Çocuklara okuma alışkanlığı kazandırmak, sonuçları hemen görülen kısa vadeli bir hedef değildir. Bu, sabırla örülen; süreklilik ve incelikli bir rehberlik isteyen uzun soluklu bir yolculuktur. Bu yolculuğun en kritik noktası ise kitabı bir “ödev” ya da “zorunluluk” olmaktan çıkarıp çocuğun hayatında kendiliğinden var olan bir değere dönüştürebilmektir.
Her şey, çoğu zaman fark edilmeden, örnek olmakla başlar. Çocuk, nasihatlere değil; gündelik hayatta karşılaştığı manzaralara inanır. Elinde kitapla koltuğa oturan bir anne ya da baba, farkında olmadan çok güçlü bir rol model olur. Okumak, hayatın doğal bir parçasıdır. Akşamları televizyonun kapandığı, evin sessizce kitap sesine büründüğü o kısa anlar, çocuğun zihninde uzun süre silinmeyecek izler bırakır.
Bir diğer önemli husus, doğru kitapla doğru zamanda buluşmaktır. Her kitap her çocuğa hitap etmez. Yaşına, ilgi alanına ve gelişim düzeyine uygun olmayan kitaplar, okuma isteğini beslemek yerine söndürebilir. Macerayı seven bir çocuğun eline uzun betimlemelerle dolu ağır metinler vermek, kitabı sevdirmekten çok uzaklaştırır. Bu yüzden çocuğun merakını keşfetmek, kitap seçiminde ona söz hakkı tanımak hayati bir adımdır.
Okuma ortamı da en az seçilen kitap kadar etkilidir. Sessiz, rahat ve dikkat dağıtıcı unsurlardan arındırılmış bir köşe, kitapla kurulan bağı güçlendirir.
Çocuk kitap okurken ya da okuduklarını paylaşırken yargılanmamalıdır. Kelimeleri yanlış okuması, duraksaması ya da çabuk sıkılması son derece doğaldır. Bu noktada eleştiri değil, teşvik devreye girmelidir. “Biraz daha oku” demek yerine, “En çok hangi kısmını sevdin?” diye sormak; çocuğu metnin içine çeker, kitabı bir görevden çıkarıp bir sohbete dönüştürür.
Ayrıca okuma, yalnız başına yapılan bir eylem olmak zorunda değildir. Birlikte okuma saatleri, kitaplar üzerine yapılan kısa sohbetler, okunan hikâyenin resmini çizmek ya da sonunu birlikte hayal etmek; kitabı yaşayan, nefes alan bir deneyime dönüştürür. Bu paylaşımlar sayesinde kitap, çocuğun dünyasında sessiz ama güçlü bir yere yerleşir.
Ve belki de en kritik nokta: Kitabı ödül-ceza sistemine hapsetmemek. Kitap, bir ödül değildir; başlı başına bir keşif alanıdır. Okuyan çocuk yalnızca kelimelerle değil, düşünmeyle, hayal kurmayla ve kendini tanımayla da tanışır.
Unutulmamalıdır ki okuma alışkanlığı bir anda kazanılmaz. Ama sevgiyle, anlayışla ve doğru yönlendirmeyle kitap, bir gün çocuk için sessiz bir dosta dönüşür. Ve o dost, hayatın hangi sayfası açılırsa açılsın, hep yanında kalır.
Bir çocuğa kitap okuma alışkanlığı kazandırmak, ona yalnızca kelimeleri öğretmek değildir. Ona düşünmeyi, hayal kurmayı, yalnız kalabilmeyi ve kendisiyle konuşabilmeyi öğretmektir. Kitap, çocuğun eline tutuşturulan sessiz bir pusuladır; yolu hemen göstermez ama yönünü asla şaşırtmaz.
Bir çocuğa kitap okuma alışkanlığı kazandırmak, ona ömür boyu kullanabileceği bir sihirli değnek vermektir. O değnekle hayaller kuracak, dünyayı anlayacak ve en önemlisi kendini bulacaktır.
