Ülkemizde senelerdir tartışılan, bir türlü çözüm bulunamayan, çözüm belli olmasına rağmen, çözümsüzlük için çalışılan sokak hayvanları konusunda önemli bir atılım oldu.
Gelen haberlere çok sevindik. Demek ki neymiş? İstenildiği takdirde olmayacak bir şey, çözümlenmeyecek bir formül, yapılmayacak bir iş yokmuş.
Güzel haber Şanlıurfa’dan geldi.
Şanlıurfa Valisi Hasan Şıldak 5 bin 199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu kapsamında yürütülen çalışmalar sonucunda il genelinde sahipsiz hayvanların toplanmasına yönelik hedefe ulaşıldığını açıkladı.
Vali Şıldak, tüm ilçelerde belediyeler tarafından hayvan bakımevleri kurulduğunu, bu merkezlerde 27 veterinerin görevlendirildiğini ve toplama ekiplerinde 62 personelin aktif görev yaptığını ifade etti. Çalışmalar kapsamında il genelinde 27 bin 960 sahipsiz hayvanın toplanarak bakımevlerine götürüldüğünü, 3 bin 374 hayvanın da kısırlaştırıldığını bildirdi.
Gelinen aşamada şehir merkezi ve ilçe merkezlerinde sahipsiz hayvan kalmadığını belirten Şıldak, kırsal mahallelerde toplama çalışmalarının sürdüğünü, merkez ve ilçelerde ise kontrol faaliyetlerinin devam ettiğini aktardı. Vatandaşlardan sokakta sahipsiz hayvan görmeleri halinde 112 Acil Çağrı Merkezi'ne bildirimde bulunmalarını istedi.
Şıldak, sürece katkı sağlayan kaymakamlıklara, belediyelere, Doğa Koruma ve Milli Parklar teşkilatına, veteriner hekimlere ve sahada görev yapan personele teşekkür etti.
Bizlerde, bu güzel çalışmalara imza atanları kutluyoruz. Tebrik ediyoruz. Kendi şahsıma münhasıran da insanlık adına yaptıkları ve önemli çalışmalara imza atanları, katılanları, destek olanları bende tebrik ediyorum.
Evet, bu başıboş hayvan meselesi tam da iki tarafı kirli değnek misali insanlığın önünde duran bir kara leke gibi. Evinde hayvan istemeyen ama kendilerini hayvan sever olarak ifade eden bazı kişiler, sokaklardaki hayvanların tedavi amaçlı olsa bile toplanmasına karşı çıkıyor. Onları besleme adına, caddelere, sokaklara, yaya kaldırımlarına yiyecek ve yemek atıkları bırakıp, etrafı kirletiyorlar. Salgın hastalıkların yayılmasına yol açıyorlar. Zaten bilimsel olarak da bu tür hareketlerin toplum sağlığını tehdit ettiği ispatlanmış oldu.
Sokaklarda barınan hayvanlar ise yoldan gelen geçenlere saldırıyor. Onları ısırıp yaralıyorlar. Hatta, ölümlerine yol açan saldırılarda bulunuyorlar. Toplumda tepki çeken, istenmeyen olaylar bunlar.
Bu olaylar ortaya çıktıktan sonra da tepki gösteren insanlara bu sözde hayvan sever ama gerçekte reklam düşkünü, hayvanlarla ilgili olmayan, sadece toplumda ayrıştırma yaratma adına bir takım olaylara imza atıyormuş gibi gözükenlerce fiili saldırılar bile oluyor.
Oysa ki, bu dünya hepimizin. Allah, bütün canlıları yaratırken, onlara hayat imkanı tanıyan, yaşam alanlarını da dizayn etmiş. Hayvanlarla insanların iç içe yaşadıkları bir dünya için hayvan sever gibi görünmek veya bu kimliğe bürünüp, sağa sola saldırmak neden?
Önce, bu sorunun cevabını bulabilirsek, toplumun huzuru, insanların huzuru, hayvanların huzuru için yapılması gerekenleri tartışmaya geçebiliriz.
