Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Kıymet bilmek

Yazının Giriş Tarihi: 11.02.2024 00:01
Yazının Güncellenme Tarihi: 10.02.2024 16:45

Yaşlılarda masal gibi dinlerdik yokluğu, sefaleti. Dünyayı kasıp kavuran 2 cihan harbi dönemleri karneye bağlanan ekmeği. Savaşa girmedik ama girmişçesine bitik, yorgun fakat tedbirliydik.

Hatta sanırım beş yaşlarında olduğum 1973 yılında Polatlı'da Fatih mahallesinde otururken yaşlı bir İstiklal savaşı gazisi yanımıza gelmişti. Elinde bastonu ile ayakta zor duruyordu, bütün çocukları yanına çağırıp hepimize güzel nasihatler vermişti. Ben dahil bütün çocuklar pür dikkat bu yaşlı gaziyi saygı ile dinledik. Son olarak gazının gözü oynadığımız yerde ki iki ağaçtan birine takıldı, yaramazın biri ağacın kabuğunu soymuştu birkaç gün önce, dalgın, dalgın ağaca bakıp, "Çocuklar ağaçlara böyle zarar vermeyin onlarda insanlar gibi canlıdır, acı çekerler ağlarlar, dallarını da kırmayın demişti. Bu yaşlı gazı dedeyi hiç unutmadım ilk ve son görüşümüz olmuştu Allah rahmet eylesin. 

Belki de bizlere ilk kıymet bilmeyi o, öğretmişti. Altta yine örnek bir yazı okuyalım.

Sekiz yaşında idim.

Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu.

Bir tane yere düştü..

Babaannem eğildi, aramaya başladı.

Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyordu . Çocukluk iste;

“Aman babaanne” dedim.

“Bir pirinç tanesi için bu kadar çaba harcamaya, yorulmaya değer mi?”

Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu;

“Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun” dedi. “Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanın göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var biliyor musun?”

Utancımdan kıpkırmızı olmuştum...

Aradan yıllar geçti.

Hukuk Fakültesinde öğrenciyim. Alain'in proposlarını okuyorum.. Birden irkildim. Babaannemi hatırladım;

Alain, “bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur” diyordu ve ilave ediyordu;

“Bir iğnenin üretiminde binlerce insanın alın

teri, göz nuru, el emeği vardır” diyordu.

On dokuz yıl evveldi.

Stockholm'e gitmiştim.

Bir otele indim.

Geceydi, Sabahleyin, tıraş olmak için lavaboya gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir not gördüm;

“Lütfen tıraştan sonra jiletinizi çöpe atmayın,

yanda bir kutu var oraya bırakın, bir tek jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayisine yardımcı olun” diyordu.

Doğrusu hayretler içinde kaldım.

Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir. Birçok eşya üzerinde “İsveç çeliğinden yapılmıştır” diye yazardı.

İşte o ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor, gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu...

İsviçre'de zaman zaman, belli periyotlarda radyolar, televizyonlar bir haberi duyurur;

“Şu tarihte, şu saatte, adamlarımız gelecek.

Siz lütfen hazırlığınızı yapın. Okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete varsa, kâğıt, ambalaj, kutu varsa, velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi olsa, kapının önüne koyun. İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun. Fazla ağaç ziyanına engel olun.”

Japonlar son derece sade, basit, yalın, mütevazı yaşayan insanlardır. Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekamül edememiş, hayatın manasını anlayamamış, zavallı kimselerdir.

Böyleleriyle; evini mezat salonuna çevirmiş zavallı, diye eğlenirler.

Bir insanın gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır...

Vaktiyle Japon ekonomisi darboğazdan geçiyor. İç borçlar, dış borçlar gırtlağı aşıyor.

Zamanın başbakanı meclisi toplar ve kürsüye çıkar. Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır”

“Şu andan itibaren” der,

“Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden, pirinçten başka bir şey yemeyeceğim! Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim!”

Dediklerini yapar, en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır. Japonya bütün borçlarını öder.

Bu durumun toplumun bütün kesimlerini, tek istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok.

Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm. Ya Rabbim, ne kadar sade ne kadar mütevazı ne kadar gösterişten uzak...

Gerekmediği halde elektriği yakmakla, suyu kapamadan bos yere akıtmakta, gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına geçmiyor muyuz?

Hayat çok ince, akıl almaz incelikte ipliklerle örülmüştür. Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki;

Maddi durumumuz ne olursa olsun,

İster zengin olalım ister fakir, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.

Burada parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır anlayanlara.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.