Hava Durumu
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Bürokratik saltanat

Yazının Giriş Tarihi: 14.05.2024 00:02
Yazının Güncellenme Tarihi: 13.05.2024 22:35

1980’li yılların ekonomi denilince akla gelen en büyük değerlerinden bir tanesi orta direk ekonomisi oluyordu. Yani, dönemin Başbakanı Turgut Özal’ın, “orta direk güçlü olduğu zaman ekonomide bizi kimse yıkamaz!” söylemi, o döneme tam anlamıyla damga vurmuştu.

Evet, Türkiye ekonomik açıdan arzu edilen seviyelerde hiç olmadı. Hep borç içinde hep dışa bağımlı, hep de İMF ve Dünya Bankasının etkisi ve denetimi altında devam ettik yaşamaya. Halende öyleyiz.

Çünkü, gelir belli, gider yüz elli.

Kime dokunsanız hep aynı sıkıntılardan söz ediyor. Hayat pahalılığı, her gün değişen etiketler, satılan malın aynı değerle yerine yenisinin alınamayışı vb. gibi söylemler, her döneme damga vuruyor.

Bundan yaklaşık 50 yıl önceki gazetelerin sayfaları açıp ekonomi haberlerine baktığımızda, zaman ve seneler geçse bile hep aynı başlıkları görebiliyoruz.

Ekonomiye taze kan lazım! Esnaf kan ağlıyor! Cari açık alev gibi yakıyor! İhracat ile ithalat dengesi sağlanmadan ekonomi canlanamaz!

Bu başlıkları ezbere biliyoruz. Başlıkları görünce zaten altında yazılanları, yazılacak olanların da kıblesi belli. Ekonominin can damarlarında tıkanma var, denildiğinde ise esnafın yaşantısı ve ticaretinin de güç anlama geldiğini anlamak mümkün. Bugün gelinen noktada, Orta direk tamamen bitti. Göçtü. Ekonomiye destek olacak yeni bir orta direk inşası lazım.

Peki, bu işin sonucu ne olacak?

Senelerdir aynı sorunları, aynı sıkıntıları tartışıp durduğumuza göre, olaylara birde 24 Ocak 1980 tarihinde alınan ve ekonomi tarihilize “acı reçete” olarak geçen ekonomik önlem paketini hatırlamakla başlayalım. Bugün, bazı okurlarımın yaşı itibariyle bilmelerine imkan olmayan bu pakette, dönemin anarşi ve ekonomik krizlerinden kurtuluş reçetesi olarak hükümet tarafından açıklanan ve 12 Eylül 1980 tarihinde yapılan darbe ile askıya alınan ekonomik önlem paketi ile senelerdir yine ekonomik sıkıntıların çözümü için açıklanan ekonomik paketler ve kamuda tasarruf ilkeleri hep aynı ve klişe olarak göze çarpıyor.

Kamuda tasarruf meselesi gerçekten çok önemli.

Bu konunun çözümü içinde bazı bürokratların, “ben böyle istiyorum. Bana, bu devlet ve millet makam arabası, lojman, lojmanın masrafları, makamda ağırladım misafirlerin masraflarını karşılamak zorunda!” düşüncesinden artık vaz geçilmesi lazım.

Senelerdir haber yapıyoruz, ama bir türlü önüne geçilemiyor. Yada, bazı kişiler hedef olarak seçilip, alt seviyede birkaç tane uyarı verilse de yapılan masraf ve harcanan mali kaynağın bu kişilerden geri tahsil edilmeyişi nedeniyle kamu zararlarının üzerini hep kapatıyoruz. Mesela, kamu aracı, resmi plakalı araç ile çocukların okullara götürülmesi, Müdürlerin eşlerinin ve aile büyüklerinin resmi plakalı araçlarla kadınlar gününe, ev gezmesine, çzarşı pazara götürülmesi vb. olayları hala önleyememiş olmamızın nedeni, bürokrasiden hesap sorulmayışı olarak karşımıza çıkıyor.

Buradaki asıl mesele, kimin kime nasıl hesap soracağı meselesi.

