Ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi, sürekli kendi kendisine tartışmalara, iddialara ve kavgalara sahne olan, hatta ülkemizde en fazla kurultay yapan bir siyasi parti olarak tarihe geçti.
12 Eylül 1980 ihtilali ile kapatıldıktan ve 1983 yılında Halkçı Parti olarak siyaset sahnesine çıktıktan bugüne kadar geçen 43 yılda tam tamına 38 kurultay yapan bir parti.
Nerede ise her sene kurultay yaptığına dair şahitlik edenler var. Çünkü, parti içindeki iktidar kavgası ve sen-ben atışmaları hiçbir zaman bitmedi CHP’de. Yönetimde kim olursa olsun, hep yanı başındakiler, halkın deyimi ile balkı, kaymaklı ana muhalefet yönetimi için birbirleriyle tartışıp hizipçilikle suçlanıyorlar.
Bugün gelinen noktada ise CHP, Mahkeme koridorlarında verilen bir kararla, genel merkez yönetiminde değişim yaşandı. Ankara, 36. Bölge Adliye Hukuk Dairesi, CHP’nin 2023 seçimlerinden sonra yapılan olağanüstü kurultayında, delegelerin para, iş vadi veya çeşitli iddialarla genel başkan adaylarından Özgür Özel’e oy verilmesi için rüşvet verildiği iddialarıyla çalkalanırken, yargı da Mutlak Butlan, (Kurultayın her yönüyle yok sayılması) kararını verdi.
Böylelikle, CHP’nin çarşısı ve içindeki tartışmalar tekrar karıştı. Gün yüzüne çıktı. Mahkeme kararıyla eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu, yeniden partinin genel başkanlık koltuğuna oturdu. Yine, eski Parti Meclisi yönetimi görevli sayıldı.
Bir nevi, 38. Kurultay hiç yapılmamış şekliyle işlem başlatıldı.
İşte bu karar, hem ülkemizde hem de dünyanın pek çok ülkesinde siyasi darbe olarak nitelendirilmeye ve yorumlanmaya başlandı. Aslında, olay siyasi darbe değil, siyasi güç ve partiyi ele geçirme iddialarıyla ilgili yapılan ve yapıldığı öne sürülen bir takım ayak oyunlarının mahkemece kabul görülmesi olarak değerlendirilmesi gereken bir karar.
Tabi, hak, hukuk ve adalet kavramlarını kendi işlerine geldiği gibi yorumlayan siyasetçilerimizde bu kararla tam tamına yüzde 50 destek yüzde elli köstek şeklinde ikiye ayrıldılar.
Durum gerçekten beklenilmeyen ve Türk siyasetinde böyle olayların hiç yaşanması istenilmeyen bir şekle, şemale büründü. Parti örgütleri, il başkanları, milletvekilleri, belediye başkanları da ne yapacaklarını şaşırdılar. Bazıları ise militan yönlerini açığa çıkaran olaylara imza atıyorlar. Ki, bu tür olayların yaşanması, halkın nezdinde hiç de hoş karşılanmıyor. Çünkü, kendi içinde kavgalı olan bir eve hiç kimse kızını gelin vermek istemez. Bu ata sözünü unutmamak lazım.
Gelelim, CHP’nin bugünkü durumuna. Butlan kararı bayram öncesinde gündeme bomba gibi düştü. Bayram tatili bitti ve bayramın son günü tekrar genel başkanlık koltuğuna oturan Kemal Kılıçdaroğlu, polis zoruyla ve İcra Kararıyla boşaltılan genel merkez binasına gelip halkla bayramlaştı. Aslında, siyasetin bam teline dokunması ve yaptığı açıklamalar ile kullandığı cümleler ve ifadeler de CHP içindeki siyasi güç savaşlarının bir nevi açığa çıkması şeklinde anlaşıldı. Dinlendi.
2.5 yılın ardından CHP Genel Merkezi'ne gelen Kemal Kılıçdaroğlu, kalabalık bir grup tarafından karanfillerle karşılandı. 'Her şeyi anlatacağım' diyen Kılıçdaroğlu, kürsüden partililere hitap etti. 'Delegelere verilen rüşvet' iddialarına ve belediyelere yönelik operasyonlara değinen Kılıçdaroğlu, isim vermeden çok çarpıcı iddialarda bulundu. Kılıçdaroğlu, "Arkamızdan sinsice sızan, FETÖ ajanlarını zamanında fark edemediğim için sizlerden özür diliyorum. Biz vatan dedikçe, biz millet dedikçe kapalı kapılar ardında dış odaklardan medet uman o gafilleri koynumda beslediğim için sizlerden özür diliyorum " dedi.
