Geçmiş, şimdi ve gelecek evet; ruhumuzun derinliklerinde bu üç farklı zaman dilimi sürekli birbiriyle çatışır.
Dünün pişmanlıkları, bugünün telaşı ve yarının kaygısı.Oysa kendimize yapabileceğimiz en önemli şey; geçmişin, şimdinin ve geleceğin ruhumuzda yarattığı o üç farklı zamanı doğru harmanlayabilmektir.
Geçmişte yaşamak, insanın kendi ayaklarına vurduğu prangadır. Sürekli geriye bakarak yürümeye çalışan biri, önündeki güzellikleri göremez. Geçmiş, bir kütüphane gibidir; iyisiyle kötüsüyle oradan dersimizi almalı ve hayatımıza devam etmeliyiz. Şurası önemli eğer dersimizi almadan devam etmeye çalışırsak o geçmiş başka olaylarda, durumlarda tekrar tekrar karşımıza çıkacaktır. Şurası da bir o kadar önemli eğer geçmişin tozlu sayfalarına hapsolursak, bugünün taze havasını içimize çekemeyiz. Aradaki o dengeyi sağlayabilmeliyiz. Geçmişimiz, bizi bugüne taşıyan birer yakıttır; hapis kalacağımız bir hücre değil.
Geçmişin hatıralarına veya hatalarına çok fazla tutunmak, ayağımızda ağır bir prangayla yürümeye çalışmaktır. Geçmiş, sadece bir tecrübe durağıdır; orada dinlenilir, dersler alınır ve yola devam edilir. Eğer dünün gölgeleri bugünün güneşini kapatıyorsa, kendimize ağır bir yük miras bırakıyoruz demektir.
Gelecekte yaşamak ise bitmek bilmeyen bir bekleyiş halidir. "Şu sınav bir bitsin, şu işe bir gireyim, çocuk bir büyüsün, o gün bir gelsin..." diye kurulan cümleler, aslında bugünü feda etmektir. Gelecek, henüz yazılmamış bir senaryodur ve aşırı kaygı, o senaryoyu daha çekilmeden karartır. Yarını planlamak bir sorumluluktur ancak yarının endişesiyle bugünü doldurmak, kendimize yaptığımız en büyük kötülüktür.
Peki ya şimdide yaşamak? İşte asıl ustalık buradadır. Ne geçmişin keşkelerine teslim olmak ne de geleceğin belirsizliğinde kaybolmak! Şimdide yaşamak, elindeki kalemin kağıda dokunuşunu hissetmek, içtiğin çayın sıcaklığını duymak ve şu an sahip olduğun nefesin kıymetini bilmektir.
Bizler, geçmişin mirasını taşıyan, geleceği inşa eden ama sadece "şimdi"de nefes alan varlıklarız. Kendimize yapabileceğimiz en büyük iyilik; dünü affetmiş, yarını umutla bekleyen ama kalbi bugün için çarpan bir ruh halinde kalabilmektir. Unutmayın, hayat ne dün ne de yarındır; hayat, tam da şu an bu satırları okurken geçen o kıymetli saniyelerdir.
Sevgiyle kalın, şimdide kalın:)
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Çiğdem IŞIK KAYA
Zamanın Üç Yüzü Arasında
Geçmiş, şimdi ve gelecek evet; ruhumuzun derinliklerinde bu üç farklı zaman dilimi sürekli birbiriyle çatışır.
Dünün pişmanlıkları, bugünün telaşı ve yarının kaygısı. Oysa kendimize yapabileceğimiz en önemli şey; geçmişin, şimdinin ve geleceğin ruhumuzda yarattığı o üç farklı zamanı doğru harmanlayabilmektir.
Geçmişte yaşamak, insanın kendi ayaklarına vurduğu prangadır. Sürekli geriye bakarak yürümeye çalışan biri, önündeki güzellikleri göremez. Geçmiş, bir kütüphane gibidir; iyisiyle kötüsüyle oradan dersimizi almalı ve hayatımıza devam etmeliyiz. Şurası önemli eğer dersimizi almadan devam etmeye çalışırsak o geçmiş başka olaylarda, durumlarda tekrar tekrar karşımıza çıkacaktır. Şurası da bir o kadar önemli eğer geçmişin tozlu sayfalarına hapsolursak, bugünün taze havasını içimize çekemeyiz. Aradaki o dengeyi sağlayabilmeliyiz. Geçmişimiz, bizi bugüne taşıyan birer yakıttır; hapis kalacağımız bir hücre değil.
Geçmişin hatıralarına veya hatalarına çok fazla tutunmak, ayağımızda ağır bir prangayla yürümeye çalışmaktır. Geçmiş, sadece bir tecrübe durağıdır; orada dinlenilir, dersler alınır ve yola devam edilir. Eğer dünün gölgeleri bugünün güneşini kapatıyorsa, kendimize ağır bir yük miras bırakıyoruz demektir.
Gelecekte yaşamak ise bitmek bilmeyen bir bekleyiş halidir. "Şu sınav bir bitsin, şu işe bir gireyim, çocuk bir büyüsün, o gün bir gelsin..." diye kurulan cümleler, aslında bugünü feda etmektir. Gelecek, henüz yazılmamış bir senaryodur ve aşırı kaygı, o senaryoyu daha çekilmeden karartır. Yarını planlamak bir sorumluluktur ancak yarının endişesiyle bugünü doldurmak, kendimize yaptığımız en büyük kötülüktür.
Peki ya şimdide yaşamak? İşte asıl ustalık buradadır. Ne geçmişin keşkelerine teslim olmak ne de geleceğin belirsizliğinde kaybolmak! Şimdide yaşamak, elindeki kalemin kağıda dokunuşunu hissetmek, içtiğin çayın sıcaklığını duymak ve şu an sahip olduğun nefesin kıymetini bilmektir.
Bizler, geçmişin mirasını taşıyan, geleceği inşa eden ama sadece "şimdi"de nefes alan varlıklarız. Kendimize yapabileceğimiz en büyük iyilik; dünü affetmiş, yarını umutla bekleyen ama kalbi bugün için çarpan bir ruh halinde kalabilmektir. Unutmayın, hayat ne dün ne de yarındır; hayat, tam da şu an bu satırları okurken geçen o kıymetli saniyelerdir.
Sevgiyle kalın, şimdide kalın:)