Bazı gerçekler vardır, üstü örtülmek istendikçe daha çok görünür olur. Ne kelimelerle eğilip bükülebilirler ne de suskunlukla yok sayılabilirler. İşte bu yüzden atalar, hakikatin tabiatını anlatmak için uzun cümlelere ihtiyaç duymamış; kısa, sert ve sarsıcı bir söz bırakmıştır. “Güneş balçıkla sıvanmaz.” Çünkü güneş yalnızca bir gök cismi değil; gerçeğin, adaletin ve apaçıklığın ta kendisidir.
Günümüzde hakikatin üzeri çoğu zaman sessizlikle değil, gürültüyle örtülmeye çalışılıyor. Yanlışlar “iletişim kazası”, hatalar “algı meselesi”, adaletsizlikler ise “şartların gereği” olarak sunuluyor. Kelimeler parlatılıyor, cümleler süsleniyor, ama gerçeğin yüzü değişmiyor. Çünkü hakikat, adını anmasak da orada duruyor. Görmezden gelinen her hak ihlali, ötelenen her yanlış, bastırılan her itiraz toplumun hafızasında sessizce birikiyor. Balçık kalınlaştıkça güneş kaybolmuyor; aksine daha sert, daha yakıcı bir ışıkla kendini hatırlatıyor.
Bu durum yalnızca büyük meselelerde değil, gündelik hayatta da karşımıza çıkıyor. Bir kurumun hatasını kabul etmemesi, bir yöneticinin sorumluluktan kaçması, bir bireyin kendi yanlışını başkalarının omzuna yüklemesi… Hepsi aynı yanılgının ürünü. Gerçeği saklayabileceğini sanmak. Oysa inkâr, gerçeği küçültmez; sadece güveni aşındırır. Toplumları yoran, insanları umutsuzluğa sürükleyen şey çoğu zaman yapılan hatalar değil, o hataların dürüstçe sahiplenilmemesidir.
Bu tutum, zamanla hayatın olağan akışı içinde kanıksanan bir hâl alır. Hataları görmezden gelmek, sorumluluğu ertelemek ya da sessiz kalmayı tercih etmek çoğu zaman geçici bir çözüm gibi sunulur. İnsanlar bazen konuşmamayı, ortamı germemek ya da düzeni bozmamak adına seçer. Ancak gerçek, üzeri örtüldükçe ortadan kaybolmaz; aksine, ilişkilerin arasına görünmez bir mesafe koyar.
Küçük bir hatanın kabulü kısa süreli bir rahatsızlık yaratabilir, fakat samimiyetle sahiplenilen yanlışlar zamanla güveni onarır. Bu nedenle asıl güç, kusursuz görünmekte değil; eksiklerle yüzleşip daha iyisini yapma niyetini gösterebilmektedir.
Neden güneşi sıvamaya çalışıyoruz? Çünkü gerçek, cesaret ister. Yüzleşmek, bedel ödemeyi, değişmeyi ve sorumluluk almayı gerektirir. Balçık ise geçici bir konfor sunar. Kısa süreliğine gözleri kapatır, vicdanı oyalamaya yarar. Fakat gün doğmaya devam eder. Zaman ilerler, hakikat sabırla bekler.
Mesele suçlu aramak ya da geçmişte takılı kalmak değildir. Asıl ihtiyaç duyulan şey, olanı olduğu gibi kabul edebilecek bir olgunluğa erişmektir. Güneşi örtmeye çalışmak yerine, onun aydınlattığı alanlarda daha dikkatli ve daha adil adımlar atabilmek… Ancak bu sayede hem bireyler hem de toplumlar kendileriyle barışabilir, yarınlara daha sağlam bir güven duygusuyla bakabilir. Dürüstlük, belki her şeyi bir anda çözmez ama kalıcı bir iyileşmenin önünü sessizce açar. İşte gerçek ilerleme de tam olarak burada başlar.
Sonunda şu gerçeği kabullenmek zorunda kalırız. “Güneş balçıkla sıvanmaz.”
Ne toplumlar hakikati sonsuza dek saklayabilir ne de bireyler kendi vicdanlarından kaçabilir.
İleriye gitmenin yolu, güneşi kapatmaya çalışmak değil; onun ışığında eksiklerimizi görmek ve düzeltmektir. Çünkü karanlık, balçıkla değil; ancak dürüstlükle dağılır.
