Eğitim çoğu zaman bilgiyle başlar. Tanımlar ezberlenir, kavramlar öğrenilir, formüller deftere geçirilir. Ancak önemli olan öğrenilen bilgi, insanın içinde neye dönüşüyor?
Bilmek ile bilinç sahibi olmak arasında görünmez ama derin bir mesafe vardır. Bilgi zihinde yer tutar; bilinç ise kalpte ve davranışta kendini gösterir. Bir öğrenci “adalet” kelimesinin anlamını doğru cümleyle açıklayabilir. Fakat sıra beklerken hakkaniyetli davranabiliyor mu? Bir genç “empati” kavramını tanımlayabilir. Peki gerçekten karşısındakini anlamaya çalışıyor mu?
İşte bilgiden bilince giden yol, tam da bu dönüşümün adıdır.
Bilgi, insana güç verir. Ancak bilinç, o gücün nasıl kullanılacağını öğretir. Sadece bilen ama içselleştirmeyen birey; aklıyla hareket eder fakat vicdanıyla yol almaz. Oysa eğitim, yalnızca zihni doldurma süreci değildir. Eğitim, insanın iç dünyasında bir yankı oluşturma sürecidir.
Bugün gençlerin sıkça sorduğu “Bu öğrendiğim şey ne işe yarayacak?” sorusu aslında çok kıymetli bir işarettir. Bu soru, bilginin hayata temas etme ihtiyacını gösterir. Eğer öğrenilenler günlük yaşamla, değerlerle ve gerçek sorumluluklarla buluşmuyorsa; bilgi zihinde kalır ama kalbe inmez.
Bir çocuğa yardımseverliği anlatabilirsiniz. Fakat o çocuk bir gün ihtiyacı olan bir arkadaşına sessizce destek olduğunda, işte o an bilgi bilinç olur. Bir öğrenci çevre kirliliğinin zararlarını ezberleyebilir. Ama bir ağacı korumak için gönüllü olduğunda, o bilgi kök salar. Çünkü insan deneyimlediğini sahiplenir.
Bilgiden bilince giden yol, yaşantıdan geçer.
Bu yol sabır ister. Çünkü bilinç bir anda oluşmaz; tekrarlarla, gözlemlerle ve örneklerle şekillenir. Çocuklar sadece anlatılanı değil, gördüklerini öğrenirler. Bir öğretmenin adaletli davranışı, bir ebeveynin sorumluluk bilinci, bir yetişkinin hatasını kabul edebilme cesareti… Bunlar bilinç inşasının sessiz taşlarıdır.
Belki de eğitimde en büyük yanılgımız, bilginin yeterli olduğunu sanmamızdır. Oysa tarih bize şunu göstermiştir: Bilgi tek başına insanı erdemli yapmaz. Erdem, bilginin vicdanla buluştuğu yerde doğar.
Gerçek bilinç; davranışa dönüşen bilgidir.
Gerçek bilinç; başkası görmese de doğruyu yapabilmektir.
Gerçek bilinç; menfaat karşısında değerlerini kaybetmemektir.
Eğitim sistemleri sınav sonuçlarını ölçebilir. Fakat bir öğrencinin iç dünyasında oluşan vicdan terazisini ölçmek zordur. Buna rağmen en kalıcı başarı, işte o görünmeyen terazinin sağlamlığıdır.
Bilgiden bilince giden yol, aslında insanın kendine doğru yaptığı bir yolculuktur. Öğrenilen her kavram, eğer iç dünyada bir karşılık buluyorsa; kişi sadece donanımlı değil, aynı zamanda olgunlaşmış olur.
Eğitimin amacı sadece bilgiyle donatılmış değil o bilgiyi içselleştirip bu bilinçle yön bulan insanlar yetiştirmektir.
Çünkü bilgi insanı başarılı yapabilir.
Ama bilinç, onu değerli kılar.
