Gecekondusuna bitişik kulübeye yaşlı ve hal hareketlerinden dolayı cahil olarak gördüğü yaşlı bir adam taşınınca pek bir canı sıkılmıştı Ruşen'in.
Adam sürekli bir yardım için kapısını çalıyordu.
Odunu bittiğinde bir küfe odun getirmesi için.
Bir yükü olduğunda taşıması için. Ve daha bunun gibi birçok şey için rahatsız ediyordu genç adamı...
Okul masrafları için şehrin birkaç zenginine ve yardım kurumlarına yazdığı mektuplara bir cevap beklerken ve zaten bunca yokluk, yoksulluk, işsizlik canını sıkarken, daha konuşmasını beceremeyen "cahil" dediği kaba saba ihtiyara katlanamıyordu.
-"Ölsede kurtulsam" - dediği bile olmuştu çoğu kez...
Ama yaşlı adam, sanki ona borcu varmış gibi Ruşen'in kapısını çalmaktan hiç vazgeçmedi.
Kimi zaman odununu taşımasını rica etti.
Kimi zaman ise elektrik faturasını yatırması için.
İyice bıkmıştı artık.
O kapısını çaldığında eski perdenin yırtılmış aralığından bakıp, evde yokmuş numarası yapıyordu.
Belki bir yıldır beklediği mektup ise gelmişti en sonunda. Bir yardım kurumu önce Ruşen'in durumunu araştırıp, sonrada yardım isteğini kabul ettiklerini bildirmişti mektupta.
Ve o günden sonrada her ay düzenli olarak okul masrafları bir mektupla iletilmişti Ruşen'e. Canını tek sıkan şey ise "yaşlı cahil bunak" dediği Bestami dedenin varlığıydı artık.
Gün aşırı kapısını çalıp, sarımsak kokusunu andıran kokusuyla türlü yardım istemesi ne büyük ayıptı Ruşen'e göre.
Evladı mıydı?
Akrabası mıydı?
Ne hakla çalıp duruyordu kapısını? Bestami dedeyi her defasında duymazlıktan geldi...
Her kapısını çaldığında, içten içe,
-"Ölse de kurtulsam.
Yetti artık canıma-" demeye devam etmişti.
Bir defasında ise soğuk bir kış günü kulübesine odun taşıması için Ruşen'in kapısını çaldığında, genç adam artık dayanamayıp sinirle açtı kapıyı.
Ve,
-"Yeter dede. Yeter....
Borcum mu var sana?
Neden alacaklı gibi çalıyorsun kapımı?
Son olsun.
Bir daha benden yardım filan isteme-" dediğinde pek bir hüzünlenmişti adam.
Ve o soğuk kış günü sobasını yakamadığı için soğuk kulübesinde geçirdi gününü.
Tam dört sene geçti aradan. Ruşen'in okulu bittiği o gün nedense epeyce kalabalık toplanmıştı, gecekondusuna bitişik olan kulübenin önünde. Selalar okunurken civardaki camilerin minarelerinden, diplomasını almanın sevinciyle çıktı dışarıya.
Bestami dedenin öldüğünü öğrendiğinde komşulardan üzülmemiş hatta sevinmişti içten içe.
Artık onu rahatsız edecek hiçkimse olmayacaktı...
O an artık iyice tanış olduğu postacı geldi yanına Ruşen'in.
Ve her ay verdiği gibi bir zarf daha uzattı.
Ruşen yine yardım parası geldiği için keyiflenmişti.
Zarfı açtığında paraları aldı.
Birde mektup görmüştü zarfta.
Mektupta ise şöyle yazıyordu:
-"Bu son para mezuniyet elbisen içindi evlat.
Dediydin ya birgün.
Sana borcummu var diye?
İnsan insana borçludur.
Ama bu borcu sadece vicdanı olanlar bilebilir.
Dört sene boyunca hayali bir yardım kurumunun adresini kullanıp, yaşlılık maaşımdan artırabildiğim paralarla bu borcu ödemeye çalıştım...
Sana güzel bir hayat diliyorum. YAŞLI KOMŞUN BESTAMİ TUNÇBİLEK-"
O an gözyaşlarıyla az ilerideki odunluğa baktı Ruşen. Ciğeri yanıyordu adeta.
Bestami dedeye olan borcunu hiçbir zaman ödeyemeyecekti artık.
İnsan insana borçludur.
Bu borcu ise sadece vicdan sahibi insanlar yüklenebilir...
Yine kıssadan bir hisse,
Herkesin bir pay çıkarması,
Dileğiyle.