Sevgiyle kalın!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Çiğdem IŞIK KAYA
Güneş Balçıkla Sıvanmaz
Bazı gerçekler vardır, üstü örtülmek istendikçe daha çok görünür olur. Ne kelimelerle eğilip bükülebilirler ne de suskunlukla yok sayılabilirler. İşte bu yüzden atalar, hakikatin tabiatını anlatmak için uzun cümlelere ihtiyaç duymamış; kısa, sert ve sarsıcı bir söz bırakmıştır. “Güneş balçıkla sıvanmaz.” Çünkü güneş yalnızca bir gök cismi değil; gerçeğin, adaletin ve apaçıklığın ta kendisidir.
Günümüzde hakikatin üzeri çoğu zaman sessizlikle değil, gürültüyle örtülmeye çalışılıyor. Yanlışlar “iletişim kazası”, hatalar “algı meselesi”, adaletsizlikler ise “şartların gereği” olarak sunuluyor. Kelimeler parlatılıyor, cümleler süsleniyor, ama gerçeğin yüzü değişmiyor. Çünkü hakikat, adını anmasak da orada duruyor. Görmezden gelinen her hak ihlali, ötelenen her yanlış, bastırılan her itiraz toplumun hafızasında sessizce birikiyor. Balçık kalınlaştıkça güneş kaybolmuyor; aksine daha sert, daha yakıcı bir ışıkla kendini hatırlatıyor.
Bu durum yalnızca büyük meselelerde değil, gündelik hayatta da karşımıza çıkıyor. Bir kurumun hatasını kabul etmemesi, bir yöneticinin sorumluluktan kaçması, bir bireyin kendi yanlışını başkalarının omzuna yüklemesi… Hepsi aynı yanılgının ürünü. Gerçeği saklayabileceğini sanmak. Oysa inkâr, gerçeği küçültmez; sadece güveni aşındırır. Toplumları yoran, insanları umutsuzluğa sürükleyen şey çoğu zaman yapılan hatalar değil, o hataların dürüstçe sahiplenilmemesidir.
Bu tutum, zamanla hayatın olağan akışı içinde kanıksanan bir hâl alır. Hataları görmezden gelmek, sorumluluğu ertelemek ya da sessiz kalmayı tercih etmek çoğu zaman geçici bir çözüm gibi sunulur. İnsanlar bazen konuşmamayı, ortamı germemek ya da düzeni bozmamak adına seçer. Ancak gerçek, üzeri örtüldükçe ortadan kaybolmaz; aksine, ilişkilerin arasına görünmez bir mesafe koyar.
Küçük bir hatanın kabulü kısa süreli bir rahatsızlık yaratabilir, fakat samimiyetle sahiplenilen yanlışlar zamanla güveni onarır. Bu nedenle asıl güç, kusursuz görünmekte değil; eksiklerle yüzleşip daha iyisini yapma niyetini gösterebilmektedir.
Neden güneşi sıvamaya çalışıyoruz? Çünkü gerçek, cesaret ister. Yüzleşmek, bedel ödemeyi, değişmeyi ve sorumluluk almayı gerektirir. Balçık ise geçici bir konfor sunar. Kısa süreliğine gözleri kapatır, vicdanı oyalamaya yarar. Fakat gün doğmaya devam eder. Zaman ilerler, hakikat sabırla bekler.
Mesele suçlu aramak ya da geçmişte takılı kalmak değildir. Asıl ihtiyaç duyulan şey, olanı olduğu gibi kabul edebilecek bir olgunluğa erişmektir. Güneşi örtmeye çalışmak yerine, onun aydınlattığı alanlarda daha dikkatli ve daha adil adımlar atabilmek… Ancak bu sayede hem bireyler hem de toplumlar kendileriyle barışabilir, yarınlara daha sağlam bir güven duygusuyla bakabilir. Dürüstlük, belki her şeyi bir anda çözmez ama kalıcı bir iyileşmenin önünü sessizce açar. İşte gerçek ilerleme de tam olarak burada başlar.
Sonunda şu gerçeği kabullenmek zorunda kalırız. “Güneş balçıkla sıvanmaz.”
Ne toplumlar hakikati sonsuza dek saklayabilir ne de bireyler kendi vicdanlarından kaçabilir.
İleriye gitmenin yolu, güneşi kapatmaya çalışmak değil; onun ışığında eksiklerimizi görmek ve düzeltmektir. Çünkü karanlık, balçıkla değil; ancak dürüstlükle dağılır.
Sevgiyle kalın!