İnsan, hayatı boyunca aynı arzuyla yaşar: Başına gelenleri azaltmak. Daha az sorun, daha az acı, daha az hayal kırıklığı… Sanki bunlar eksildiğinde hayat kendiliğinden düzene girecekmiş gibi. Oysa tecrübe gösteriyor ki, tehlikeler azalmaz; yalnızca yer değiştirir.
Bugün atlattığımız bir sıkıntı, yarın başka bir kılıkta karşımıza çıkar. İş değişir, dert değişir. İnsan değişir, endişe değişmez. Bu yüzden “Her şeyi yoluna koyacağım” iddiası, çoğu zaman insanı daha da yorar. Çünkü hayat, kontrol listesiyle ilerleyen bir süreç değildir.
Hayat daha çok dalgalı bir deniz gibidir; sakinlik kalıcı değil, geçicidir. Asıl mesele fırtınayı tamamen durdurmak değil, gemiyi her koşulda yüzdürebilmeyi öğrenmektir. İnsan bunu fark ettiğinde, yükü hafifler. Her şeyi düzeltme çabası yerini, olanla baş edebilme becerisine bırakır. Çünkü huzur, sorunların yokluğunda değil; onların arasında nefes alabilme yeteneğinde saklıdır.
Tehlikelerin çokluğu karşısında insanın kendini zayıf hissetmesi anlaşılır bir durumdur. Ancak bu zayıflığı bir kusur gibi görmek, işi daha da içinden çıkılmaz hâle getirir. Psikolojik yıpranma tam da burada başlar. İnsan, başına gelenlerle değil; onlara karşı verdiği gereksiz savaşlarla tükenir.
Bir de hayal kırıklıkları meselesi var. Çoğu zaman hazırlıksız yakalar bizi. “Bu kadarını beklemiyordum” dediğimiz anlar, aslında hayatın en dürüst anlarıdır. Çünkü hayat, beklentilerimizi dikkate alarak ilerlemez. Biz ne kadar plan yaparsak yapalım, o bildiğini okur.
Sorun, hayatın akmasında değil; bizim onu durdurmaya çalışmamızdadır. Durmayan bir nehre set çekmeye çalışan insan gibi davranırız. O set ya yıkılır ya da taşar. Oysa akışa karşı durmak yerine, akışta ayakta kalmayı öğrenmek daha gerçekçi bir çabadır.
Belki de yapmamız gereken, tehlikeleri tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak değil; onlardan daha az etkilenmenin yollarını aramaktır. Her olumsuzluğu felaket saymamak, her sorunu kişisel bir yenilgiye dönüştürmemek… Hayat zaten yeterince ağır; bir de biz ona fazladan anlam yüklemeyelim.
Hayatla kavga eden değil, onunla yürümeyi öğrenen kazanıyor. Tehlikeler bitmez; ama insan, onlara rağmen ayakta kalmayı öğrenebilir.
Fırtınalar koptuğunda kaskatı duran koca meşe ağaçları kırılırken, rüzgarla birlikte esneyen ince söğüt dalları ayakta kalır. İnsanın gücü de sertliğinden değil, esnekliğinden gelir. Tehlikeler, hayatın doğal birer parçasıdır; tıpkı gece ve gündüz gibi. Önemli olan karanlıktan korkmak değil, karanlıkta yolunu bulabilecek bir fener yakmayı öğrenmektir.
"Asıl zafer, yaralanmamak değil; her yaradan sonra daha bilgece ve daha sağlam bir şekilde ayağa kalkabilmektir."
Hayatla barışmak, sorunların yok olması demek değildir; sorunlarla başa çıkabilecek bir iç huzura sahip olmaktır. Adımlarımız bazen yavaşlayabilir, bazen de tökezleyebiliriz. Ancak yürümeye devam etme iradesini gösterdiğimiz sürece, her engel bize yeni bir kas grubu, her fırtına ise yeni bir manevra kabiliyeti kazandıracaktır.
Bazen en büyük güç, her şeyi kontrol etmeye çalışmaktan vazgeçmektir.
Sevgiyle kalın!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Çiğdem IŞIK KAYA
Tehlikeler Azalır mı?
