Eğitimde emek, gürültüyle değil sabırla var olur. Ne manşetlere taşınır ne de alkışla karşılanır, çoğu zaman fark edilmeden akıp giden günlerin içine karışır. Bir öğrencinin anlayana kadar sorulan sorularında, defalarca silinip yeniden yazılan planlarda, yorulsa da vazgeçmeyen bir duruşta kendini gösterir. Bu emek konuşmaz, talep etmez; yalnızca insanı inşa eder. Ve belki de en derin izlerini, sesini hiç yükseltmeden bırakır.
Eğitim, çoğu zaman ders saatleriyle ölçülür. Çizelgeler, müfredatlar, kazanımlar ve sınav takvimleri üzerinden konuşulur. Oysa eğitimin asıl yükü, ne ders programlarına sığar ne de resmî tanımlara…
Ders bitip sınıf boşaldığında eğitim de bitmez. Aksine, çoğu zaman asıl süreç o anda başlar. Gün boyu suskun kalan bir öğrencinin yüzü takılır eğitimcinin zihnine. “Neyi vardı bugün?”, “Neden gözlerime bakmadı?”, “Evde ne yaşıyor olabilir?” soruları, akşam yemeğine, gece uykusuna kadar eşlik eder. Bu soruların mesaisi yoktur.
Bir eğitimci yalnızca bilgi aktaran kişi değildir. Aynı zamanda bir denge unsuru, bir güven alanı, bazen bir sığınaktır. Ailesinde anlaşılmayan, arkadaşları arasında görünmeyen, toplumda duyulmayan çocuk için öğretmen; fark edilmenin ilk adresi olabilir. İşte bu fark ediş, hiçbir ek ders ücretine, hiçbir performans raporuna yazılmaz.
Hazırlanan ders planları, yeniden düzenlenen etkinlikler, her öğrenciye uygun yol arayışları… Bunların çoğu evde, gece yarısına yaklaşan saatlerde yapılır. Defterlerin arasında yalnızca cevap anahtarları değil, çocukların ruh hâlleri de taşınır. Bir yanlışın arkasında ihmal mi var, yorgunluk mu, umutsuzluk mu? Bunu ayırt etmeye çalışmak da bu emeğin bir parçasıdır.
Toplum genellikle sonucu görmek ister: başarıyı, dereceyi, sayıyı. Oysa eğitim, sonucu kadar süreciyle kıymetlidir. Bir çocuğun kendine güvenerek parmak kaldırması, hata yapmaktan korkmaması, “ben de yapabilirim” demesi… Bunlar ölçülmez ama eğitimin gerçek kazanımlarıdır. Ve bu kazanımlar, görünmeyen emeğin eseridir.
Belki de en ağır olanı, bu emeğin çoğu zaman fark edilmemesidir. Eğitimci, şikâyet edildiğinde hatırlanır; ama bir çocuğun hayatına sessizce dokunduğunda çoğu zaman bilinmez. Yine de pek çok eğitimci, bu görünmezliği bilerek ve kabullenerek yoluna devam eder. Çünkü bazı meslekler, alkış için değil; anlam için yapılır.
Eğitimde emek ne bir törenle taçlandırılır ne de zamanında fark edilir. Çoğu kez yorgun bir ses tonunda, geç saatlere sarkan hazırlıklarda, bir çocuğun gözlerindeki “anladım” ışıltısını yakalama çabasında saklıdır. Ama zaman, bu sessiz emeğin en sadık tanığıdır. Yıllar sonra hayata tutunmuş bir insanın vicdanında, doğruyu yanlışı ayırt edebilme becerisinde, başkasına uzatılan bir yardım elinde ortaya çıkar. İşte o an anlaşılır ki eğitimde verilen emek kaybolmaz; sadece sabırla bekler ve insanlığın geleceğinde kendine bir yer bulur.
Eğitimde görünmeyen emek, aslında geleceğe bırakılan izdir. İmzası yoktur ama etkisi kalıcıdır.