Sevgiyle kalın!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Çiğdem IŞIK KAYA
Okuyan Çocuk, Özgür Çocuk
Çocuklara okuma alışkanlığı kazandırmak, sonuçları hemen görülen kısa vadeli bir hedef değildir. Bu, sabırla örülen; süreklilik ve incelikli bir rehberlik isteyen uzun soluklu bir yolculuktur. Bu yolculuğun en kritik noktası ise kitabı bir “ödev” ya da “zorunluluk” olmaktan çıkarıp çocuğun hayatında kendiliğinden var olan bir değere dönüştürebilmektir.
Her şey, çoğu zaman fark edilmeden, örnek olmakla başlar. Çocuk, nasihatlere değil; gündelik hayatta karşılaştığı manzaralara inanır. Elinde kitapla koltuğa oturan bir anne ya da baba, farkında olmadan çok güçlü bir rol model olur. Okumak, hayatın doğal bir parçasıdır. Akşamları televizyonun kapandığı, evin sessizce kitap sesine büründüğü o kısa anlar, çocuğun zihninde uzun süre silinmeyecek izler bırakır.
Bir diğer önemli husus, doğru kitapla doğru zamanda buluşmaktır. Her kitap her çocuğa hitap etmez. Yaşına, ilgi alanına ve gelişim düzeyine uygun olmayan kitaplar, okuma isteğini beslemek yerine söndürebilir. Macerayı seven bir çocuğun eline uzun betimlemelerle dolu ağır metinler vermek, kitabı sevdirmekten çok uzaklaştırır. Bu yüzden çocuğun merakını keşfetmek, kitap seçiminde ona söz hakkı tanımak hayati bir adımdır.
Okuma ortamı da en az seçilen kitap kadar etkilidir. Sessiz, rahat ve dikkat dağıtıcı unsurlardan arındırılmış bir köşe, kitapla kurulan bağı güçlendirir.
Çocuk kitap okurken ya da okuduklarını paylaşırken yargılanmamalıdır. Kelimeleri yanlış okuması, duraksaması ya da çabuk sıkılması son derece doğaldır. Bu noktada eleştiri değil, teşvik devreye girmelidir. “Biraz daha oku” demek yerine, “En çok hangi kısmını sevdin?” diye sormak; çocuğu metnin içine çeker, kitabı bir görevden çıkarıp bir sohbete dönüştürür.
Ayrıca okuma, yalnız başına yapılan bir eylem olmak zorunda değildir. Birlikte okuma saatleri, kitaplar üzerine yapılan kısa sohbetler, okunan hikâyenin resmini çizmek ya da sonunu birlikte hayal etmek; kitabı yaşayan, nefes alan bir deneyime dönüştürür. Bu paylaşımlar sayesinde kitap, çocuğun dünyasında sessiz ama güçlü bir yere yerleşir.
Ve belki de en kritik nokta: Kitabı ödül-ceza sistemine hapsetmemek. Kitap, bir ödül değildir; başlı başına bir keşif alanıdır. Okuyan çocuk yalnızca kelimelerle değil, düşünmeyle, hayal kurmayla ve kendini tanımayla da tanışır.
Unutulmamalıdır ki okuma alışkanlığı bir anda kazanılmaz. Ama sevgiyle, anlayışla ve doğru yönlendirmeyle kitap, bir gün çocuk için sessiz bir dosta dönüşür. Ve o dost, hayatın hangi sayfası açılırsa açılsın, hep yanında kalır.
Bir çocuğa kitap okuma alışkanlığı kazandırmak, ona yalnızca kelimeleri öğretmek değildir. Ona düşünmeyi, hayal kurmayı, yalnız kalabilmeyi ve kendisiyle konuşabilmeyi öğretmektir. Kitap, çocuğun eline tutuşturulan sessiz bir pusuladır; yolu hemen göstermez ama yönünü asla şaşırtmaz.
Bir çocuğa kitap okuma alışkanlığı kazandırmak, ona ömür boyu kullanabileceği bir sihirli değnek vermektir. O değnekle hayaller kuracak, dünyayı anlayacak ve en önemlisi kendini bulacaktır.
Sevgiyle kalın!