Sevgiyle kalın!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Çiğdem IŞIK KAYA
Bilgiden bilince giden yol
Eğitim çoğu zaman bilgiyle başlar. Tanımlar ezberlenir, kavramlar öğrenilir, formüller deftere geçirilir. Ancak önemli olan öğrenilen bilgi, insanın içinde neye dönüşüyor?
Bilmek ile bilinç sahibi olmak arasında görünmez ama derin bir mesafe vardır. Bilgi zihinde yer tutar; bilinç ise kalpte ve davranışta kendini gösterir. Bir öğrenci “adalet” kelimesinin anlamını doğru cümleyle açıklayabilir. Fakat sıra beklerken hakkaniyetli davranabiliyor mu? Bir genç “empati” kavramını tanımlayabilir. Peki gerçekten karşısındakini anlamaya çalışıyor mu?
İşte bilgiden bilince giden yol, tam da bu dönüşümün adıdır.
Bilgi, insana güç verir. Ancak bilinç, o gücün nasıl kullanılacağını öğretir. Sadece bilen ama içselleştirmeyen birey; aklıyla hareket eder fakat vicdanıyla yol almaz. Oysa eğitim, yalnızca zihni doldurma süreci değildir. Eğitim, insanın iç dünyasında bir yankı oluşturma sürecidir.
Bugün gençlerin sıkça sorduğu “Bu öğrendiğim şey ne işe yarayacak?” sorusu aslında çok kıymetli bir işarettir. Bu soru, bilginin hayata temas etme ihtiyacını gösterir. Eğer öğrenilenler günlük yaşamla, değerlerle ve gerçek sorumluluklarla buluşmuyorsa; bilgi zihinde kalır ama kalbe inmez.
Bir çocuğa yardımseverliği anlatabilirsiniz. Fakat o çocuk bir gün ihtiyacı olan bir arkadaşına sessizce destek olduğunda, işte o an bilgi bilinç olur. Bir öğrenci çevre kirliliğinin zararlarını ezberleyebilir. Ama bir ağacı korumak için gönüllü olduğunda, o bilgi kök salar. Çünkü insan deneyimlediğini sahiplenir.
Bilgiden bilince giden yol, yaşantıdan geçer.
Bu yol sabır ister. Çünkü bilinç bir anda oluşmaz; tekrarlarla, gözlemlerle ve örneklerle şekillenir. Çocuklar sadece anlatılanı değil, gördüklerini öğrenirler. Bir öğretmenin adaletli davranışı, bir ebeveynin sorumluluk bilinci, bir yetişkinin hatasını kabul edebilme cesareti… Bunlar bilinç inşasının sessiz taşlarıdır.
Belki de eğitimde en büyük yanılgımız, bilginin yeterli olduğunu sanmamızdır. Oysa tarih bize şunu göstermiştir: Bilgi tek başına insanı erdemli yapmaz. Erdem, bilginin vicdanla buluştuğu yerde doğar.
Gerçek bilinç; davranışa dönüşen bilgidir.
Gerçek bilinç; başkası görmese de doğruyu yapabilmektir.
Gerçek bilinç; menfaat karşısında değerlerini kaybetmemektir.
Eğitim sistemleri sınav sonuçlarını ölçebilir. Fakat bir öğrencinin iç dünyasında oluşan vicdan terazisini ölçmek zordur. Buna rağmen en kalıcı başarı, işte o görünmeyen terazinin sağlamlığıdır.
Bilgiden bilince giden yol, aslında insanın kendine doğru yaptığı bir yolculuktur. Öğrenilen her kavram, eğer iç dünyada bir karşılık buluyorsa; kişi sadece donanımlı değil, aynı zamanda olgunlaşmış olur.
Eğitimin amacı sadece bilgiyle donatılmış değil o bilgiyi içselleştirip bu bilinçle yön bulan insanlar yetiştirmektir.
Çünkü bilgi insanı başarılı yapabilir.
Ama bilinç, onu değerli kılar.
Sevgiyle kalın!