Konuşmasına, "hiç endişe etmeyin bu can bu tende kaldıkça hakkı, hukuku ve adaleti herkes için savunacağım" diyerek başlayan Kılıçdaroğlu, hep beraber mücadele ifadelerini kullandı.
CHP'nin halkın yuvası olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, CHP'nin tarihsel namusunu, Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik güvenliğini, millet iradesinin onurunu ve devlet aklının geleceğini konuşmak için parti genel merkezinde bulunduğunu şu sözleriyle açıkladı.
"Bu mesele Türkiye'de siyasetin ahlakla mı parayla mı, hukukla mı operasyonla mı, millet iradesiyle mi aparatlar üzerinden mi şekilleneceği meselesidir. Ben bugün çok açık konuşacağım ama öfkeyle değil, sert konuşacağım ama kinle değil, gerçeği söyleyeceğim ama kimseyi aşağılamadan, hedef göstermeden, kimseye haksızlık etmeden. Çünkü bizim geleneğimiz budur. Çünkü biz Cumhuriyet Halk Partiliyiz. Bizim kitabımızda intikam yoktur, bizim kitabımızda iftira yoktur, bizim kitabımızda kin yoktur, bizim kitabımızda mertçe helalleşme vardır, hesaplaşma vardır ama bu hesaplaşma kişisel değil ahlakidir. Bizim kitabımızda arınma vardır ama bu arınma tasfiye değil yeniden bir doğuştur."
Bu konuşmalar yenilir yutulur veya hemen kabullenebilir cinsten değil. Ülkemizde 15 Temmuz hain darbe girişimini yapan yasadığı FETÖ PYD Paralel örgütünün partiye sızması ile ilgili genel başkanın söylemde bulunması da ateş olmayan yerden duman çıkmaz sözünün hatırlanması anlamına gelir.
CHP’nin bugünden sonra kendi içinde arınma veya siyasi birliktelik adı altında nasıl bir çizgide buluşacağını tahmin etmek şimdilik güç. Çünkü, görevden uzaklaştırılan eski genel başkan Özgür Özel ve ekibi, parti binasını teslim etmekte direnirken kendi aralarında milletvekilleriyle seçim yapıp,“genel başkanlık yoksa grup başkanlığı var!” mantığı ile TBMM grup başkanlığına sığındı. Mahkeme kararını tanımadıklarını ve hemen acilen kurultayın toplanması çağrısını yaptılar.
Hatta, Kılıçdaroğlu, parti genel merkezinde bayramlaşma için halka hitap ederken onlarda Ankara İl Başkanlığının önünde, Kızılay Meydanı Güvenpark’ta partilileri toplayıp, Anıtkabire yürüyüş yaptılar. Her iki grubunda bu gövde gösterisi, CHP içindeki hesaplaşma ve yeniden yapılanmanın zor şartlar altında yaşanılacağını göstergesi olarak kayıtlara geçti.
Bir başka gelişme ise partinin bölünüp bölünmeyeceği tartışmaları. Hatta, kurultayın hemen toplanıp toplanmayacağı konusundaki ileri sürülen taktik savaşları. CHP’liler, hak, hukuk ve adaleti, kendi çıkarları doğrultusunda değerlendirip, “benim isteğim yönde karar çıkarsa adalet var. Aksi yönde karar çıkarsa, adalet yok. Sarayın hukuku, sarayın adaleti” söylemlerini gündeme taşıyorlar.
Bugün de aynı söylemleri dinliyoruz. Bir yandan da boş durmuyorlar. 38. Kurultay delegelerinin imzalarını toplamaya başlayıp, yeniden genel kurultay isteminde bulunmaya çalışıyorlar. Hatta, mahkemenin tedbir kararının da kurultay yapılmasına engel olmadığını ileri sürüyorlar. Aslında, sağ kulağın sol elle gösterilmesi şeklinde yorumlanan bu söylemler, sırf taraftarların ayrışmasına engel olmak gibi geliyor bana. Yargıtay, belki de kurultaya tedbir konulan kararı kaldırıp, 38. Kurultayı geçerli sayılmasına karar verebilir. O zaman, yapılan bütün söylemler boşa düşer.
