Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Dört Duvarın Ötesi

Yazının Giriş Tarihi: 28.02.2026 20:59
Yazının Güncellenme Tarihi: 28.02.2026 21:00

Bir sınıf, sadece sıradan bir oda değil; kapısı kapandığında içine pek çok hayat sızar. Sadece öğrenciler değil, evlerin sessizliği, sokakların uğultusu, eksik kahvaltılar, yarım uykular ve bastırılmış korkular da masaların üzerine oturur. Öğretmenler ise çoğu zaman bunu göremez; ya da görmezden geliriz. Oysa bir sınıf, çoğu zaman bir okuldan daha geniştir çünkü hayata açılan bir pencere taşır.

Aynı sırada yan yana oturan çocukların dünyaları birbirine benzemez. Biri sabah annesinin sesini duyarak uyanmıştır; diğeri sessizliğin içinden gelmiştir okula. Birinin çantası ağırdır kitaplardan; ötekinin çantasına koyacak kitabı yoktur belki. Biz çoğu zaman farkları tek bir zil sesiyle eşitlemeye çalışırız, oysa her çocuk kendi hayatının ağırlığını taşır.

Ders anlatılırken gözleri pencerede kaybolan bir öğrenci vardır. Dalgalı bir dalgınlık mı, ders eksikliği mi, hemen fark edilemez. Oysa bazen eksik olan konudan çok hayattır. Söz sırası geldiğinde konuşmayan çocuk, bilmediği için değil; duyulmayacağını düşündüğü için susar. Sessizlik, çoğu zaman bir savunma biçimidir. Ve işte tam da bu an, bir öğretmenin fark etmesi gereken zamandır.

Bir eğitimci için zor olan, müfredatı yetiştirmek değil; her çocuğun dünyasını, hayatının inceliklerini fark edebilmektir. Göz teması kurmak, bir ismi doğru telaffuz etmek, “Nasılsın?” sorusunu gerçekten sormak… Bunlar küçük gibi görünen ama bir çocuğun gününü, hatta kendilik algısını değiştirebilecek ayrıntılardır.

Sınıflar genellikle eşitliği temsil eder; aynı sıra, aynı kitap, aynı süre… Ama adalet, her çocuğa aynı şeyi vermek değil; ihtiyacı olanı fark edebilmektir. Birine sessizlik gerekirken, diğerine cesaret; birine sabır, diğerine sınır. İşte gerçek öğretmenlik, bu dengeyi kurabilmektir.

Yıllar sonra öğrenciler, çözdükleri soruları değil; görülüp görülmediklerini hatırlar. Kimin adını ilk kez doğru telaffuz ettiğini, kimin düştüğünde yanına geldiğini… Bir sınıfa sığmayan hayatlar, işte bu anlarda kendine yer bulur.

Müfredatın soğuk sayfaları arasında kaybolmuş bir öğrenci için karatahta, bazen aşılması imkansız bir duvar gibi görünür. Oysa eğitim, sadece formüllerin ezberletildiği ya da tarihlerin sıralandığı bir aktarım süreci değildir. Gerçek öğrenme, bir çocuğun gözündeki o ürkek ışığı fark ettiğinizde başlar. Müfredatın dışına taşan, ders ziliyle bitmeyen o görünmez bağ; bir gencin kendine olan inancını yeniden inşa eden asıl kuvvettir. Kağıt üzerindeki notlar gelip geçer, ancak bir öğretmenin "Sana inanıyorum" diyen sessiz onayı, bir ömür boyu taşınacak en değerli diplomadır.

Eğitim bazen büyük hamlelerle değil, küçük insanî dokunuşlarla anlam kazanır. Çünkü bazı hayatlar vardır; hiçbir sınıfa sığmaz ama bir bakışta, bir cümlede, bir öğretmenin kalbinde kendine yer açar. Ve belki de öğretmenlik, dört duvarın arasına koskoca hayatları sığdırmaya çalışmak değil; o hayatların taşmasına izin vermektir.

Sevgiyle kalın!

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.