Biz günümüzde kalite kavramını, kalite sistemlerini batı dünyasında sanayi devriminin başladığı 18. Yüzyılın sonlarından itibaren geliştirilen anlayış ve standartlara göre alıyor ve uyguluyoruz.
Oysa kendi tarihimize baktığımızda; Osmanlı döneminde 500 yıl öncesine dayanan ve yazılı hale getirilen bir kalite anlayışının var olduğunu görüyoruz. Kalite anlayışını yüzyıllar önce biz ortaya atıyoruz ama sonradan vazgeçtiğimiz için, sahip çıkamadığımız için şimdi batı dünyası bize kalite standartlarını sunuyor ve pazarlıyor. Biz de onların geliştirdiği standartları uygulamak için onlara kucak dolusu paralar ödüyoruz.
Osmanlı arşivlerindeki kaynaklara göre;
“İhtisap Kanunnameleri” Fatih devrinde çıkarılmış ve 2. Bayezid döneminde genel çerçevesi çizilerek yazılı hale getirilerek uygulamaya konulmuştur. Bu kanunnamelerde çarsıda satılan ekmeğin, meyve-sebzenin kalitesinden, üretilen mamullerin kalitesine, bunların üretileceği şekil ve boyutlarına kadar birçok konuda standartlar belirlenmiştir.
Fatih devrinde çıkarılan ilk ihtisap kanunnamesinde derinin kalitesi açısından kasapların yüzdükleri deriyi delmemesi için dahi kanunname çıkarılmıştır. Örneğin; “deriyi kasbane (bağırsaktan yapılan kesici bir alet) ile yüzeler, bicag ile yüzmeyeler, deluk ve yaruk etmeyeler. Eğer deride deluk ve yaruk bulunursa yüzen kimesnenin (kimsenin) muhtesibe hakkından gelup cerimesin(Para cezası) ala.”
Osmanlı esnafının kaliteyi sağlaması konusunda ne kadar duyarlı olduğu çeşitli arşiv belgelerinden anlaşılmaktadır. Esnaf, bugün otokontrol olarak adlandırdığımız kendi içinde kalite kontrolü yapar; standarda uymayan olursa esnaf idarecileri (kethüda, yiğitbaşı) tarafından ikaz ve ihtarda bulunulur; belirlenen standartlara uymayan imalatın devamı hâlinde konu muhtesibe ve kadıya götürülürdü. Kadı sicillerinde standartlara uymayanlara dair birçok kayıt mevcuttur. Mesela, abanoz yerine sakız ağacından kabza yapıp üstünü boyayarak abanoz gibi gösteren veya eski çivileri eriterek imal ettiği çivileri yeni gibi satan, yahut standardın altında yağ imal eden veya kumaş dokuyan esnaf bu hâllerinin devamı hâlinde ustalıktan kalfalığa indirilebiliyor (yani artik bir dükkân sahibi olmak yerine baksa bir ustanın yanında çalışmak mecburiyetinde bırakılıyor), kürek cezasına mahkum edilebiliyor yahut esnaflık yapması tamamen yasaklanabiliyordu. Bu duruma düşen esnafın pabucu dama atılıyordu ki bu durum günümüze kadar atasözü olarak gelmiştir. Ekmeğin, hangi cins unlardan ne miktarlarda karıştırılarak yapılacağı, bir okka kayısı reçelinde ne kadar kayısı, ne kadar seker, ne kadar su ve kaynatılması için ne kadar odun kullanılacağı tespit edilir; böylece, hem standart ve kalitesi hem de satış fiyatı belirlenirdi.
Osmanlı devleti, vatandaşına kalitesiz urun kullandırmamak için üretimde olduğu kadar ithal malların da kalitesini ve sağlığa zararlı olup olmadıklarını kontrol etmiş ve bu konuda nizamnameler çıkarmıştır. Bunları yurdun dört bir yanına dağıtarak devlet sınırları içindeki bütün vatandaşların bu kontrollü ürünleri kullanmaları için gereken hassasiyeti göstermiştir. Kalitenin korunması maksadıyla sinâi ürünlerinin standartlara uygunluğu ciddi şekilde izleniyor, tespit edilen bu standartlar kadı sicillerine kaydediliyor, ülkenin uzak bölgelerine gönderdiği bu standartlara uyulması isteniyordu.
Biz batıdan gelen standartları uygulamak için bu kadar çaba sarf ederken yüzümüzü biraz da kendi kültürümüze çevirelim ve kültürel zenginliğimizin farkına varalım. Yeni yetişen nesilde öz kültürümüz ile ilgili farkında lığı oluşturalım.
