Bu sözü hiçbir zaman unutmayalım. Ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk söylemiş; “yurtta sulh, dünyada sulh!”
Geçtiğimiz haftalarda Romanya ziyaretim sırasında, başkent Bükreş’te bulunan ve bölgeye gelen bütün turistlerin ilgisini çeken Atatürk Büstünün kaidesinde de bu söz yazıyor. İnsanların, barış, huzur, güven içinde yaşamaları bakımından da dünyaya mal olmuş ve dünyadaki pek çok lider tarafından kabul edilmiş güzel bir söylem.
Barış çok önemli. İnsanların birbirleriyle kavgalı olması, küs olması, ülkelerin birbirleriyle kavgalı olması, küs olması, ailelerin gerek kendi içinde gerekse toplum içinde birbirleriyle kavgalı olması, küs olması kimseye bir şey kazandırmıyor. Toplumda gerginlik yaşanması, sadece gerginlik yaşayanları değil, bütün insanları tehdit eder hale gelebiliyor.
Dünyanın en korkulu belası ise terör. Hiç umulmadık bir anda yapılan bir eylemde bazen bir kişi bazen de yüzlerce, binlerce kişi hayatını kaybediyor. Sakat kalıyor. Yaralanıyor. Yıllarca azap çekiyor.
İnsanlar, terör belası yüzünden evlerinden çıkamaz hale geliyorlar. Okullarda eğitim duruyor. Şehirlerde ulaşım duruyor. İmalat ve üretim duruyor. Kurtarılmış bölgelerde haraç kesen, insanların malına mülküne göz diken teröristlerle dolabiliyor. Yani, toplumda huzur kalmıyor. Korku gelip yerleşebiliyor.
Kim ne kadar mücadele ederse etsin, terörün kökünün kazanmasına yönelik çalışmalarda belli oranlı başarı elde edilse bile, imha edilen, yok edilen teröristlerin yerine gelenler yine eylem ve öldürmeye devam ediyorlar.
Bizler, Türkiye olarak 1984 yılından bu yana terör belası ile yatıp kalkıyoruz. Bir gün haberlere baktığımızda, köyü basan kan emici vatan hainlerinin insanları katlettiklerini görüyoruz. Bir gün polislere ateş açıp onları şehit ettiklerini tanıklık ediyoruz. Bir gün karakol basıp, askerlerimize ateş açıp onları şehit ettiklerini duyup, toplumca ağlıyoruz.
Öğretmenlerimizi şehit ediyorlar. Öğrencilerimizin okullarda eğitim almasına engel oluyorlar. Ekonomiyi baltalıyorlar. Bölgedeki tarihi ve turistlik bölgelerdeki işyerlerinin kepenk indirmesine kadar esnafa, halka baskı yapıp silahlı eylemlerde bulunuyorlar.
Şehir merkezlerine bombalar koyup patlatıyorlar. Canlı bombalarla hiç günahı olmayan insanların ölümlerine, yaralanmasına, yok olup gitmelerine yol açabiliyorlar.
Bizler de sürekli “bugün nerede acaba bir eylem olacak?” kaygısıyla yaşıyoruz. Hiç birimizin hayat garantisi yok gibi. Hiç ummadığımız yerde, bölgede terör eylemleri yapılıyor. Bu vatanın evlatları yok yere katlediliyorlar. Ülkemizin geleceğinin karartılmasına göz yummama adına, yapılan her türlü mücadeleyi başından sonuna kadar destekliyoruz.
Senelerdir,” gözyaşları dinsin” edebiyatı yapanların, terör ve terör guruplarıyla kendi siyasi ve koltuk kapma yarışları için nasıl kol kola girdiklerini, beraber çalıştıklarını, yol yürüdüklerini de görüyoruz. Zaten kendileri de bunları inkar etmiyorlar.