Sevgiyle kalın!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Çiğdem IŞIK KAYA
Emeğin En Sessiz Hâli
Eğitimde emek, gürültüyle değil sabırla var olur. Ne manşetlere taşınır ne de alkışla karşılanır, çoğu zaman fark edilmeden akıp giden günlerin içine karışır. Bir öğrencinin anlayana kadar sorulan sorularında, defalarca silinip yeniden yazılan planlarda, yorulsa da vazgeçmeyen bir duruşta kendini gösterir. Bu emek konuşmaz, talep etmez; yalnızca insanı inşa eder. Ve belki de en derin izlerini, sesini hiç yükseltmeden bırakır.
Eğitim, çoğu zaman ders saatleriyle ölçülür. Çizelgeler, müfredatlar, kazanımlar ve sınav takvimleri üzerinden konuşulur. Oysa eğitimin asıl yükü, ne ders programlarına sığar ne de resmî tanımlara…
Ders bitip sınıf boşaldığında eğitim de bitmez. Aksine, çoğu zaman asıl süreç o anda başlar. Gün boyu suskun kalan bir öğrencinin yüzü takılır eğitimcinin zihnine. “Neyi vardı bugün?”, “Neden gözlerime bakmadı?”, “Evde ne yaşıyor olabilir?” soruları, akşam yemeğine, gece uykusuna kadar eşlik eder. Bu soruların mesaisi yoktur.
Bir eğitimci yalnızca bilgi aktaran kişi değildir. Aynı zamanda bir denge unsuru, bir güven alanı, bazen bir sığınaktır. Ailesinde anlaşılmayan, arkadaşları arasında görünmeyen, toplumda duyulmayan çocuk için öğretmen; fark edilmenin ilk adresi olabilir. İşte bu fark ediş, hiçbir ek ders ücretine, hiçbir performans raporuna yazılmaz.
Hazırlanan ders planları, yeniden düzenlenen etkinlikler, her öğrenciye uygun yol arayışları… Bunların çoğu evde, gece yarısına yaklaşan saatlerde yapılır. Defterlerin arasında yalnızca cevap anahtarları değil, çocukların ruh hâlleri de taşınır. Bir yanlışın arkasında ihmal mi var, yorgunluk mu, umutsuzluk mu? Bunu ayırt etmeye çalışmak da bu emeğin bir parçasıdır.
Toplum genellikle sonucu görmek ister: başarıyı, dereceyi, sayıyı. Oysa eğitim, sonucu kadar süreciyle kıymetlidir. Bir çocuğun kendine güvenerek parmak kaldırması, hata yapmaktan korkmaması, “ben de yapabilirim” demesi… Bunlar ölçülmez ama eğitimin gerçek kazanımlarıdır. Ve bu kazanımlar, görünmeyen emeğin eseridir.
Belki de en ağır olanı, bu emeğin çoğu zaman fark edilmemesidir. Eğitimci, şikâyet edildiğinde hatırlanır; ama bir çocuğun hayatına sessizce dokunduğunda çoğu zaman bilinmez. Yine de pek çok eğitimci, bu görünmezliği bilerek ve kabullenerek yoluna devam eder. Çünkü bazı meslekler, alkış için değil; anlam için yapılır.
Eğitimde emek ne bir törenle taçlandırılır ne de zamanında fark edilir. Çoğu kez yorgun bir ses tonunda, geç saatlere sarkan hazırlıklarda, bir çocuğun gözlerindeki “anladım” ışıltısını yakalama çabasında saklıdır. Ama zaman, bu sessiz emeğin en sadık tanığıdır. Yıllar sonra hayata tutunmuş bir insanın vicdanında, doğruyu yanlışı ayırt edebilme becerisinde, başkasına uzatılan bir yardım elinde ortaya çıkar. İşte o an anlaşılır ki eğitimde verilen emek kaybolmaz; sadece sabırla bekler ve insanlığın geleceğinde kendine bir yer bulur.
Eğitimde görünmeyen emek, aslında geleceğe bırakılan izdir. İmzası yoktur ama etkisi kalıcıdır.
Sevgiyle kalın!