Bir çocuk dünyaya büyük bir merakla gelir. Dokunur, sorar, araştırır, tekrar dener… Onun için hayat başlı başına keşfedilecek bir alandır. Küçük bir karıncayı dakikalarca izleyebilir, gökyüzündeki bulutların şeklini saatlerce anlamaya çalışabilir ya da aynı soruyu defalarca sorabilir. Çünkü öğrenmek, aslında insanın doğasında vardır. Fakat zaman içinde bazı çocuklar öğrenmeye olan bu doğal ilgisini kaybedebiliyor. İşte tam da burada zihinlerde şöyle bir soru ortaya çıkıyor: Bir çocuğa öğrenmeyi gerçekten sevdiren şey nedir?
Çoğu kişi bu sorunun cevabını başarıda arar. Daha yüksek notlar, daha iyi okullar, daha çok test çözmek… Oysa öğrenmeyi sevdiren şey, çoğu zaman baskı değil; merak duygusudur. Bir çocuk kendisini özgür hissettiğinde, soru sormaktan korkmadığında ve hata yaptığında yargılanmadığında öğrenmeye daha güçlü bağlanır.
Çocuklar öğrenmeyi en çok kendilerini güvende hissettikleri ortamlarda severler. Sürekli eleştirilen, kıyaslanan ya da yalnızca başarıyla değer gören bir çocuk için dersler zamanla keyifli bir keşif alanı olmaktan çıkar, zorunlu bir yük haline gelir. Oysa “yanlış yapabilirsin”, “yeniden deneyebilirsin” mesajını alan çocuk, öğrenme sürecine daha cesur yaklaşır.
Bir öğretmenin gözlerindeki heyecan bile çocuğun öğrenme isteğini değiştirebilir. Sevdiği bir öğretmenin anlattığı ders, çocuk için daha anlamlı hale gelir. Çünkü çocuklar yalnızca bilgiyi değil, duyguyu da öğrenirler. Samimiyetle anlatılan bir konu, baskıyla ezberletilen onlarca bilgiden daha kalıcı olabilir.
Ailelerin yaklaşımı da burada büyük önem taşır. Bazı ebeveynler farkında olmadan çocuklarının öğrenme isteğini not baskısıyla gölgeleyebiliyor. Oysa her çocuğun öğrenme hızı, ilgisi ve yeteneği farklıdır. Çocuğu sürekli başkalarıyla kıyaslamak, onun motivasyonunu artırmaz; aksine içe kapanmasına neden olabilir. Bir çocuğun ihtiyacı olan şey çoğu zaman “neden daha yüksek almadın?” sorusu değil, “öğrenirken ne hissettin?” sorusudur.
Öğrenmeyi sevdiren en önemli unsurlardan biri de hayatla bağ kurabilmektir. Çocuk, öğrendiği bilginin gerçek yaşamda ne işe yaradığını gördüğünde derslere daha fazla ilgi duyar. Ezberlenen bilgiler kısa sürede unutulabilir; fakat deneyimlenerek öğrenilen bilgiler zihinde daha güçlü yer eder. Bu yüzden çocuklara sadece bilgi vermek değil, o bilginin anlamını hissettirmek gerekir.
Teknolojinin hızla geliştiği bir çağda çocukların dikkatini toplamak elbette daha zor hale geldi. Ancak yine de bir çocuğun içindeki öğrenme heyecanını canlı tutmak mümkündür. Bunun yolu baskıyı artırmaktan değil; merakı beslemekten geçer. Kitaplarla tanışan, keşfetmesine izin verilen, soru sorması teşvik edilen çocuk öğrenmeyi görev olarak değil, doğal bir ihtiyaç olarak görmeye başlar.
Unutulmamalıdır ki öğrenmeyi seven çocuklar yalnızca sınavlarda başarılı olmaz; hayatı anlamaya çalışan, düşünen ve gelişen bireylere dönüşürler. Çünkü gerçek eğitim, çocuğun zihnini bilgiyle doldurmaktan çok, içinde öğrenme isteği uyandırabilmektir.
Sevgiyle kalın!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Çiğdem IŞIK KAYA
Bir Çocuğa Öğrenmeyi Sevdiren Şey Nedir?