Bence, gözümüzün önünde duran ve ülkemizin güzide şehirlerinden birisi olan ve dünya tarihinde Peygamberler Şehri olarak tanınan Şanlıurfa’da başıboş hayvan meselesine el koyup, çözüm üreten valimiz Hasan Şıldak’ın yaptıkları topluma örnek olmalı, gösterilmeli.
İstenildiğinde nelerin yapıldığına tanıklık etmek yetmez. Çünkü, bu gerçekleri fiilen Bursa’da başta olmak üzere ülkemizin dört bir köşesinde uygulamaya geçmeliyiz. Sözde değil, gerçekleşmede konuşalım.
Çok şükür ülkemizin her türlü imkanı mevcut. Asrın depremi 6 Şubat Hatay Depremi sonrasında beş yüz bin konutu yapıp, hak sahiplerine dağıtan bir ülkeden söz ediyoruz. Her ne kadar ekonomik sorunlarla uğraşsak da, insanlığın adına, daha modern ve daha çağdaş, sağlıklı hayatta kalabilme adına yapılacak olan çalışmalara, hizmetlere ödenecek paralar göze batmamalı.
Bu sokak hayvanları meselesi, sadece Türkiye’nin sorunu değil. Dünyanın bütün ülkesinde yaşanılan bir dert. Avrupa Birliği, kendi içinde fonları ayırıp, kendi ülkelerindeki bu sokak hayvanı meselesini tek kalemde halletmiş. Hangi ülkeye giderseniz giden, sokaklarda sahipsiz hayvan göremezsiniz.
Yapılan bu hizmet, insanların, çocukların cadde ve sokaklarda rahatlıkla yürüyebilmeleri için çok önemli. Anne- babalar, çocukları sokağa çıktıklarında bir hayvanın saldırısına uğrayıp, yaralanma ve ölmesi gibi olaylarını yaşamayacaklarından emin. Çünkü, sokaklarda saldırgan hayvan yok. Hepsi sahipli. Sahipsiz hayvanı ise Belediye görevlilerine bildirdiklerinde anında alınıp, barınaklara götürülüyorlar.
Barınaklarda bizim ülkemizdeki gibi bakımsız, hayvanların üst üste bir kafese konulup kilitlendiği yerler değil. Hayvanların kendi yaradılış özelliklerine göre rahatlıkla hayatlarını sürdürebilecekleri bir bakım merkezi.
Gelelim ülkemizdeki anlayışa. Malum, merkezi iktidar ile mahalli idarelerde bazen farklı partilerin farklı ideolojik görüşlerin yöneticileri görev alıyorlar. Bu durumda da hizmetler yapılmıyor. Yapılması gerekli hizmetlerle ilgili, alınması gerekli kararlarla ilgili olarak taraflar birbirlerini suçlayıp, günü kurtarmanın huzurunu yaşıyorlar.
İşin özü, cemaat ne derse desin, imam bildiğini okuyor. Genelde sokak hayvanlarıyla ilgili uygulamalar böyle. Şanlıurfa’da gerçekleştirilen bu olumlu çalışma, devletin, kamu görevi dayatmasıyla bütün kentlerimize yayılmalı. Belediyelerde artık dış gezi, konser, seyahatleri, eş dost meclislerinde eğlenceleri için harcanan milyonlarca lira kamu kaynağını, kasada bırakmalı. Bu tür çalışmaları bir kenara bırakıp, harcadıkları kamu kaynaklarını insanların en büyük sorunları ve tehlikelerinden birisi olan, sokak hayvanları meselesine kafa yormaları lazım.
Hayvan sevmeyen, sokak hayvanlarına karşı olan bir yaşantımız yok çok şükür. Ama, sokaklardaki başıboş hayvan tehlikesine karşı da artık önlemlerin alınmasının zamanı çoktan gelmiş, geçiyor diye düşünüyorum. Hayvanlar üzerinden reklam peşinde koşanları da sürekli uyarıyorum. Bırakın artık bu tür olayları. Çünkü, bu tür saldırılar sizlere hiç mi hiç yakışmıyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Muharrem KARABULUT
İstenince oluyormuş !