Ama, bu terör eylemleri artık bitmeli. Bir yerlerden bir şekilde başlanılıp, örgüte silah bıraktırılması, eylemlere son vermesinin sağlanması lazım. Suç işleyenlerin affedilmesine izin verilmeden, onlarında Adalet içinde hesap vermeleri ve cezalarını çekmeleri lazım.
Acıyı çeken bilir. Başına gelen olayları yaşayanlar bilir. Şehit acısını şehit aileleri bilir. Yaralanıp gazi olanların yaşadıklarını kendileri bilir. Aileleri, onların çektikleri ızdırabı bilirler. Toplum olarak bizler de terör acılarını ateş bizimde kalbimize düştüğü için biliriz.
İşte bu yüzden de kimsenin kimseyi, özellikle eline silah atıp, askere, polise kurşun sıkanların affedilmesini beklemesin. Bu ifadeleri ve söylemleri kesinlikle kabul etmiyoruz. Böyle düşünenlere de hakkımızı hiçbir zaman helal etmeyeceğiz.
Ülkemizde¸geçtiğimiz yıl Ekim ayında başlayıp, devam eden ve Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin üzerinde titizlikle durup, her kademesinde yol belirleyicisi olduğu Terörsüz Türkiye söylemleri ve çalışmaları var. Belli bir aşamaya gelinde. İmralı cezaevinde hükümlü bulunan teröristbaşı, örgütü lav ettiğini ve silah bırakılması gerektiğini söyledi. Göstermelikte olsa bu söylemler belli şartlarda karşılık buldu.
Konuya siyaset el koydu. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yine MHP lideri Devlet Bahçeli’nin önerisiyle bütün siyasi partilerin temsilcilerinin bulunduğu Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kuruldu. 5 Ağustos tarihinden bu yana çalışmalarını sürdürüyor. Şehit Aileleri, gazilerimiz, toplumun her kesiminden insanları ve terör belasından zarar görenleri dinledi. Kamu görevlilerini dinledi. Bölge insanlarının dertlerini dinlediler.
Sonrasında, komisyonun birde İmralı’ya gidip, Terörsüz Türkiye geleceğinin teminat altına alınmasına yönelik son çalışmaların yapılması için MHP lideri Devlet Bahçeli’den bir teklif daha geldi. İşte bu teklif, siyasetçilerin gerçek yüzlerini ve kim olduklarını, Terörsüz Türkiye’yi ne kadar isteyip istemediklerinin gözler önüne serilmesine yol açtı.
Ülkemizin huzur ve güven içinde yaşaması bir yanda, siyasi ikbal hesaplarının bir yanda olması, ana muhalefet partisi CHP’nin de gerçek yüzünün görünmesine neden oldu. Ülkemizdeki son 20 yılda yapılan bütün seçimlerde, terör örgütü uzantısı oldukları iddia edilen siyasi partilerle el ele kol kola siyaset yapan, güç birliği yapan CHP, bu kez Terörsüz Türkiye için atılan adımlara engel olma adına kendisinden hiç beklemeyen adımları atmaya başladı. Gelişmeleri şaşkınlıkla izliyoruz.
İmralı heyetinin belirlenmesi için yapılan teklifi kabul etmedi. Komisyondaki oylamaya katılmadı. Ama, komisyon çalışmalarından vaz geçmeyeceğini ifade etti. Hani derler ya “bu ne perhis ne lahana turşusu?” diye halkımız sorar. İşte tam da böyle oldu.
Yapılan söylem ve açıklamalardan anladığımız kadarıyla “bu işi mecliste çözelim” nutukları atıp senelerce halkı oyalayan, Türkiye’yi oyalayan CHP’nin, son yaşanılan olaylar nedeniyle pek çok vatandaşın düşündüğüne göre, barış güvercinlerinin kanadını kırdı. Şimdilik, flu bir hava hakim. Ama, yakın gelecekte kim terörden yana kim barış ve huzurdan yana daha iyi anlayacağız.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Muharrem KARABULUT
Barış güvercininin bir kanadı kırıldı !