İnsan, hayatı boyunca aynı arzuyla yaşar: Başına gelenleri azaltmak. Daha az sorun, daha az acı, daha az hayal kırıklığı… Sanki bunlar eksildiğinde hayat kendiliğinden düzene girecekmiş gibi. Oysa tecrübe gösteriyor ki, tehlikeler azalmaz; yalnızca yer değiştirir.
Bugün atlattığımız bir sıkıntı, yarın başka bir kılıkta karşımıza çıkar. İş değişir, dert değişir. İnsan değişir, endişe değişmez. Bu yüzden “Her şeyi yoluna koyacağım” iddiası, çoğu zaman insanı daha da yorar. Çünkü hayat, kontrol listesiyle ilerleyen bir süreç değildir.
Hayat daha çok dalgalı bir deniz gibidir; sakinlik kalıcı değil, geçicidir. Asıl mesele fırtınayı tamamen durdurmak değil, gemiyi her koşulda yüzdürebilmeyi öğrenmektir. İnsan bunu fark ettiğinde, yükü hafifler. Her şeyi düzeltme çabası yerini, olanla baş edebilme becerisine bırakır. Çünkü huzur, sorunların yokluğunda değil; onların arasında nefes alabilme yeteneğinde saklıdır.
Tehlikelerin çokluğu karşısında insanın kendini zayıf hissetmesi anlaşılır bir durumdur. Ancak bu zayıflığı bir kusur gibi görmek, işi daha da içinden çıkılmaz hâle getirir. Psikolojik yıpranma tam da burada başlar. İnsan, başına gelenlerle değil; onlara karşı verdiği gereksiz savaşlarla tükenir.
Bir de hayal kırıklıkları meselesi var. Çoğu zaman hazırlıksız yakalar bizi. “Bu kadarını beklemiyordum” dediğimiz anlar, aslında hayatın en dürüst anlarıdır. Çünkü hayat, beklentilerimizi dikkate alarak ilerlemez. Biz ne kadar plan yaparsak yapalım, o bildiğini okur.
Sorun, hayatın akmasında değil; bizim onu durdurmaya çalışmamızdadır. Durmayan bir nehre set çekmeye çalışan insan gibi davranırız. O set ya yıkılır ya da taşar. Oysa akışa karşı durmak yerine, akışta ayakta kalmayı öğrenmek daha gerçekçi bir çabadır.
Belki de yapmamız gereken, tehlikeleri tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak değil; onlardan daha az etkilenmenin yollarını aramaktır. Her olumsuzluğu felaket saymamak, her sorunu kişisel bir yenilgiye dönüştürmemek… Hayat zaten yeterince ağır; bir de biz ona fazladan anlam yüklemeyelim.
Hayatla kavga eden değil, onunla yürümeyi öğrenen kazanıyor. Tehlikeler bitmez; ama insan, onlara rağmen ayakta kalmayı öğrenebilir.
Fırtınalar koptuğunda kaskatı duran koca meşe ağaçları kırılırken, rüzgarla birlikte esneyen ince söğüt dalları ayakta kalır. İnsanın gücü de sertliğinden değil, esnekliğinden gelir. Tehlikeler, hayatın doğal birer parçasıdır; tıpkı gece ve gündüz gibi. Önemli olan karanlıktan korkmak değil, karanlıkta yolunu bulabilecek bir fener yakmayı öğrenmektir.
"Asıl zafer, yaralanmamak değil; her yaradan sonra daha bilgece ve daha sağlam bir şekilde ayağa kalkabilmektir."
Hayatla barışmak, sorunların yok olması demek değildir; sorunlarla başa çıkabilecek bir iç huzura sahip olmaktır. Adımlarımız bazen yavaşlayabilir, bazen de tökezleyebiliriz. Ancak yürümeye devam etme iradesini gösterdiğimiz sürece, her engel bize yeni bir kas grubu, her fırtına ise yeni bir manevra kabiliyeti kazandıracaktır.
Bazen en büyük güç, her şeyi kontrol etmeye çalışmaktan vazgeçmektir.
Sevgiyle kalın!