Ülkemizde senelerdir tartışılan, bir türlü çözüm bulunamayan, çözüm belli olmasına rağmen, çözümsüzlük için çalışılan sokak hayvanları konusunda önemli bir atılım oldu.
Gelen haberlere çok sevindik. Demek ki neymiş? İstenildiği takdirde olmayacak bir şey, çözümlenmeyecek bir formül, yapılmayacak bir iş yokmuş.
Güzel haber Şanlıurfa’dan geldi.
Şanlıurfa Valisi Hasan Şıldak 5 bin 199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu kapsamında yürütülen çalışmalar sonucunda il genelinde sahipsiz hayvanların toplanmasına yönelik hedefe ulaşıldığını açıkladı.
Vali Şıldak, tüm ilçelerde belediyeler tarafından hayvan bakımevleri kurulduğunu, bu merkezlerde 27 veterinerin görevlendirildiğini ve toplama ekiplerinde 62 personelin aktif görev yaptığını ifade etti. Çalışmalar kapsamında il genelinde 27 bin 960 sahipsiz hayvanın toplanarak bakımevlerine götürüldüğünü, 3 bin 374 hayvanın da kısırlaştırıldığını bildirdi.
Gelinen aşamada şehir merkezi ve ilçe merkezlerinde sahipsiz hayvan kalmadığını belirten Şıldak, kırsal mahallelerde toplama çalışmalarının sürdüğünü, merkez ve ilçelerde ise kontrol faaliyetlerinin devam ettiğini aktardı. Vatandaşlardan sokakta sahipsiz hayvan görmeleri halinde 112 Acil Çağrı Merkezi'ne bildirimde bulunmalarını istedi.
Şıldak, sürece katkı sağlayan kaymakamlıklara, belediyelere, Doğa Koruma ve Milli Parklar teşkilatına, veteriner hekimlere ve sahada görev yapan personele teşekkür etti.
Bizlerde, bu güzel çalışmalara imza atanları kutluyoruz. Tebrik ediyoruz. Kendi şahsıma münhasıran da insanlık adına yaptıkları ve önemli çalışmalara imza atanları, katılanları, destek olanları bende tebrik ediyorum.
Evet, bu başıboş hayvan meselesi tam da iki tarafı kirli değnek misali insanlığın önünde duran bir kara leke gibi. Evinde hayvan istemeyen ama kendilerini hayvan sever olarak ifade eden bazı kişiler, sokaklardaki hayvanların tedavi amaçlı olsa bile toplanmasına karşı çıkıyor. Onları besleme adına, caddelere, sokaklara, yaya kaldırımlarına yiyecek ve yemek atıkları bırakıp, etrafı kirletiyorlar. Salgın hastalıkların yayılmasına yol açıyorlar. Zaten bilimsel olarak da bu tür hareketlerin toplum sağlığını tehdit ettiği ispatlanmış oldu.
Sokaklarda barınan hayvanlar ise yoldan gelen geçenlere saldırıyor. Onları ısırıp yaralıyorlar. Hatta, ölümlerine yol açan saldırılarda bulunuyorlar. Toplumda tepki çeken, istenmeyen olaylar bunlar.
Bu olaylar ortaya çıktıktan sonra da tepki gösteren insanlara bu sözde hayvan sever ama gerçekte reklam düşkünü, hayvanlarla ilgili olmayan, sadece toplumda ayrıştırma yaratma adına bir takım olaylara imza atıyormuş gibi gözükenlerce fiili saldırılar bile oluyor.
Oysa ki, bu dünya hepimizin. Allah, bütün canlıları yaratırken, onlara hayat imkanı tanıyan, yaşam alanlarını da dizayn etmiş. Hayvanlarla insanların iç içe yaşadıkları bir dünya için hayvan sever gibi görünmek veya bu kimliğe bürünüp, sağa sola saldırmak neden?
Önce, bu sorunun cevabını bulabilirsek, toplumun huzuru, insanların huzuru, hayvanların huzuru için yapılması gerekenleri tartışmaya geçebiliriz.