Bu sözü hiçbir zaman unutmayalım. Ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk söylemiş; “yurtta sulh, dünyada sulh!”
Geçtiğimiz haftalarda Romanya ziyaretim sırasında, başkent Bükreş’te bulunan ve bölgeye gelen bütün turistlerin ilgisini çeken Atatürk Büstünün kaidesinde de bu söz yazıyor. İnsanların, barış, huzur, güven içinde yaşamaları bakımından da dünyaya mal olmuş ve dünyadaki pek çok lider tarafından kabul edilmiş güzel bir söylem.
Barış çok önemli. İnsanların birbirleriyle kavgalı olması, küs olması, ülkelerin birbirleriyle kavgalı olması, küs olması, ailelerin gerek kendi içinde gerekse toplum içinde birbirleriyle kavgalı olması, küs olması kimseye bir şey kazandırmıyor. Toplumda gerginlik yaşanması, sadece gerginlik yaşayanları değil, bütün insanları tehdit eder hale gelebiliyor.
Dünyanın en korkulu belası ise terör. Hiç umulmadık bir anda yapılan bir eylemde bazen bir kişi bazen de yüzlerce, binlerce kişi hayatını kaybediyor. Sakat kalıyor. Yaralanıyor. Yıllarca azap çekiyor.
İnsanlar, terör belası yüzünden evlerinden çıkamaz hale geliyorlar. Okullarda eğitim duruyor. Şehirlerde ulaşım duruyor. İmalat ve üretim duruyor. Kurtarılmış bölgelerde haraç kesen, insanların malına mülküne göz diken teröristlerle dolabiliyor. Yani, toplumda huzur kalmıyor. Korku gelip yerleşebiliyor.
Kim ne kadar mücadele ederse etsin, terörün kökünün kazanmasına yönelik çalışmalarda belli oranlı başarı elde edilse bile, imha edilen, yok edilen teröristlerin yerine gelenler yine eylem ve öldürmeye devam ediyorlar.
Bizler, Türkiye olarak 1984 yılından bu yana terör belası ile yatıp kalkıyoruz. Bir gün haberlere baktığımızda, köyü basan kan emici vatan hainlerinin insanları katlettiklerini görüyoruz. Bir gün polislere ateş açıp onları şehit ettiklerini tanıklık ediyoruz. Bir gün karakol basıp, askerlerimize ateş açıp onları şehit ettiklerini duyup, toplumca ağlıyoruz.
Öğretmenlerimizi şehit ediyorlar. Öğrencilerimizin okullarda eğitim almasına engel oluyorlar. Ekonomiyi baltalıyorlar. Bölgedeki tarihi ve turistlik bölgelerdeki işyerlerinin kepenk indirmesine kadar esnafa, halka baskı yapıp silahlı eylemlerde bulunuyorlar.
Şehir merkezlerine bombalar koyup patlatıyorlar. Canlı bombalarla hiç günahı olmayan insanların ölümlerine, yaralanmasına, yok olup gitmelerine yol açabiliyorlar.
Bizler de sürekli “bugün nerede acaba bir eylem olacak?” kaygısıyla yaşıyoruz. Hiç birimizin hayat garantisi yok gibi. Hiç ummadığımız yerde, bölgede terör eylemleri yapılıyor. Bu vatanın evlatları yok yere katlediliyorlar. Ülkemizin geleceğinin karartılmasına göz yummama adına, yapılan her türlü mücadeleyi başından sonuna kadar destekliyoruz.
Senelerdir,” gözyaşları dinsin” edebiyatı yapanların, terör ve terör guruplarıyla kendi siyasi ve koltuk kapma yarışları için nasıl kol kola girdiklerini, beraber çalıştıklarını, yol yürüdüklerini de görüyoruz. Zaten kendileri de bunları inkar etmiyorlar.
