Ulaşılması gereken bir hedef, elde edilmesi gereken bir kazanım…
Eğitim gerçekten sadece bir hak mı?
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, bu soruya daha derin bir yerden cevap veriyor.
Evet, eğitim bir haktır.
Hem de hayat boyu herkes için teminat altına alınması gereken temel bir hak…
Ama bu cevap burada bitmiyor.
Aksine, asıl anlam tam da bundan sonra başlıyor.
Çünkü bu modelde eğitim aynı zamanda bir ödevdir.
Toplumsal hayatın daha güvenli, daha müreffeh olması…
Birlikteliğimizin güçlenmesi…
Ve bir ülkenin kendi vizyonuyla varlığını sürdürebilmesi…
Tüm bunların merkezinde eğitim vardır.
Ve bu yüzden öğrenmek, sadece bireysel bir kazanım değil;
toplumsal bir sorumluluktur.
Bu bakış açısı, eğitimi yalnızca erişilebilir kılmayı yeterli görmez.
Onu adil kılmayı da zorunlu kabul eder.
Çünkü herkes aynı şartlarda başlamaz hayata.
Kimi daha önde, kimi daha geride…
İşte Maarif Modeli tam burada devreye girer.
Hiçbir öğrencinin inancı, kimliği ya da sosyoekonomik durumu nedeniyle geride kalmadığı bir öğrenme süreci tasarlar.
Farklılıkları yok saymaz.
Onları görür.
Anlar.
Ve bu farklılıkların oluşturduğu dezavantajları gidermek için çaba gösterir.
Çünkü adalet, eşitlemek değil;
dengelemektir.
Ve modelin merkezinde her zaman insan vardır.
Ama nasıl bir insan?
Sadece düşünen değil…
Hisseden de…
Sadece bilen değil…
Yaşayan da…
Zihinsel, duygusal, bedensel, sosyal ve manevi yönleriyle bir bütün olan bir insan…
Kendini tanıyan,
kendi potansiyelini keşfeden,
kendi yolunu bulabilen bir insan…
İşte bu yüzden öğrenme ortamları da tek tip değildir.
Esnektir.
Özgürdür.
Bireyin ilgi ve kabiliyetlerine göre şekillenir.
Çünkü her insan aynı değildir.
Ve eğitim, bu farklılıkları dikkate aldığında anlam kazanır.
Maarif Modeli’de bilmek ve sorumluluk…
Bilmek…
Ama sadece bilmek değil…
Bilginin yükünü taşımak.
Onun gereğini yerine getirmek.
Çünkü bilgi, davranışa dönüşmediğinde eksik kalır.
Bu modelde sorumluluk;
sadece bireyin kendini geliştirmesi değildir.
Aynı zamanda çevreye, topluma, insanlığa…
Hatta tüm kâinata karşı bir duruştur.
Bir insanın kendini inşa etmesiyle birlikte
dünyaya da dokunabilmesi…
İşte hedeflenen budur.
Ve bütün bu yaklaşımın ardında güçlü bir niyet vardır.
Toplumu ve ülkesini imar eden şahsiyetler yetiştirmek…
Sadece başarılı bireyler değil…
Aynı zamanda erdemli insanlar…
Sadece bilen değil…
Aynı zamanda iyi insanlar…
Bu yüzden değerler, bu modelde sonradan eklenen bir unsur değildir.
Eğitimin merkezindedir.
Programların ruhunda, doğal bir şekilde yer alır.
Sevgili Okur, bir sonraki yazımızda görüşmek üzere…
Ve unutmayın!
Değer davranışa dönüşmediğinde eğitim eksik kalır.
Sevgiyle kalın!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Çiğdem IŞIK KAYA
Modelde Eğitim
Sevgili Okur, seriye devam ediyoruz.
Eğitim…
Çoğu zaman sadece bir imkân gibi konuşuluyor.
Ulaşılması gereken bir hedef, elde edilmesi gereken bir kazanım…
Eğitim gerçekten sadece bir hak mı?
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, bu soruya daha derin bir yerden cevap veriyor.
Evet, eğitim bir haktır.
Hem de hayat boyu herkes için teminat altına alınması gereken temel bir hak…
Ama bu cevap burada bitmiyor.
Aksine, asıl anlam tam da bundan sonra başlıyor.
Çünkü bu modelde eğitim aynı zamanda bir ödevdir.
Toplumsal hayatın daha güvenli, daha müreffeh olması…
Birlikteliğimizin güçlenmesi…
Ve bir ülkenin kendi vizyonuyla varlığını sürdürebilmesi…
Tüm bunların merkezinde eğitim vardır.
Ve bu yüzden öğrenmek, sadece bireysel bir kazanım değil;
toplumsal bir sorumluluktur.
Bu bakış açısı, eğitimi yalnızca erişilebilir kılmayı yeterli görmez.
Onu adil kılmayı da zorunlu kabul eder.
Çünkü herkes aynı şartlarda başlamaz hayata.
Kimi daha önde, kimi daha geride…
İşte Maarif Modeli tam burada devreye girer.
Hiçbir öğrencinin inancı, kimliği ya da sosyoekonomik durumu nedeniyle geride kalmadığı bir öğrenme süreci tasarlar.
Farklılıkları yok saymaz.
Onları görür.
Anlar.
Ve bu farklılıkların oluşturduğu dezavantajları gidermek için çaba gösterir.
Çünkü adalet, eşitlemek değil;
dengelemektir.
Ve modelin merkezinde her zaman insan vardır.
Ama nasıl bir insan?
Sadece düşünen değil…
Hisseden de…
Sadece bilen değil…
Yaşayan da…
Zihinsel, duygusal, bedensel, sosyal ve manevi yönleriyle bir bütün olan bir insan…
Kendini tanıyan,
kendi potansiyelini keşfeden,
kendi yolunu bulabilen bir insan…
İşte bu yüzden öğrenme ortamları da tek tip değildir.
Esnektir.
Özgürdür.
Bireyin ilgi ve kabiliyetlerine göre şekillenir.
Çünkü her insan aynı değildir.
Ve eğitim, bu farklılıkları dikkate aldığında anlam kazanır.
Maarif Modeli’de bilmek ve sorumluluk…
Bilmek…
Ama sadece bilmek değil…
Bilginin yükünü taşımak.
Onun gereğini yerine getirmek.
Çünkü bilgi, davranışa dönüşmediğinde eksik kalır.
Bu modelde sorumluluk;
sadece bireyin kendini geliştirmesi değildir.
Aynı zamanda çevreye, topluma, insanlığa…
Hatta tüm kâinata karşı bir duruştur.
Bir insanın kendini inşa etmesiyle birlikte
dünyaya da dokunabilmesi…
İşte hedeflenen budur.
Ve bütün bu yaklaşımın ardında güçlü bir niyet vardır.
Toplumu ve ülkesini imar eden şahsiyetler yetiştirmek…
Sadece başarılı bireyler değil…
Aynı zamanda erdemli insanlar…
Sadece bilen değil…
Aynı zamanda iyi insanlar…
Bu yüzden değerler, bu modelde sonradan eklenen bir unsur değildir.
Eğitimin merkezindedir.
Programların ruhunda, doğal bir şekilde yer alır.
Sevgili Okur, bir sonraki yazımızda görüşmek üzere…
Ve unutmayın!
Değer davranışa dönüşmediğinde eğitim eksik kalır.
Sevgiyle kalın!