Eğitim denildiğinde aklımıza çoğu zaman ders programları, kazanım listeleri ve sınav takvimleri gelir. Müfredat gerçekten sadece kitapta yazanlardan mı ibarettir?
Sınıfın dışına taşan her deneyim, öğrenmeyi katmanlandırır. Çünkü hayat, tek boyutlu değildir; insan da öyle öğrenmez. Bir fidan dikmek yalnızca biyoloji bilgisi değildir. O, sabrın somutlaşmış hâlidir. Toprağa bırakılan küçücük bir filiz, çocuğa şunu öğretir: Emek verdiğin her şey hemen büyümez. Beklemek gerekir. Korumak gerekir. Sorumluluk almak gerekir.
Bir huzurevi ziyareti sadece sosyal etkinlik değildir; vefanın sessiz dersidir. Genç bir insanın, yaşlı bir elin sıcaklığını tutarken gözlerinde beliren şaşkınlık ve merhamet, hiçbir ders kitabında yazmaz. Ama o temas, yıllarca unutulmaz.
Bir dayanışma kampanyası yalnızca organizasyon değildir; matematiğin vicdanla buluştuğu yerdir. Toplanan yardım kolilerinin sayısını hesaplamak, bütçe planlamak, dağıtımı organize etmek… Bunlar teknik becerilerdir. Ama asıl kazanım, “Birinin yükünü hafifletebilirim” farkındalığıdır.
Biz çoğu zaman bu etkinlikleri “müfredat dışı” olarak tanımlarız. Oysa belki de bunlar müfredatın asıl ruhudur.
Çocuk, pasif bir alıcı olmaktan çıkıp topluma katkı sunan aktif bir birey olduğunu fark ettiğinde gelişmeye başlar. Çünkü insan, katkı sunduğu yerde kök salar. Sadece dinleyen değil; üreten, dokunan, sorumluluk alan birey olduğunda kimliğini inşa eder.
Bir öğrenciyi düşünün… Derslerde ortalama bir performans gösteriyor olabilir. Ancak okulun düzenlediği bir sosyal sorumluluk projesinde liderlik üstlenir. Görev dağılımı yapar, arkadaşlarını motive eder, süreci takip eder. O an özgüveni yükselir. Kendini değerli hisseder. İşte eğitim tam o noktada gerçek anlamına kavuşur.
Ve belki de yıllar sonra hatırlanacak olan “o başarı günü”nün tohumu tam o an atılır.
O başarı günü; sadece bir belge alınan, bir kupa kaldırılan gün değildir. Bazen sınıfın en sessiz öğrencisinin ilk kez söz alıp düşüncesini savunduğu andır. Bazen bir çocuğun, “Hocam, artık korkmuyorum” demesidir. Bazen de bir gencin, bir başkasının hayatına dokunmanın huzurunu keşfettiği zamandır.
Gerçek başarı, vicdanın uyanışıdır.
Bugün eğitim sistemlerini konuşurken daha yüksek puanlar, daha iyi istatistikler hedefliyoruz. Ancak belki de asıl sormamız gereken bu çocuklar kendilerini faydalı hissediyor mu? Topluma katkı sunabileceklerine inanıyorlar mı? Sorumluluk almaktan kaçıyorlar mı, yoksa gönüllü oluyorlar mı?
Çünkü hayat, çoktan seçmeli sorularla ilerlemez. Hayat, kararlarla ilerler. Ve o kararları verecek olan şey yalnızca bilgi değil; bilinçtir.
Sınıfın ötesine taşan her öğrenme deneyimi, çocuklara şunu fısıldar: “Sen bu dünyanın seyircisi değil, öznesisin.” İşte müfredatın ruhu tam da budur.
Eğer eğitimi sadece akademik başarıya indirgersek, iyi test çözen bireyler yetiştiririz. Ama eğitimi hayatla buluşturursak; merhametli, sorumluluk sahibi ve çözüm üreten insanlar yetiştiririz.
Toplumları ayakta tutan şey yalnızca zeka değildir. Vicdandır.
Ve vicdan, en çok sınıfın ötesinde büyür.