Bence, gözümüzün önünde duran ve ülkemizin güzide şehirlerinden birisi olan ve dünya tarihinde Peygamberler Şehri olarak tanınan Şanlıurfa’da başıboş hayvan meselesine el koyup, çözüm üreten valimiz Hasan Şıldak’ın yaptıkları topluma örnek olmalı, gösterilmeli.
İstenildiğinde nelerin yapıldığına tanıklık etmek yetmez. Çünkü, bu gerçekleri fiilen Bursa’da başta olmak üzere ülkemizin dört bir köşesinde uygulamaya geçmeliyiz. Sözde değil, gerçekleşmede konuşalım.
Çok şükür ülkemizin her türlü imkanı mevcut. Asrın depremi 6 Şubat Hatay Depremi sonrasında beş yüz bin konutu yapıp, hak sahiplerine dağıtan bir ülkeden söz ediyoruz. Her ne kadar ekonomik sorunlarla uğraşsak da, insanlığın adına, daha modern ve daha çağdaş, sağlıklı hayatta kalabilme adına yapılacak olan çalışmalara, hizmetlere ödenecek paralar göze batmamalı.
Bu sokak hayvanları meselesi, sadece Türkiye’nin sorunu değil. Dünyanın bütün ülkesinde yaşanılan bir dert. Avrupa Birliği, kendi içinde fonları ayırıp, kendi ülkelerindeki bu sokak hayvanı meselesini tek kalemde halletmiş. Hangi ülkeye giderseniz giden, sokaklarda sahipsiz hayvan göremezsiniz.
Yapılan bu hizmet, insanların, çocukların cadde ve sokaklarda rahatlıkla yürüyebilmeleri için çok önemli. Anne- babalar, çocukları sokağa çıktıklarında bir hayvanın saldırısına uğrayıp, yaralanma ve ölmesi gibi olaylarını yaşamayacaklarından emin. Çünkü, sokaklarda saldırgan hayvan yok. Hepsi sahipli. Sahipsiz hayvanı ise Belediye görevlilerine bildirdiklerinde anında alınıp, barınaklara götürülüyorlar.
Barınaklarda bizim ülkemizdeki gibi bakımsız, hayvanların üst üste bir kafese konulup kilitlendiği yerler değil. Hayvanların kendi yaradılış özelliklerine göre rahatlıkla hayatlarını sürdürebilecekleri bir bakım merkezi.
Gelelim ülkemizdeki anlayışa. Malum, merkezi iktidar ile mahalli idarelerde bazen farklı partilerin farklı ideolojik görüşlerin yöneticileri görev alıyorlar. Bu durumda da hizmetler yapılmıyor. Yapılması gerekli hizmetlerle ilgili, alınması gerekli kararlarla ilgili olarak taraflar birbirlerini suçlayıp, günü kurtarmanın huzurunu yaşıyorlar.
İşin özü, cemaat ne derse desin, imam bildiğini okuyor. Genelde sokak hayvanlarıyla ilgili uygulamalar böyle. Şanlıurfa’da gerçekleştirilen bu olumlu çalışma, devletin, kamu görevi dayatmasıyla bütün kentlerimize yayılmalı. Belediyelerde artık dış gezi, konser, seyahatleri, eş dost meclislerinde eğlenceleri için harcanan milyonlarca lira kamu kaynağını, kasada bırakmalı. Bu tür çalışmaları bir kenara bırakıp, harcadıkları kamu kaynaklarını insanların en büyük sorunları ve tehlikelerinden birisi olan, sokak hayvanları meselesine kafa yormaları lazım.
Hayvan sevmeyen, sokak hayvanlarına karşı olan bir yaşantımız yok çok şükür. Ama, sokaklardaki başıboş hayvan tehlikesine karşı da artık önlemlerin alınmasının zamanı çoktan gelmiş, geçiyor diye düşünüyorum. Hayvanlar üzerinden reklam peşinde koşanları da sürekli uyarıyorum. Bırakın artık bu tür olayları. Çünkü, bu tür saldırılar sizlere hiç mi hiç yakışmıyor.