“Dünyanın bütün yollarını tekerleğine göre değiştiremezsin ama tekerleklerini dünyanın bütün yollarına göre değiştirebilirsin.”
Bu cümle, ilk bakışta basit bir uyum öğüdü gibi görünür. Fakat biraz durup üzerine düşününce insanın kaderle, iradeyle ve olgunlaşmayla kurduğu ilişkiye dair derin bir çağrı barındırır.
Hayat, asfaltı yeni dökülmüş bir otoyol değildir. Kimi zaman çamurlu bir patikadır; ayağınızı içine çeker, yürümeyi ağırlaştırır. Kimi zaman keskin taşlarla dolu bir dağ yoludur; dikkatsiz bir adım, canınızı yakar. Bazen de sisli bir yoldur; nereye vardığınızı değil, yalnızca bir sonraki adımı görürsünüz. Bu yolların her birini düzeltmeye mi gücümüz yeter, yoksa kendi yürüyüşümüzü güçlendirmeye mi?
İnsanın en büyük yanılgılarından biri, kontrol edemeyeceği alanlara yatırım yapmasıdır. Başkalarının huylarını değiştirmeye çalışırız, şartları zorlayarak kendimize göre eğip bükmeye çabalarız, hayatın akışını kendi planlarımıza mahkûm etmek isteriz. Oysa dünya, kimsenin şahsi konfor haritasına göre çizilmemiştir. Mevsimler bizim ruh hâlimize göre değişmez; rüzgâr, bizim isteğimize göre yön bulmaz.
Fakat şu bir gerçektir; insan, iç donanımını değiştirebilir.
Tekerlek dediğimiz şey, aslında bizim bakış açımızdır, sabrımızdır, direncimizdir, inancımızdır. Yolda çukur olabilir ama amortisör güçlü ise sarsıntı yıkıma dönüşmez. Yokuş dik olabilir ama motor sağlamsa geri kaçmazsınız. Yol kaygan olabilir ama kış lastiğiniz takılıysa frenleriniz ve direksiyon hâkimiyetiniz yerindeyse savrulmazsınız.
İşte olgunluk tam da burada başlar.
İnsan hayatın taşlarını suçlamayı bırakıp kendi dayanıklılığını artırdığında, mağduriyetten özgürlüğe doğru bir adım atar. Çünkü artık mesele “Neden böyle bir yol?” değil, “Ben bu yolda nasıl ilerlerim?” sorusuna dönüşür ve kişi kendini o yolda ilerleyebilecek bir duruma getirir.
Bu, pasif bir kabulleniş değildir. Aksine aktif bir güçlenmedir. Şartları inkâr etmeden, onları romantize etmeden ama onlara teslim de olmadan ilerleme cesaretidir. Bir öğretmenin zor bir sınıfta sabrını artırması, bir annenin uykusuz gecelerde şefkatini koruması, bir insanın haksızlık karşısında karakterini kaybetmemesi… Hepsi tekerleğini değiştirenlerin hikâyesidir.
Elbette bu kolay değildir. İnsan, iç dönüşümün zahmetinden kaçar; dışarıyı değiştirmek daha cazip görünür. Çünkü dış dünya değişirse rahatlayacağımızı sanırız. Oysa asıl konfor, dış şartların mükemmelliğinde değil, iç donanımın sağlamlığındadır.
Tekerleklerini değiştiren insan, şikâyet eden değil çözüm üreten insandır. O, “Neden hep benim başıma geliyor?” diye sormaz; “Bu başıma gelenle ben neye dönüşebilirim?” diye sorar. Çünkü bilir ki hayat, düz yollar vaat etmez; sağlam karakterler inşa eder.
Dünya karmaşıktır, adaletsizlikler vardır, kırılmalar yaşanır. Fakat insanın iç dünyası, en büyük atölyesidir. Orada sabır dövülür, umut parlatılır, inanç bilenir. Ve bir gün dönüp baktığında kişi, yolun değişmediğini ama kendisinin bambaşka biri olduğunu fark eder.
Dolayısıyla mesele, dünyayı kendimize uygun hâle getirmek değil; kendimizi dünyanın her hâline dayanabilecek kıvama getirebilmektir.
Ve güçlü tekerlekler, en zorlu yolları bile menzile dönüştürebilir.
Sevgiyle kalın!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Çiğdem IŞIK KAYA
Tekerlek mi değişmeli, yol mu?
