Elbette konuşmalıyız bunları ama konuşulması gereken daha önemli meselelerimiz de var. Onları ıskalıyoruz.
Peki asıl meselelerimize gelelim.
Biz nasıl bir insan yetiştirmek istiyoruz?
Başarılı ama yönsüz mü?
Bilgili ama duyarsız mı?
Hedefleri olan ama değeri olmayan mı?
Yoksa hem yetkin hem erdemli bir insan mı?
Eğitim üzerine konuşurken çoğu zaman ölçülebilir sonuçlara odaklanıyoruz.
Sınavlar, başarı grafikleri, yüzdelik dilimler…
Oysa eğitim, sonuçtan önce bir niyettir.
Ve her niyet, bir insan tasavvuruna dayanır.
Nasıl bir birey?
Nasıl bir toplum?
Nasıl bir gelecek?
İşte tam bu noktada son dönemde kamuoyunda sıkça gündeme gelen Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli karşımıza çıkıyor. Bu model yalnızca bir müfredat güncellemesi olarak okunursa eksik anlaşılır. Çünkü mesele içerik değişikliğinden ibaret değildir; mesele, eğitimin merkezine hangi insan anlayışının yerleştirildiğidir.
Model, bilgiyi merkeze alıyor ama bilgiyi tek başına yeterli görmüyor.
Başarıyı önemsiyor ama başarıyı sadece sınavla ölçmüyor.
Değeri bir ünite başlığı değil, bir hayat biçimi olarak ele alıyor.
Bu yaklaşım, eğitimi üç boyutlu düşünmeyi öneriyor.
Zihin.
Kalp.
Davranış.
Bilmek.
İçselleştirmek.
Hayata geçirmek.
Kavramsal becerilerden sosyal-duygusal gelişime, akademik yeterlikten ahlaki sorumluluğa uzanan bir bütünlük… Parçalı değil; birbirini tamamlayan bir insan tasavvuru.
Çünkü bilgi davranışa dönüşmediğinde eksik kalır.
Değer yaşanmadığında soyutlaşır.
Eğitim ise sadece anlatıldığında değil, insan davranışına dönüştürüldüğünde anlam kazanır.
Bu seri boyunca bir modeli ezberlemeyeceğiz.
Bir zihniyeti anlamaya çalışacağız.
Başarıyı nasıl tanımlıyoruz?
Yetkin ve erdemli insan ne demek?
Eğitim neden sadece akademik sonuç değildir?
Değerler gerçekten öğretilebilir mi?
Sınıfta adalet nasıl inşa edilir?
Aile bu modelin neresinde durur?
Okul, sadece bilgi aktaran bir mekân mıdır yoksa karakter inşa eden bir iklim mi?
Ve en önemlisi:
Yeni bir eğitim hikâyesi mümkün mü?
Amacımız bir modeli savunmak ya da eleştirmek değil.
Amacımız düşünmek.
Yönümüzü yeniden konuşmak.
Eğitimi sonuçtan çok istikamet meselesi olarak görmek.
Çünkü eğitim, yalnızca bugünü değil, yarını da şekillendirir.
Ve her nesil, kendisine sunulan eğitim anlayışının izlerini taşır.
Önümüzdeki birkaç ay boyunca bu soruları birlikte ele alacağız.
Bazen sınıfa gireceğiz, bazen aileye döneceğiz, bazen toplumun aynasına bakacağız.
Bazen kavramları çözümleyecek, bazen uygulamayı tartışacağız.
Belki en sonunda şunu daha net söyleyebileceğiz.
Nasıl bir insan, nasıl bir toplum ve nasıl bir gelecek istiyoruz?
Değer davranışa dönüşmediğinde eğitim eksik kalır.
Sevgiyle kalın!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Çiğdem IŞIK KAYA
Eğitimde Yeni Bir Yön Arayışı
Maarif Modeli Üzerine Bir Seri
Neden Bu Seri? Neyi Konuşacağız?