Yani, “tencere dibin kara, cevaben seninki benden kara!” misali, resmi makamları özel aile aracı gibi kullananların, birbirlerinin amirleri ast ve üstleri olması nedeniyle birbirlerine hesap soramayacak durumda olmaları.

Oysa, resmi aracı ile pikniğe giden, tatile giden, ailesini gezdiren bürokratlardan, müdürlerden, danışmanlardan, yapılan bu olayla ilgili olarak emsal taksi taşıma bedeli alınsa ve aracın amortisman, eskiye bedellerinin de tahsil edilmesi halinde, tasarrufun zaten kendiliğinden başlayacağı kesin.

31 Marttan sonra göreve gelen bazı belediye başkanlarının, belediye görevlilerinin kullandığı makam araçlarını garaja çektikleri ve tasarrufa başladıklarına dair haberleri okuyup görüyoruz. Geçmişe baktığımızda, 5 yıl önce, kendisinden önce gelen başkanda aynı işlemi yapmış. Yani, tasarruf adına, bürokrat araçlarını garaj çektirmiş. Sonrasında, üç beş gün bu karar uygulanmış. Sonrasında neler olmuş?

İşte acı gerçekler ortada, eski hamam eski tas, aynen bürokratik saltanata devam.

Senelerdir böyle gelmiş böyle gidiyor.

Hiç kimse, bu bürokratik saltanatın önüne geçemiyor. Siyasi iktidarlar, bürokratlarla uğraşmaya başladıklarında güç kaybediyorlar. Oy kaybediyorlar. Bazı siyasetçiler ve üst düzey kamu yöneticilerinin kendilerine saltanat diye tabir edilen bu uygulamalara artık son vermesi bekleniyor. Hizmet araçlarıyla konvoylar düzdüren siyasetçilerinde alkış ve şahşahalarla günlerini geçirmeyi alışkanlık haline getirmesine baktığımızda ise bürokratlara neden laf söylenmediği ve yapılanlara göz yumulduğunun da sinyallerini görebilmek mümkün. Vatandaşların arasında konuşulan kamu tasarrufu önlemlerine en güzel verilen örnek bunlar.

Nitekim, ülkemizde ve dünyanın pek çok ülkesinde, kamu hizmeti görenlerin, kamunun kaynaklarından maksimum faydalanması, önce kendi lükslerini kurup sonra da hizmet ediyormuş gibi hareket etmelerine alıştı insanlar. Bunların hepsini suçlamak mümkün değil. Kamu hizmetinde iken kendi özel araçları kullanıp, yakıtını kendi cebinden ödeyen pek çok bürokratımız var. Bunları örnek alıp, genele yaygınlaştırılması en büyük arzumuz. Beklentimiz.

Ekonomik sıkıntılar baş gösterdiğinde hemen akla gelen kamu harcamalarının kısıtlanması konusu ve kısıtlama adına bazı araçların garaja çekilmesi konusu, bana göre birkaç günlük geçici göstermelik uygulamadan ibarettir.

Bu konuyla ilgili pek çok örnek verilebilir. Ama, en doğru olanı galiba, kamu hizmeti gören insanların, “ben bu greve gelmeseydim, yaşantım nasıl olurdu? Benim aldığım maaş ile kullandığım devlete ait, kamuya ait, halkın ve milletin malı olan imkanlara muhtaç olan milyonlarca insan var…” diye düşünce, zaten olay kendiliğinden çözüm bulur. Önlem almaya, araçları garaja çekmeye bile gerek kalmaz.

Kamu, tasarruflarında bana göre en önemli konu bu. Boşa harcanan, boşa giden, şahsi işler için kullanılan kamu kaynakları var.

İnsanlarımız, 2002 yılında üç Y (Yolsuzluk, Yoksulluk, Yasaklar) formülü ile vatandaşlara vaatlerde bulunan ve yeni bir hikaye yazan AK Parti’yi bu yüzden destekleyip 22 yıl süren iktidarına hep destek oldu.

Şimdi, pusula biraz şaştı galiba. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi, kibir ve bencillik 31 Mart seçimlerinde sandıklardan geçer not alamadı.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.