O zaman “Kalite” kavramı gerçek yerini ve değerini bulacaktır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Hamdi DİLMENLER
Osmanlı’da kalite anlayışı
Biz günümüzde kalite kavramını, kalite sistemlerini batı dünyasında sanayi devriminin başladığı 18. Yüzyılın sonlarından itibaren geliştirilen anlayış ve standartlara göre alıyor ve uyguluyoruz.
Oysa kendi tarihimize baktığımızda; Osmanlı döneminde 500 yıl öncesine dayanan ve yazılı hale getirilen bir kalite anlayışının var olduğunu görüyoruz. Kalite anlayışını yüzyıllar önce biz ortaya atıyoruz ama sonradan vazgeçtiğimiz için, sahip çıkamadığımız için şimdi batı dünyası bize kalite standartlarını sunuyor ve pazarlıyor. Biz de onların geliştirdiği standartları uygulamak için onlara kucak dolusu paralar ödüyoruz.
Osmanlı arşivlerindeki kaynaklara göre;
“İhtisap Kanunnameleri” Fatih devrinde çıkarılmış ve 2. Bayezid döneminde genel çerçevesi çizilerek yazılı hale getirilerek uygulamaya konulmuştur. Bu kanunnamelerde çarsıda satılan ekmeğin, meyve-sebzenin kalitesinden, üretilen mamullerin kalitesine, bunların üretileceği şekil ve boyutlarına kadar birçok konuda standartlar belirlenmiştir.
Fatih devrinde çıkarılan ilk ihtisap kanunnamesinde derinin kalitesi açısından kasapların yüzdükleri deriyi delmemesi için dahi kanunname çıkarılmıştır. Örneğin; “deriyi kasbane (bağırsaktan yapılan kesici bir alet) ile yüzeler, bicag ile yüzmeyeler, deluk ve yaruk etmeyeler. Eğer deride deluk ve yaruk bulunursa yüzen kimesnenin (kimsenin) muhtesibe hakkından gelup cerimesin(Para cezası) ala.”
Osmanlı esnafının kaliteyi sağlaması konusunda ne kadar duyarlı olduğu çeşitli arşiv belgelerinden anlaşılmaktadır. Esnaf, bugün otokontrol olarak adlandırdığımız kendi içinde kalite kontrolü yapar; standarda uymayan olursa esnaf idarecileri (kethüda, yiğitbaşı) tarafından ikaz ve ihtarda bulunulur; belirlenen standartlara uymayan imalatın devamı hâlinde konu muhtesibe ve kadıya götürülürdü. Kadı sicillerinde standartlara uymayanlara dair birçok kayıt mevcuttur. Mesela, abanoz yerine sakız ağacından kabza yapıp üstünü boyayarak abanoz gibi gösteren veya eski çivileri eriterek imal ettiği çivileri yeni gibi satan, yahut standardın altında yağ imal eden veya kumaş dokuyan esnaf bu hâllerinin devamı hâlinde ustalıktan kalfalığa indirilebiliyor (yani artik bir dükkân sahibi olmak yerine baksa bir ustanın yanında çalışmak mecburiyetinde bırakılıyor), kürek cezasına mahkum edilebiliyor yahut esnaflık yapması tamamen yasaklanabiliyordu. Bu duruma düşen esnafın pabucu dama atılıyordu ki bu durum günümüze kadar atasözü olarak gelmiştir. Ekmeğin, hangi cins unlardan ne miktarlarda karıştırılarak yapılacağı, bir okka kayısı reçelinde ne kadar kayısı, ne kadar seker, ne kadar su ve kaynatılması için ne kadar odun kullanılacağı tespit edilir; böylece, hem standart ve kalitesi hem de satış fiyatı belirlenirdi.
Osmanlı devleti, vatandaşına kalitesiz urun kullandırmamak için üretimde olduğu kadar ithal malların da kalitesini ve sağlığa zararlı olup olmadıklarını kontrol etmiş ve bu konuda nizamnameler çıkarmıştır. Bunları yurdun dört bir yanına dağıtarak devlet sınırları içindeki bütün vatandaşların bu kontrollü ürünleri kullanmaları için gereken hassasiyeti göstermiştir. Kalitenin korunması maksadıyla sinâi ürünlerinin standartlara uygunluğu ciddi şekilde izleniyor, tespit edilen bu standartlar kadı sicillerine kaydediliyor, ülkenin uzak bölgelerine gönderdiği bu standartlara uyulması isteniyordu.
Biz batıdan gelen standartları uygulamak için bu kadar çaba sarf ederken yüzümüzü biraz da kendi kültürümüze çevirelim ve kültürel zenginliğimizin farkına varalım. Yeni yetişen nesilde öz kültürümüz ile ilgili farkında lığı oluşturalım.
O zaman “Kalite” kavramı gerçek yerini ve değerini bulacaktır.