“Dünyanın bütün yollarını tekerleğine göre değiştiremezsin ama tekerleklerini dünyanın bütün yollarına göre değiştirebilirsin.”
Bu cümle, ilk bakışta basit bir uyum öğüdü gibi görünür. Fakat biraz durup üzerine düşününce insanın kaderle, iradeyle ve olgunlaşmayla kurduğu ilişkiye dair derin bir çağrı barındırır.
Hayat, asfaltı yeni dökülmüş bir otoyol değildir. Kimi zaman çamurlu bir patikadır; ayağınızı içine çeker, yürümeyi ağırlaştırır. Kimi zaman keskin taşlarla dolu bir dağ yoludur; dikkatsiz bir adım, canınızı yakar. Bazen de sisli bir yoldur; nereye vardığınızı değil, yalnızca bir sonraki adımı görürsünüz. Bu yolların her birini düzeltmeye mi gücümüz yeter, yoksa kendi yürüyüşümüzü güçlendirmeye mi?
İnsanın en büyük yanılgılarından biri, kontrol edemeyeceği alanlara yatırım yapmasıdır. Başkalarının huylarını değiştirmeye çalışırız, şartları zorlayarak kendimize göre eğip bükmeye çabalarız, hayatın akışını kendi planlarımıza mahkûm etmek isteriz. Oysa dünya, kimsenin şahsi konfor haritasına göre çizilmemiştir. Mevsimler bizim ruh hâlimize göre değişmez; rüzgâr, bizim isteğimize göre yön bulmaz.
Fakat şu bir gerçektir; insan, iç donanımını değiştirebilir.
Tekerlek dediğimiz şey, aslında bizim bakış açımızdır, sabrımızdır, direncimizdir, inancımızdır. Yolda çukur olabilir ama amortisör güçlü ise sarsıntı yıkıma dönüşmez. Yokuş dik olabilir ama motor sağlamsa geri kaçmazsınız. Yol kaygan olabilir ama kış lastiğiniz takılıysa frenleriniz ve direksiyon hâkimiyetiniz yerindeyse savrulmazsınız.
İşte olgunluk tam da burada başlar.
İnsan hayatın taşlarını suçlamayı bırakıp kendi dayanıklılığını artırdığında, mağduriyetten özgürlüğe doğru bir adım atar. Çünkü artık mesele “Neden böyle bir yol?” değil, “Ben bu yolda nasıl ilerlerim?” sorusuna dönüşür ve kişi kendini o yolda ilerleyebilecek bir duruma getirir.
Bu, pasif bir kabulleniş değildir. Aksine aktif bir güçlenmedir. Şartları inkâr etmeden, onları romantize etmeden ama onlara teslim de olmadan ilerleme cesaretidir. Bir öğretmenin zor bir sınıfta sabrını artırması, bir annenin uykusuz gecelerde şefkatini koruması, bir insanın haksızlık karşısında karakterini kaybetmemesi… Hepsi tekerleğini değiştirenlerin hikâyesidir.
Elbette bu kolay değildir. İnsan, iç dönüşümün zahmetinden kaçar; dışarıyı değiştirmek daha cazip görünür. Çünkü dış dünya değişirse rahatlayacağımızı sanırız. Oysa asıl konfor, dış şartların mükemmelliğinde değil, iç donanımın sağlamlığındadır.
Tekerleklerini değiştiren insan, şikâyet eden değil çözüm üreten insandır. O, “Neden hep benim başıma geliyor?” diye sormaz; “Bu başıma gelenle ben neye dönüşebilirim?” diye sorar. Çünkü bilir ki hayat, düz yollar vaat etmez; sağlam karakterler inşa eder.
Dünya karmaşıktır, adaletsizlikler vardır, kırılmalar yaşanır. Fakat insanın iç dünyası, en büyük atölyesidir. Orada sabır dövülür, umut parlatılır, inanç bilenir. Ve bir gün dönüp baktığında kişi, yolun değişmediğini ama kendisinin bambaşka biri olduğunu fark eder.
Dolayısıyla mesele, dünyayı kendimize uygun hâle getirmek değil; kendimizi dünyanın her hâline dayanabilecek kıvama getirebilmektir.
Ve güçlü tekerlekler, en zorlu yolları bile menzile dönüştürebilir.
Sevgiyle kalın!