CHP’nin kırılan okları kime isabet eder belli olmaz. Dereyi görmeden paçaları sıvamamak lazım.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Muharrem KARABULUT
CHP’nin kırılan okları
Ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi, sürekli kendi kendisine tartışmalara, iddialara ve kavgalara sahne olan, hatta ülkemizde en fazla kurultay yapan bir siyasi parti olarak tarihe geçti.
12 Eylül 1980 ihtilali ile kapatıldıktan ve 1983 yılında Halkçı Parti olarak siyaset sahnesine çıktıktan bugüne kadar geçen 43 yılda tam tamına 38 kurultay yapan bir parti.
Nerede ise her sene kurultay yaptığına dair şahitlik edenler var. Çünkü, parti içindeki iktidar kavgası ve sen-ben atışmaları hiçbir zaman bitmedi CHP’de. Yönetimde kim olursa olsun, hep yanı başındakiler, halkın deyimi ile balkı, kaymaklı ana muhalefet yönetimi için birbirleriyle tartışıp hizipçilikle suçlanıyorlar.
Bugün gelinen noktada ise CHP, Mahkeme koridorlarında verilen bir kararla, genel merkez yönetiminde değişim yaşandı. Ankara, 36. Bölge Adliye Hukuk Dairesi, CHP’nin 2023 seçimlerinden sonra yapılan olağanüstü kurultayında, delegelerin para, iş vadi veya çeşitli iddialarla genel başkan adaylarından Özgür Özel’e oy verilmesi için rüşvet verildiği iddialarıyla çalkalanırken, yargı da Mutlak Butlan, (Kurultayın her yönüyle yok sayılması) kararını verdi.
Böylelikle, CHP’nin çarşısı ve içindeki tartışmalar tekrar karıştı. Gün yüzüne çıktı. Mahkeme kararıyla eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu, yeniden partinin genel başkanlık koltuğuna oturdu. Yine, eski Parti Meclisi yönetimi görevli sayıldı.
Bir nevi, 38. Kurultay hiç yapılmamış şekliyle işlem başlatıldı.
İşte bu karar, hem ülkemizde hem de dünyanın pek çok ülkesinde siyasi darbe olarak nitelendirilmeye ve yorumlanmaya başlandı. Aslında, olay siyasi darbe değil, siyasi güç ve partiyi ele geçirme iddialarıyla ilgili yapılan ve yapıldığı öne sürülen bir takım ayak oyunlarının mahkemece kabul görülmesi olarak değerlendirilmesi gereken bir karar.
Tabi, hak, hukuk ve adalet kavramlarını kendi işlerine geldiği gibi yorumlayan siyasetçilerimizde bu kararla tam tamına yüzde 50 destek yüzde elli köstek şeklinde ikiye ayrıldılar.
Durum gerçekten beklenilmeyen ve Türk siyasetinde böyle olayların hiç yaşanması istenilmeyen bir şekle, şemale büründü. Parti örgütleri, il başkanları, milletvekilleri, belediye başkanları da ne yapacaklarını şaşırdılar. Bazıları ise militan yönlerini açığa çıkaran olaylara imza atıyorlar. Ki, bu tür olayların yaşanması, halkın nezdinde hiç de hoş karşılanmıyor. Çünkü, kendi içinde kavgalı olan bir eve hiç kimse kızını gelin vermek istemez. Bu ata sözünü unutmamak lazım.
Gelelim, CHP’nin bugünkü durumuna. Butlan kararı bayram öncesinde gündeme bomba gibi düştü. Bayram tatili bitti ve bayramın son günü tekrar genel başkanlık koltuğuna oturan Kemal Kılıçdaroğlu, polis zoruyla ve İcra Kararıyla boşaltılan genel merkez binasına gelip halkla bayramlaştı. Aslında, siyasetin bam teline dokunması ve yaptığı açıklamalar ile kullandığı cümleler ve ifadeler de CHP içindeki siyasi güç savaşlarının bir nevi açığa çıkması şeklinde anlaşıldı. Dinlendi.
2.5 yılın ardından CHP Genel Merkezi'ne gelen Kemal Kılıçdaroğlu, kalabalık bir grup tarafından karanfillerle karşılandı. 'Her şeyi anlatacağım' diyen Kılıçdaroğlu, kürsüden partililere hitap etti. 'Delegelere verilen rüşvet' iddialarına ve belediyelere yönelik operasyonlara değinen Kılıçdaroğlu, isim vermeden çok çarpıcı iddialarda bulundu. Kılıçdaroğlu, "Arkamızdan sinsice sızan, FETÖ ajanlarını zamanında fark edemediğim için sizlerden özür diliyorum. Biz vatan dedikçe, biz millet dedikçe kapalı kapılar ardında dış odaklardan medet uman o gafilleri koynumda beslediğim için sizlerden özür diliyorum " dedi.
