Başarı, çoğu zaman rakamlarla konuşur. Karnelerdeki sayılar, sınav sonuçları, yüzdelik dilimler, sıralamalar… Bir çocuğun değeri, sanki bu rakamların toplamıymış gibi sunulur. Oysa insan, sayılara sığmayacak kadar geniştir. Bir çocuğun merakı, iç dünyası, kırılganlığı, cesareti ve sabrı; hiçbir ölçme aracının bütünüyle kavrayamayacağı kadar derindir. Notların ötesinde bir başarı mümkün mü?
Modern eğitim sistemi ölçmeyi sever. Ölçülebilen şey güven verir çünkü; somuttur, karşılaştırılabilir, sıralanabilir. Fakat ölçülebilen her şey değerli değildir; değerli olan her şey de ölçülemez. Bir öğrencinin gecenin geç saatlerine kadar masanın başında verdiği mücadele, her yanlış cevaptan sonra içine düşen hayal kırıklığı ve buna rağmen yeniden deneme cesareti hangi puana sığar? Sonuç kağıtta görünür; ama süreç çoğu zaman görünmez kalır.
Bir öğrencinin derste parmak kaldırmaması gerçekten bilmediği anlamına mı gelir? Yoksa hata yapmaktan korktuğu için mi sessiz kalır? Sınavda düşük not alan bir çocuğun taşıdığı yük sadece eksik bilgi midir; yoksa kırılmış bir özgüven, duyulmamış bir çaba mıdır? Notlar çoğu zaman sonucu gösterir ama hikâyeyi saklar. Oysa her çocuğun arkasında anlatılmamış bir hikâye vardır.
Okullarda “başarılı” etiketi genellikle hızlı öğrenenlere verilir. Hız, çağımızın kutsalıdır. Çabuk kavrayan, çabuk çözen, çabuk yükselen… Oysa bazı çocuklar yavaş öğrenir ama derin öğrenir. Bilgiyi sindirir, ilişkilendirir, anlamlandırır. Bazıları çok konuşmaz ama dikkatle gözlemler. Bazıları sınavlarda zorlanır ama kriz anında soğukkanlıdır, arkadaşına omuz olur, sorumluluk almaktan kaçmaz. Bu çocukların başarısı hangi haneye yazılır? Çoğu zaman not sisteminin kör noktalarında kalırlar.
Bir de görünmeyen başarılar vardır. İlk kez söz alan bir öğrenci. “Yapamam” diyen bir çocuğun “deneyeyim” demesi. Hata yaptığında ağlamak yerine tekrar başlamayı seçmesi. Yardım istemeyi öğrenmesi. Tüm bunlar ölçülemez; ama eğitimin gerçek kazanımlarıdır. Ne yazık ki bu başarılar çoğu zaman alkışsızdır. Çünkü sistem, sessiz dönüşümleri değil; yüksek sonuçları ödüllendirir.
Not odaklı bir anlayış, farkında olmadan şu mesajı verir: “Değerin, sonucundur.” Oysa çocuklar sonuçtan ibaret değildir. Onlar birer süreçtir. Gelişirler, düşerler, toparlanırlar, yeniden başlarlar. Hayatın kendisi de böyle değil midir? Hiçbirimiz tek bir sınavın sonucuyla tanımlanmayız; ama çocuklara bunu çok erken yaşta öğretiriz.
Elbette notlar gereklidir. Ölçmek, eğitimde bir ihtiyaçtır. Fakat ölçmekle yetinmek, büyütmeyi ihmal etmektir. Eğitim yalnızca bilgiyi değerlendirmek değil; karakteri, direnci, merakı ve umudu beslemektir. Bir öğrencinin kendine inanmaya başlaması, çoğu zaman en yüksek puandan daha kalıcıdır. Çünkü özgüven, hayat boyu taşınır; sınav sonucu ise bir dosyada kalır.
Belki de asıl mesele çocukları hayata mı hazırlıyoruz, yoksa sadece sınavlara mı? Onlara doğru cevabı bulmayı mı öğretiyoruz, yoksa yanlış yaptıklarında ayakta kalmayı mı? Çünkü hayat çoktan seçmeli değildir; açık uçludur. Sabır ister, cesaret ister, yeniden başlama gücü ister.
Bir eğitimcinin sorumluluğu tam da burada başlar. Çocuğu bir sayıdan ibaret görmemek, güçlü yanını fark etmek, eksik görünen yerde potansiyeli görebilmek… Bazen en büyük başarı, bir çocuğun gözlerinde yeniden parlayan ışıktır. Ve o ışık, hiçbir karnede yazmaz.
Ve belki de cevap, notların çok ötesindedir; insanın kendini aşma cesaretinde saklıdır.
Sevgiyle kalın!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Çiğdem IŞIK KAYA
Notların Ötesinde Bir Başarı Mümkün mü?