Eğitim üzerine konuşuyoruz.
Ama çoğu zaman notları konuşuyoruz.
Sınavları konuşuyoruz.
Başarı sıralamalarını…
Elbette konuşmalıyız bunları ama konuşulması gereken daha önemli meselelerimiz de var. Onları ıskalıyoruz.
Peki asıl meselelerimize gelelim.
Biz nasıl bir insan yetiştirmek istiyoruz?
Başarılı ama yönsüz mü?
Bilgili ama duyarsız mı?
Hedefleri olan ama değeri olmayan mı?
Yoksa hem yetkin hem erdemli bir insan mı?
Eğitim üzerine konuşurken çoğu zaman ölçülebilir sonuçlara odaklanıyoruz.
Sınavlar, başarı grafikleri, yüzdelik dilimler…
Oysa eğitim, sonuçtan önce bir niyettir.
Ve her niyet, bir insan tasavvuruna dayanır.
Nasıl bir birey?
Nasıl bir toplum?
Nasıl bir gelecek?
İşte tam bu noktada son dönemde kamuoyunda sıkça gündeme gelen Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli karşımıza çıkıyor. Bu model yalnızca bir müfredat güncellemesi olarak okunursa eksik anlaşılır. Çünkü mesele içerik değişikliğinden ibaret değildir; mesele, eğitimin merkezine hangi insan anlayışının yerleştirildiğidir.
Model, bilgiyi merkeze alıyor ama bilgiyi tek başına yeterli görmüyor.
Başarıyı önemsiyor ama başarıyı sadece sınavla ölçmüyor.
Değeri bir ünite başlığı değil, bir hayat biçimi olarak ele alıyor.
Bu yaklaşım, eğitimi üç boyutlu düşünmeyi öneriyor.
Zihin.
Kalp.
Davranış.
Bilmek.
İçselleştirmek.
Hayata geçirmek.
Kavramsal becerilerden sosyal-duygusal gelişime, akademik yeterlikten ahlaki sorumluluğa uzanan bir bütünlük… Parçalı değil; birbirini tamamlayan bir insan tasavvuru.
Çünkü bilgi davranışa dönüşmediğinde eksik kalır.
Değer yaşanmadığında soyutlaşır.
Eğitim ise sadece anlatıldığında değil, insan davranışına dönüştürüldüğünde anlam kazanır.
Bu seri boyunca bir modeli ezberlemeyeceğiz.
Bir zihniyeti anlamaya çalışacağız.
Başarıyı nasıl tanımlıyoruz?
Yetkin ve erdemli insan ne demek?
Eğitim neden sadece akademik sonuç değildir?
Değerler gerçekten öğretilebilir mi?
Sınıfta adalet nasıl inşa edilir?
Aile bu modelin neresinde durur?
Okul, sadece bilgi aktaran bir mekân mıdır yoksa karakter inşa eden bir iklim mi?
Ve en önemlisi:
Yeni bir eğitim hikâyesi mümkün mü?
Amacımız bir modeli savunmak ya da eleştirmek değil.
Amacımız düşünmek.
Yönümüzü yeniden konuşmak.
Eğitimi sonuçtan çok istikamet meselesi olarak görmek.
Çünkü eğitim, yalnızca bugünü değil, yarını da şekillendirir.
Ve her nesil, kendisine sunulan eğitim anlayışının izlerini taşır.
Önümüzdeki birkaç ay boyunca bu soruları birlikte ele alacağız.
Bazen sınıfa gireceğiz, bazen aileye döneceğiz, bazen toplumun aynasına bakacağız.
Bazen kavramları çözümleyecek, bazen uygulamayı tartışacağız.
Belki en sonunda şunu daha net söyleyebileceğiz.
Nasıl bir insan, nasıl bir toplum ve nasıl bir gelecek istiyoruz?
Değer davranışa dönüşmediğinde eğitim eksik kalır.
Sevgiyle kalın!