Bir çocuk dünyaya büyük bir merakla gelir. Dokunur, sorar, araştırır, tekrar dener… Onun için hayat başlı başına keşfedilecek bir alandır. Küçük bir karıncayı dakikalarca izleyebilir, gökyüzündeki bulutların şeklini saatlerce anlamaya çalışabilir ya da aynı soruyu defalarca sorabilir. Çünkü öğrenmek, aslında insanın doğasında vardır. Fakat zaman içinde bazı çocuklar öğrenmeye olan bu doğal ilgisini kaybedebiliyor. İşte tam da burada zihinlerde şöyle bir soru ortaya çıkıyor: Bir çocuğa öğrenmeyi gerçekten sevdiren şey nedir?
Çoğu kişi bu sorunun cevabını başarıda arar. Daha yüksek notlar, daha iyi okullar, daha çok test çözmek… Oysa öğrenmeyi sevdiren şey, çoğu zaman baskı değil; merak duygusudur. Bir çocuk kendisini özgür hissettiğinde, soru sormaktan korkmadığında ve hata yaptığında yargılanmadığında öğrenmeye daha güçlü bağlanır.
Çocuklar öğrenmeyi en çok kendilerini güvende hissettikleri ortamlarda severler. Sürekli eleştirilen, kıyaslanan ya da yalnızca başarıyla değer gören bir çocuk için dersler zamanla keyifli bir keşif alanı olmaktan çıkar, zorunlu bir yük haline gelir. Oysa “yanlış yapabilirsin”, “yeniden deneyebilirsin” mesajını alan çocuk, öğrenme sürecine daha cesur yaklaşır.
Bir öğretmenin gözlerindeki heyecan bile çocuğun öğrenme isteğini değiştirebilir. Sevdiği bir öğretmenin anlattığı ders, çocuk için daha anlamlı hale gelir. Çünkü çocuklar yalnızca bilgiyi değil, duyguyu da öğrenirler. Samimiyetle anlatılan bir konu, baskıyla ezberletilen onlarca bilgiden daha kalıcı olabilir.
Ailelerin yaklaşımı da burada büyük önem taşır. Bazı ebeveynler farkında olmadan çocuklarının öğrenme isteğini not baskısıyla gölgeleyebiliyor. Oysa her çocuğun öğrenme hızı, ilgisi ve yeteneği farklıdır. Çocuğu sürekli başkalarıyla kıyaslamak, onun motivasyonunu artırmaz; aksine içe kapanmasına neden olabilir. Bir çocuğun ihtiyacı olan şey çoğu zaman “neden daha yüksek almadın?” sorusu değil, “öğrenirken ne hissettin?” sorusudur.
Öğrenmeyi sevdiren en önemli unsurlardan biri de hayatla bağ kurabilmektir. Çocuk, öğrendiği bilginin gerçek yaşamda ne işe yaradığını gördüğünde derslere daha fazla ilgi duyar. Ezberlenen bilgiler kısa sürede unutulabilir; fakat deneyimlenerek öğrenilen bilgiler zihinde daha güçlü yer eder. Bu yüzden çocuklara sadece bilgi vermek değil, o bilginin anlamını hissettirmek gerekir.
Teknolojinin hızla geliştiği bir çağda çocukların dikkatini toplamak elbette daha zor hale geldi. Ancak yine de bir çocuğun içindeki öğrenme heyecanını canlı tutmak mümkündür. Bunun yolu baskıyı artırmaktan değil; merakı beslemekten geçer. Kitaplarla tanışan, keşfetmesine izin verilen, soru sorması teşvik edilen çocuk öğrenmeyi görev olarak değil, doğal bir ihtiyaç olarak görmeye başlar.
Unutulmamalıdır ki öğrenmeyi seven çocuklar yalnızca sınavlarda başarılı olmaz; hayatı anlamaya çalışan, düşünen ve gelişen bireylere dönüşürler. Çünkü gerçek eğitim, çocuğun zihnini bilgiyle doldurmaktan çok, içinde öğrenme isteği uyandırabilmektir.
Sevgiyle kalın!