Tekrar görüşünceye dek,
Sevgiyle kalın.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Hülya AYTEKİN
İnsan insana borçludur
Gecekondusuna bitişik kulübeye yaşlı ve hal hareketlerinden dolayı cahil olarak gördüğü yaşlı bir adam taşınınca pek bir canı sıkılmıştı Ruşen'in.
Adam sürekli bir yardım için kapısını çalıyordu.
Odunu bittiğinde bir küfe odun getirmesi için.
Bir yükü olduğunda taşıması için. Ve daha bunun gibi birçok şey için rahatsız ediyordu genç adamı...
Okul masrafları için şehrin birkaç zenginine ve yardım kurumlarına yazdığı mektuplara bir cevap beklerken ve zaten bunca yokluk, yoksulluk, işsizlik canını sıkarken, daha konuşmasını beceremeyen "cahil" dediği kaba saba ihtiyara katlanamıyordu.
-"Ölsede kurtulsam" - dediği bile olmuştu çoğu kez...
Ama yaşlı adam, sanki ona borcu varmış gibi Ruşen'in kapısını çalmaktan hiç vazgeçmedi.
Kimi zaman odununu taşımasını rica etti.
Kimi zaman ise elektrik faturasını yatırması için.
İyice bıkmıştı artık.
O kapısını çaldığında eski perdenin yırtılmış aralığından bakıp, evde yokmuş numarası yapıyordu.
Belki bir yıldır beklediği mektup ise gelmişti en sonunda. Bir yardım kurumu önce Ruşen'in durumunu araştırıp, sonrada yardım isteğini kabul ettiklerini bildirmişti mektupta.
Ve o günden sonrada her ay düzenli olarak okul masrafları bir mektupla iletilmişti Ruşen'e. Canını tek sıkan şey ise "yaşlı cahil bunak" dediği Bestami dedenin varlığıydı artık.
Gün aşırı kapısını çalıp, sarımsak kokusunu andıran kokusuyla türlü yardım istemesi ne büyük ayıptı Ruşen'e göre.
Evladı mıydı?
Akrabası mıydı?
Ne hakla çalıp duruyordu kapısını? Bestami dedeyi her defasında duymazlıktan geldi...
Her kapısını çaldığında, içten içe,
-"Ölse de kurtulsam.
Yetti artık canıma-" demeye devam etmişti.
Bir defasında ise soğuk bir kış günü kulübesine odun taşıması için Ruşen'in kapısını çaldığında, genç adam artık dayanamayıp sinirle açtı kapıyı.
Ve,
-"Yeter dede. Yeter....
Borcum mu var sana?
Neden alacaklı gibi çalıyorsun kapımı?
Son olsun.
Bir daha benden yardım filan isteme-" dediğinde pek bir hüzünlenmişti adam.
Ve o soğuk kış günü sobasını yakamadığı için soğuk kulübesinde geçirdi gününü.
Tam dört sene geçti aradan. Ruşen'in okulu bittiği o gün nedense epeyce kalabalık toplanmıştı, gecekondusuna bitişik olan kulübenin önünde. Selalar okunurken civardaki camilerin minarelerinden, diplomasını almanın sevinciyle çıktı dışarıya.
Bestami dedenin öldüğünü öğrendiğinde komşulardan üzülmemiş hatta sevinmişti içten içe.
Artık onu rahatsız edecek hiçkimse olmayacaktı...
O an artık iyice tanış olduğu postacı geldi yanına Ruşen'in.
Ve her ay verdiği gibi bir zarf daha uzattı.
Ruşen yine yardım parası geldiği için keyiflenmişti.
Zarfı açtığında paraları aldı.
Birde mektup görmüştü zarfta.
Mektupta ise şöyle yazıyordu:
-"Bu son para mezuniyet elbisen içindi evlat.
Dediydin ya birgün.
Sana borcummu var diye?
İnsan insana borçludur.
Ama bu borcu sadece vicdanı olanlar bilebilir.
Dört sene boyunca hayali bir yardım kurumunun adresini kullanıp, yaşlılık maaşımdan artırabildiğim paralarla bu borcu ödemeye çalıştım...
Sana güzel bir hayat diliyorum. YAŞLI KOMŞUN BESTAMİ TUNÇBİLEK-"
O an gözyaşlarıyla az ilerideki odunluğa baktı Ruşen. Ciğeri yanıyordu adeta.
Bestami dedeye olan borcunu hiçbir zaman ödeyemeyecekti artık.
İnsan insana borçludur.
Bu borcu ise sadece vicdan sahibi insanlar yüklenebilir...
Yine kıssadan bir hisse,
Herkesin bir pay çıkarması,
Dileğiyle.
Tekrar görüşünceye dek,
Sevgiyle kalın.