Hayat bazen avucumuzun içine bir şeyler bırakır; bir fikir, bir yetenek ya da yetiştirilmeyi bekleyen bir çocuk. Ancak mesele avucumuzda ne olduğu değil, ona hangi gözle baktığımızdadır.
Doğan Cüceloğlu’nun o eşsiz anlatımıyla bir düşünelim. Bir elinizde alelade bir çakıl taşı, diğerinde ise bir meşe palamudu tuttuğunuzu hayal edin. Dışarıdan bakıldığında ikisi de sadece birer "nesne" gibi görünebilir. Ancak aralarında hayati bir fark vardır. Biri sadece olduğu şeydir, diğeri ise içinde koca bir ormanı saklayan muazzam bir potansiyel.
Toplum olarak en büyük yanılgımız, meşe palamuduna çakıl taşı muamelesi yapmaktır. Potansiyel bilincine sahip olmayan bir zihin, elindeki palamudu herhangi bir cisim gibi fırlatıp atabilir. Oysa o palamudun içinde bir meşe ağacı olma, o ağacın da binlerce yeni palamut verme ihtimali gizlidir. Yani bir tohum, aslında ucu bucağı olmayan sonsuz bir döngüdür.
Bu durum özellikle aile ve eğitim ilişkilerinde ne kadar muazzam bir öneme sahip olduğunu bize gösteriyor. Eğer bir çocuk, potansiyelinin farkında olan bir aile ortamında büyürse; kendi biricikliğini keşfeder, özgüven kazanır ve "Ben varım, değerliyim" duygusunu iliklerine kadar hisseder. Ancak potansiyeli görmezden gelinen, sadece bir "kalıba" sokulmaya çalışılan çocuklar, kendilerini sürünün bir parçası sanarak körelirler. Onlara ne olmaları gerektiği dikte edildiğinde "Mühendis olacaksın" ya da "Doktor olacaksın" gibi zoraki yönelimler, içlerindeki o devasa ormanı daha filizlendirmeden kurutur.
Halil Cibran’ın dediği gibi; bir elmanın yüreğinde gizlenen tohum, aslında görülmez bir elma bahçesidir. Ama o tohum bir kayaya rastlarsa, ondan hiçbir şey çıkmaz. Bizim görevimiz, ne kendimizi ne de çevremizdekileri o sert kayalara hapsetmektir.
Bugün bir durun ve avucunuza bakın. Tuttuğunuz şey sadece bir taş mı, yoksa yeşermeyi bekleyen sonsuz bir ihtimal mi? Unutmayın; bir insanın potansiyelini fark etmek, ona verilebilecek en büyük hediyedir. Çünkü dünya, sadece ne olduğunu bilenlerle değil, ne olabileceğini hayal edenlerle değişir.
Sevgiyle kalın!
Potansiyellerin farkındalığıyla…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Çiğdem IŞIK KAYA
Elinizdeki Taş mı, Yoksa Bir Orman mı?
Hayat bazen avucumuzun içine bir şeyler bırakır; bir fikir, bir yetenek ya da yetiştirilmeyi bekleyen bir çocuk. Ancak mesele avucumuzda ne olduğu değil, ona hangi gözle baktığımızdadır.
Doğan Cüceloğlu’nun o eşsiz anlatımıyla bir düşünelim. Bir elinizde alelade bir çakıl taşı, diğerinde ise bir meşe palamudu tuttuğunuzu hayal edin. Dışarıdan bakıldığında ikisi de sadece birer "nesne" gibi görünebilir. Ancak aralarında hayati bir fark vardır. Biri sadece olduğu şeydir, diğeri ise içinde koca bir ormanı saklayan muazzam bir potansiyel.
Toplum olarak en büyük yanılgımız, meşe palamuduna çakıl taşı muamelesi yapmaktır. Potansiyel bilincine sahip olmayan bir zihin, elindeki palamudu herhangi bir cisim gibi fırlatıp atabilir. Oysa o palamudun içinde bir meşe ağacı olma, o ağacın da binlerce yeni palamut verme ihtimali gizlidir. Yani bir tohum, aslında ucu bucağı olmayan sonsuz bir döngüdür.
Bu durum özellikle aile ve eğitim ilişkilerinde ne kadar muazzam bir öneme sahip olduğunu bize gösteriyor. Eğer bir çocuk, potansiyelinin farkında olan bir aile ortamında büyürse; kendi biricikliğini keşfeder, özgüven kazanır ve "Ben varım, değerliyim" duygusunu iliklerine kadar hisseder. Ancak potansiyeli görmezden gelinen, sadece bir "kalıba" sokulmaya çalışılan çocuklar, kendilerini sürünün bir parçası sanarak körelirler. Onlara ne olmaları gerektiği dikte edildiğinde "Mühendis olacaksın" ya da "Doktor olacaksın" gibi zoraki yönelimler, içlerindeki o devasa ormanı daha filizlendirmeden kurutur.
Halil Cibran’ın dediği gibi; bir elmanın yüreğinde gizlenen tohum, aslında görülmez bir elma bahçesidir. Ama o tohum bir kayaya rastlarsa, ondan hiçbir şey çıkmaz. Bizim görevimiz, ne kendimizi ne de çevremizdekileri o sert kayalara hapsetmektir.
Bugün bir durun ve avucunuza bakın. Tuttuğunuz şey sadece bir taş mı, yoksa yeşermeyi bekleyen sonsuz bir ihtimal mi? Unutmayın; bir insanın potansiyelini fark etmek, ona verilebilecek en büyük hediyedir. Çünkü dünya, sadece ne olduğunu bilenlerle değil, ne olabileceğini hayal edenlerle değişir.
Sevgiyle kalın!
Potansiyellerin farkındalığıyla…