Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Ömer Seyfettin'in gördükleri

Yazının Giriş Tarihi: 17.10.2022 00:03
Yazının Güncellenme Tarihi: 17.10.2022 00:03

Ömer Seyfettin 11 Mart 1884 yılında Gönen, Balıkesir'de doğdu. Yüzbaşı Ömer Şevki Bey'le, Fatma Hanım'ın ikisi küçük yaşlarda ölen dört çocuğundan biridir. Öğrenimine Gönen'de bir mahalle mektebinde başladı. Ömer Şevki Bey'in görevinin nakli dolayısıyla Gönen'den ayrılan aile, İnebolu ve Ayancık'tan sonra İstanbul'a geldi.

Ömer Seyfettin, önce Mekteb-i Osmanî'ye, 1893 ders yılı başında Askerî Baytar Rüştiyesi'nin subay çocukları için açılmış özel sınıfına kaydedildi. Bu okulu 1896'da tamamlayarak Kuleli Askeri İdadisi'ne yazıldı. Daha sonra Edirne Askeri İdadisi'ne nakil olarak eğitimine, arkadaşı Enis Avni ile birlikte burada devam etti.

1900'de idadîyi bitirerek İstanbul'a döndü ve Mekteb-i Harbiye-i Şahâne'ye başladı. İstanbul’da Mecmua-i Edebiye dergisinde şiirlerinin yayımlanmasıyla yayın dünyasına girdi. Tenezzüh adlı ilk hikayesi bu dönemde, 13 Nisan 1902 tarihinde Sabah dergisinde yayımlandı. 1903 yılında Makedonya'da çıkan karışıklık üzerine "sınıf-ı müstacele" denilen bir hakla okulundan imtihansız şekilde, 19 yaşında mezun oldu.

İzmir Hayatı, Ömer Seyfettin, mezuniyetten sonra piyade asteğmeni rütbesiyle, merkezi Selanik'te bulunan Üçüncü Ordu'nun İzmir Redif Tümeni'ne bağlı Kuşadası Redif Taburu'na tayin edildi. 1906'da İzmir Jandarma Okulu'na öğretmen olarak atandı.

Ocak 1909'da Selanik Üçüncü Ordu'da görevlendirildi. Manastır, Pirlepe, Köprülü, Cuma-yı Bala kasaba ve köylerinde görev yaptı. Razlık (günümüzde Bulgaristan'da bulunan bir şehir) kasabasının Yakorit köyünde bölük komutanlığı yaptı. Balkan çetecilerinin Türk düşmanlığını dile getirdiği Bomba, Beyaz Lale Tuhaf Bir Zulüm adlı hikayeleri bu görevleri sırasında edindiği izlenimler sonucu yazdı.

1910 yılında Ziya Gökalp’in de arzu ve tavsiyesi ile tazminatını ödeyip askerlik görevinden ayrıldı. Hayatını yazar ve öğretmen olarak sürdürmek üzere Selanik’e yerleşti. Rumeli’nin tek Türk bilim ve edebiyat dergisi olarak Selanik'te çıkarılan Hüsün ve Şiir dergisinin ismi, Akil Koyuncu'nun istek ve ısrarı üzerine Genç Kalemler'e çevrildikten sonra 11 Nisan 1911'de Ömer Seyfettin'in Yeni Lisan isimli ilk başyazısı imzasız olarak yayınlandı.

Balkan Savaşı'nın başlaması sebebiyle Ömer Seyfettin’in sivil hayatı bir yıl kadar sürmüştü. Yeniden orduya çağrılan yazar, Yanya Kuşatması sırasında, Kanlıtepe'de 20 Ocak 1913 tarihinde 21 askeriyle birlikte esir düştü.

Atina yakınlarındaki Nafliyon kasabasında geçen ve 28 Kasım 1913 tarihinde sona eren on aylık esareti sırasında sürekli okudu.

Ömer Seyfettin , asker bir yazardır .36 yaşında ölmesi ülkemiz adına talihsizliktir bana göre. Ömrü uzun olsaydı daha birçoķ eseri olacaktı, Cumhuriyetin kuruluşunu göremedi ne yazık ki.

Ömer Seyfettin Balkan Savaşı'nda birçok cephede savaşmıştır. Cephede olan bir hatırasında bakın neler söylüyor. Aslında bu karşılaşmanın "piç" adlı eserinde sivil karşılaşması var. Gecenin bir yarısı lokantada tesadüf eseri karşılaşan iki eski sınıf arkadaşının yıllar sonra sohbetlerine bir gazinoda devam etmeleri ile ilginç bir hal alıyor. Biz yine de Cephede ki karşılaşmayı yazmayı tercih edelim. Osmanlı nın çöküş sebebini daha realist ifade ediyor.

" Birkaç arkadaş subayla, karşı tarafın da subaylarıyla, çekilme işlerini görüşmek için gittik. Karşı tarafta, Fransız üniformalı biri sık sık bana bakıyor, gözünü benden ayırmıyordu. Ben buna bir anlam veremiyordum. Fransız subay yerinden kalkıp bana doğru geldi ve;

' Nasılsın Ömer Seyfettin? ' dedi.

' Beni nerden tanıyorsun? Ben bir yüzbaşıyım. Öyle tanınacak kadar üst düzey bir kumandan değilim .' dedim.

' Ömer, biz seninle İstanbul'da Askeri Lisede beraber okuduk, ben falancayım deyince, hayretler içerisinde baktım, hatırladım.

Hep dini eleştiren , Osmanlı'yı kötüleyen , vatan , bayrak sevgisi olmayan bir öğrenci idi ama , yine de Fransız subay olması normal değildi..

‘ Peki, nasıl böyle oldun? ' dedim.

' Ne zaman bir savaş olsa , Türkler galip gelse içimde üzüntü oluyordu..

Tükler kaybetse, zarar görse içimde bir sevinç oluyordu .

Çoğu zaman kendimi ayıplıyor , neden böyleyim diyordum..

Bir gün anneme ısrarla sebebini sordum.

'Dayanamayacağım, anlatacağım .' dedi.

' İstanbul Hastanesinde Fransız bir doktor vardı. Hastaneye gidip gelirken birlikte oldum ve sen o Fransız doktorun oğlusun. Babanın bundan haberi olmadı , şimdi de sen öğrendin .' dedi..

Zaten babam zannettiğim adam çoktan ölmüştü.

O hastaneye gittim, şu tarihte burada çalışmış, şimdi Fransa'ya dönmüş olan, şu isimde doktorun adresi var mı? dedim.

Adresi verdiler , Fransa'ya gittim , babamı buldum , olanları , annemin sözlerini anlattım..

'Anneni gerçekten sevmiştim .' dedi ve beni kabul edip nüfusuna yazdırdı, Fransız okullarında eğitimimi tamamladım ve gördüğün gibi bir Fransız subayı olarak karşındayım .' dedi.

Şimdi..

Ben. Acaba bunların da hepsi piç mi? Hepsinin anneleri Beyoğlu'nda mı gebe kaldı?" diyor; korkunç kabuslar arasında yırtılmış al ve harap hilaller içinde yükselen tunç ve ateş renginde büyük; siyah ve kanlı haçlar görüyordum."

Ömer Seyfettin

1884-1920

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.