Konuşmasına, "hiç endişe etmeyin bu can bu tende kaldıkça hakkı, hukuku ve adaleti herkes için savunacağım" diyerek başlayan Kılıçdaroğlu, hep beraber mücadele ifadelerini kullandı.
CHP'nin halkın yuvası olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, CHP'nin tarihsel namusunu, Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik güvenliğini, millet iradesinin onurunu ve devlet aklının geleceğini konuşmak için parti genel merkezinde bulunduğunu şu sözleriyle açıkladı.
"Bu mesele Türkiye'de siyasetin ahlakla mı parayla mı, hukukla mı operasyonla mı, millet iradesiyle mi aparatlar üzerinden mi şekilleneceği meselesidir. Ben bugün çok açık konuşacağım ama öfkeyle değil, sert konuşacağım ama kinle değil, gerçeği söyleyeceğim ama kimseyi aşağılamadan, hedef göstermeden, kimseye haksızlık etmeden. Çünkü bizim geleneğimiz budur. Çünkü biz Cumhuriyet Halk Partiliyiz. Bizim kitabımızda intikam yoktur, bizim kitabımızda iftira yoktur, bizim kitabımızda kin yoktur, bizim kitabımızda mertçe helalleşme vardır, hesaplaşma vardır ama bu hesaplaşma kişisel değil ahlakidir. Bizim kitabımızda arınma vardır ama bu arınma tasfiye değil yeniden bir doğuştur."
Bu konuşmalar yenilir yutulur veya hemen kabullenebilir cinsten değil. Ülkemizde 15 Temmuz hain darbe girişimini yapan yasadığı FETÖ PYD Paralel örgütünün partiye sızması ile ilgili genel başkanın söylemde bulunması da ateş olmayan yerden duman çıkmaz sözünün hatırlanması anlamına gelir.
CHP’nin bugünden sonra kendi içinde arınma veya siyasi birliktelik adı altında nasıl bir çizgide buluşacağını tahmin etmek şimdilik güç. Çünkü, görevden uzaklaştırılan eski genel başkan Özgür Özel ve ekibi, parti binasını teslim etmekte direnirken kendi aralarında milletvekilleriyle seçim yapıp, “genel başkanlık yoksa grup başkanlığı var!” mantığı ile TBMM grup başkanlığına sığındı. Mahkeme kararını tanımadıklarını ve hemen acilen kurultayın toplanması çağrısını yaptılar.
Hatta, Kılıçdaroğlu, parti genel merkezinde bayramlaşma için halka hitap ederken onlarda Ankara İl Başkanlığının önünde, Kızılay Meydanı Güvenpark’ta partilileri toplayıp, Anıtkabire yürüyüş yaptılar. Her iki grubunda bu gövde gösterisi, CHP içindeki hesaplaşma ve yeniden yapılanmanın zor şartlar altında yaşanılacağını göstergesi olarak kayıtlara geçti.
Bir başka gelişme ise partinin bölünüp bölünmeyeceği tartışmaları. Hatta, kurultayın hemen toplanıp toplanmayacağı konusundaki ileri sürülen taktik savaşları. CHP’liler, hak, hukuk ve adaleti, kendi çıkarları doğrultusunda değerlendirip, “benim isteğim yönde karar çıkarsa adalet var. Aksi yönde karar çıkarsa, adalet yok. Sarayın hukuku, sarayın adaleti” söylemlerini gündeme taşıyorlar.
Bugün de aynı söylemleri dinliyoruz. Bir yandan da boş durmuyorlar. 38. Kurultay delegelerinin imzalarını toplamaya başlayıp, yeniden genel kurultay isteminde bulunmaya çalışıyorlar. Hatta, mahkemenin tedbir kararının da kurultay yapılmasına engel olmadığını ileri sürüyorlar. Aslında, sağ kulağın sol elle gösterilmesi şeklinde yorumlanan bu söylemler, sırf taraftarların ayrışmasına engel olmak gibi geliyor bana. Yargıtay, belki de kurultaya tedbir konulan kararı kaldırıp, 38. Kurultayı geçerli sayılmasına karar verebilir. O zaman, yapılan bütün söylemler boşa düşer.
CHP’nin kırılan okları kime isabet eder belli olmaz. Dereyi görmeden paçaları sıvamamak lazım.