Ama, bu terör eylemleri artık bitmeli. Bir yerlerden bir şekilde başlanılıp, örgüte silah bıraktırılması, eylemlere son vermesinin sağlanması lazım. Suç işleyenlerin affedilmesine izin verilmeden, onlarında Adalet içinde hesap vermeleri ve cezalarını çekmeleri lazım.
Acıyı çeken bilir. Başına gelen olayları yaşayanlar bilir. Şehit acısını şehit aileleri bilir. Yaralanıp gazi olanların yaşadıklarını kendileri bilir. Aileleri, onların çektikleri ızdırabı bilirler. Toplum olarak bizler de terör acılarını ateş bizimde kalbimize düştüğü için biliriz.
İşte bu yüzden de kimsenin kimseyi, özellikle eline silah atıp, askere, polise kurşun sıkanların affedilmesini beklemesin. Bu ifadeleri ve söylemleri kesinlikle kabul etmiyoruz. Böyle düşünenlere de hakkımızı hiçbir zaman helal etmeyeceğiz.
Ülkemizde¸geçtiğimiz yıl Ekim ayında başlayıp, devam eden ve Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin üzerinde titizlikle durup, her kademesinde yol belirleyicisi olduğu Terörsüz Türkiye söylemleri ve çalışmaları var. Belli bir aşamaya gelinde. İmralı cezaevinde hükümlü bulunan teröristbaşı, örgütü lav ettiğini ve silah bırakılması gerektiğini söyledi. Göstermelikte olsa bu söylemler belli şartlarda karşılık buldu.
Konuya siyaset el koydu. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yine MHP lideri Devlet Bahçeli’nin önerisiyle bütün siyasi partilerin temsilcilerinin bulunduğu Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kuruldu. 5 Ağustos tarihinden bu yana çalışmalarını sürdürüyor. Şehit Aileleri, gazilerimiz, toplumun her kesiminden insanları ve terör belasından zarar görenleri dinledi. Kamu görevlilerini dinledi. Bölge insanlarının dertlerini dinlediler.
Sonrasında, komisyonun birde İmralı’ya gidip, Terörsüz Türkiye geleceğinin teminat altına alınmasına yönelik son çalışmaların yapılması için MHP lideri Devlet Bahçeli’den bir teklif daha geldi. İşte bu teklif, siyasetçilerin gerçek yüzlerini ve kim olduklarını, Terörsüz Türkiye’yi ne kadar isteyip istemediklerinin gözler önüne serilmesine yol açtı.
Ülkemizin huzur ve güven içinde yaşaması bir yanda, siyasi ikbal hesaplarının bir yanda olması, ana muhalefet partisi CHP’nin de gerçek yüzünün görünmesine neden oldu. Ülkemizdeki son 20 yılda yapılan bütün seçimlerde, terör örgütü uzantısı oldukları iddia edilen siyasi partilerle el ele kol kola siyaset yapan, güç birliği yapan CHP, bu kez Terörsüz Türkiye için atılan adımlara engel olma adına kendisinden hiç beklemeyen adımları atmaya başladı. Gelişmeleri şaşkınlıkla izliyoruz.
İmralı heyetinin belirlenmesi için yapılan teklifi kabul etmedi. Komisyondaki oylamaya katılmadı. Ama, komisyon çalışmalarından vaz geçmeyeceğini ifade etti. Hani derler ya “bu ne perhis ne lahana turşusu?” diye halkımız sorar. İşte tam da böyle oldu.
Yapılan söylem ve açıklamalardan anladığımız kadarıyla “bu işi mecliste çözelim” nutukları atıp senelerce halkı oyalayan, Türkiye’yi oyalayan CHP’nin, son yaşanılan olaylar nedeniyle pek çok vatandaşın düşündüğüne göre, barış güvercinlerinin kanadını kırdı. Şimdilik, flu bir hava hakim. Ama, yakın gelecekte kim terörden yana kim barış ve huzurdan yana daha iyi anlayacağız.