Başarı, çoğu zaman rakamlarla konuşur. Karnelerdeki sayılar, sınav sonuçları, yüzdelik dilimler, sıralamalar… Bir çocuğun değeri, sanki bu rakamların toplamıymış gibi sunulur. Oysa insan, sayılara sığmayacak kadar geniştir. Bir çocuğun merakı, iç dünyası, kırılganlığı, cesareti ve sabrı; hiçbir ölçme aracının bütünüyle kavrayamayacağı kadar derindir. Notların ötesinde bir başarı mümkün mü?
Modern eğitim sistemi ölçmeyi sever. Ölçülebilen şey güven verir çünkü; somuttur, karşılaştırılabilir, sıralanabilir. Fakat ölçülebilen her şey değerli değildir; değerli olan her şey de ölçülemez. Bir öğrencinin gecenin geç saatlerine kadar masanın başında verdiği mücadele, her yanlış cevaptan sonra içine düşen hayal kırıklığı ve buna rağmen yeniden deneme cesareti hangi puana sığar? Sonuç kağıtta görünür; ama süreç çoğu zaman görünmez kalır.
Bir öğrencinin derste parmak kaldırmaması gerçekten bilmediği anlamına mı gelir? Yoksa hata yapmaktan korktuğu için mi sessiz kalır? Sınavda düşük not alan bir çocuğun taşıdığı yük sadece eksik bilgi midir; yoksa kırılmış bir özgüven, duyulmamış bir çaba mıdır? Notlar çoğu zaman sonucu gösterir ama hikâyeyi saklar. Oysa her çocuğun arkasında anlatılmamış bir hikâye vardır.
Okullarda “başarılı” etiketi genellikle hızlı öğrenenlere verilir. Hız, çağımızın kutsalıdır. Çabuk kavrayan, çabuk çözen, çabuk yükselen… Oysa bazı çocuklar yavaş öğrenir ama derin öğrenir. Bilgiyi sindirir, ilişkilendirir, anlamlandırır. Bazıları çok konuşmaz ama dikkatle gözlemler. Bazıları sınavlarda zorlanır ama kriz anında soğukkanlıdır, arkadaşına omuz olur, sorumluluk almaktan kaçmaz. Bu çocukların başarısı hangi haneye yazılır? Çoğu zaman not sisteminin kör noktalarında kalırlar.
Bir de görünmeyen başarılar vardır. İlk kez söz alan bir öğrenci. “Yapamam” diyen bir çocuğun “deneyeyim” demesi. Hata yaptığında ağlamak yerine tekrar başlamayı seçmesi. Yardım istemeyi öğrenmesi. Tüm bunlar ölçülemez; ama eğitimin gerçek kazanımlarıdır. Ne yazık ki bu başarılar çoğu zaman alkışsızdır. Çünkü sistem, sessiz dönüşümleri değil; yüksek sonuçları ödüllendirir.
Not odaklı bir anlayış, farkında olmadan şu mesajı verir: “Değerin, sonucundur.” Oysa çocuklar sonuçtan ibaret değildir. Onlar birer süreçtir. Gelişirler, düşerler, toparlanırlar, yeniden başlarlar. Hayatın kendisi de böyle değil midir? Hiçbirimiz tek bir sınavın sonucuyla tanımlanmayız; ama çocuklara bunu çok erken yaşta öğretiriz.
Elbette notlar gereklidir. Ölçmek, eğitimde bir ihtiyaçtır. Fakat ölçmekle yetinmek, büyütmeyi ihmal etmektir. Eğitim yalnızca bilgiyi değerlendirmek değil; karakteri, direnci, merakı ve umudu beslemektir. Bir öğrencinin kendine inanmaya başlaması, çoğu zaman en yüksek puandan daha kalıcıdır. Çünkü özgüven, hayat boyu taşınır; sınav sonucu ise bir dosyada kalır.
Belki de asıl mesele çocukları hayata mı hazırlıyoruz, yoksa sadece sınavlara mı? Onlara doğru cevabı bulmayı mı öğretiyoruz, yoksa yanlış yaptıklarında ayakta kalmayı mı? Çünkü hayat çoktan seçmeli değildir; açık uçludur. Sabır ister, cesaret ister, yeniden başlama gücü ister.
Bir eğitimcinin sorumluluğu tam da burada başlar. Çocuğu bir sayıdan ibaret görmemek, güçlü yanını fark etmek, eksik görünen yerde potansiyeli görebilmek… Bazen en büyük başarı, bir çocuğun gözlerinde yeniden parlayan ışıktır. Ve o ışık, hiçbir karnede yazmaz.
Belki de sormamız gereken soru değişmelidir:
Başarıyı çocuklara mı öğretiyoruz, yoksa başarıyı çocuklardan mı öğreniyoruz?
Ve belki de cevap, notların çok ötesindedir; insanın kendini aşma cesaretinde saklıdır.
Sevgiyle kalın!