Sevgiyle kalın!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Çiğdem IŞIK KAYA
Müfredatın ruhu, sınıfın ötesi
Eğitim denildiğinde aklımıza çoğu zaman ders programları, kazanım listeleri ve sınav takvimleri gelir. Müfredat gerçekten sadece kitapta yazanlardan mı ibarettir?
Sınıfın dışına taşan her deneyim, öğrenmeyi katmanlandırır. Çünkü hayat, tek boyutlu değildir; insan da öyle öğrenmez. Bir fidan dikmek yalnızca biyoloji bilgisi değildir. O, sabrın somutlaşmış hâlidir. Toprağa bırakılan küçücük bir filiz, çocuğa şunu öğretir: Emek verdiğin her şey hemen büyümez. Beklemek gerekir. Korumak gerekir. Sorumluluk almak gerekir.
Bir huzurevi ziyareti sadece sosyal etkinlik değildir; vefanın sessiz dersidir. Genç bir insanın, yaşlı bir elin sıcaklığını tutarken gözlerinde beliren şaşkınlık ve merhamet, hiçbir ders kitabında yazmaz. Ama o temas, yıllarca unutulmaz.
Bir dayanışma kampanyası yalnızca organizasyon değildir; matematiğin vicdanla buluştuğu yerdir. Toplanan yardım kolilerinin sayısını hesaplamak, bütçe planlamak, dağıtımı organize etmek… Bunlar teknik becerilerdir. Ama asıl kazanım, “Birinin yükünü hafifletebilirim” farkındalığıdır.
Biz çoğu zaman bu etkinlikleri “müfredat dışı” olarak tanımlarız. Oysa belki de bunlar müfredatın asıl ruhudur.
Çocuk, pasif bir alıcı olmaktan çıkıp topluma katkı sunan aktif bir birey olduğunu fark ettiğinde gelişmeye başlar. Çünkü insan, katkı sunduğu yerde kök salar. Sadece dinleyen değil; üreten, dokunan, sorumluluk alan birey olduğunda kimliğini inşa eder.
Bir öğrenciyi düşünün… Derslerde ortalama bir performans gösteriyor olabilir. Ancak okulun düzenlediği bir sosyal sorumluluk projesinde liderlik üstlenir. Görev dağılımı yapar, arkadaşlarını motive eder, süreci takip eder. O an özgüveni yükselir. Kendini değerli hisseder. İşte eğitim tam o noktada gerçek anlamına kavuşur.
Ve belki de yıllar sonra hatırlanacak olan “o başarı günü”nün tohumu tam o an atılır.
O başarı günü; sadece bir belge alınan, bir kupa kaldırılan gün değildir. Bazen sınıfın en sessiz öğrencisinin ilk kez söz alıp düşüncesini savunduğu andır. Bazen bir çocuğun, “Hocam, artık korkmuyorum” demesidir. Bazen de bir gencin, bir başkasının hayatına dokunmanın huzurunu keşfettiği zamandır.
Gerçek başarı, vicdanın uyanışıdır.
Bugün eğitim sistemlerini konuşurken daha yüksek puanlar, daha iyi istatistikler hedefliyoruz. Ancak belki de asıl sormamız gereken bu çocuklar kendilerini faydalı hissediyor mu? Topluma katkı sunabileceklerine inanıyorlar mı? Sorumluluk almaktan kaçıyorlar mı, yoksa gönüllü oluyorlar mı?
Çünkü hayat, çoktan seçmeli sorularla ilerlemez. Hayat, kararlarla ilerler. Ve o kararları verecek olan şey yalnızca bilgi değil; bilinçtir.
Sınıfın ötesine taşan her öğrenme deneyimi, çocuklara şunu fısıldar: “Sen bu dünyanın seyircisi değil, öznesisin.” İşte müfredatın ruhu tam da budur.
Eğer eğitimi sadece akademik başarıya indirgersek, iyi test çözen bireyler yetiştiririz. Ama eğitimi hayatla buluşturursak; merhametli, sorumluluk sahibi ve çözüm üreten insanlar yetiştiririz.
Toplumları ayakta tutan şey yalnızca zeka değildir. Vicdandır.
Ve vicdan, en çok sınıfın ötesinde büyür.
Sevgiyle kalın!