende haklısın, sen de haklısın!
Bir tek haksız, zamanında vergisini veren, emeği ile çalışan, hak ettiği ücreti vaktinde alamayan, hep fedakarlık yapması beklenen vatandaşlar olarak bizler galiba ortada kalıyoruz.
Ne diyelim, Martın sonu bahar diye bir slogan kullanmıştı ana muhalefet partisi. Bahar geldi geçti ama hizmetler gelmez oldu.