Her anne baba çocuğu için güzel hayaller kurar. Başarılı olmasını, iyi bir eğitim almasını, güçlü bir geleceğe sahip olmasını ister. Bu istekler son derece doğal ve değerlidir. Ancak bazen iyi niyetle kurulan beklentiler, fark edilmeden çocukların omuzlarında ağır bir yüke dönüşebilir. Çünkü her beklenti, çocuğun taşıyabileceği kadar hafif olmayabilir.
Çocukluk, insan hayatının en hassas dönemlerinden biridir. Bu dönemde çocuklar sadece büyümez; aynı zamanda kendilerini tanımayı, değerli olduklarını hissetmeyi ve dünyadaki yerlerini anlamayı öğrenirler. Fakat sürekli beklentilerle çevrili bir ortamda büyüyen çocuklar, zamanla kendi seslerini duymakta zorlanabilirler. Çünkü onların ne düşündüğünden çok, ne olmaları gerektiği konuşulur.
Bugün birçok çocuk daha küçük yaşlardan itibaren başarı merkezli bir hayatın içine giriyor. Daha yüksek notlar almak, daha iyi okullara gitmek, daha fazla kursa katılmak ve sürekli bir sonraki hedefe hazırlanmak... Elbette hedef sahibi olmak önemlidir. Ancak çocukların değeri yalnızca başarılarıyla ölçüldüğünde, ortaya ciddi duygusal yükler çıkabiliyor.
Beklentilerin en ağır tarafı, çoğu zaman görünmez olmalarıdır. Çocuk bazen açıkça söylenmeyen beklentileri bile hisseder. Anne babasının gözlerindeki umut, öğretmeninin ondan beklediği performans ya da çevresinin yaptığı kıyaslamalar onun iç dünyasında sessiz bir baskıya dönüşebilir. Böyle durumlarda çocuk, başarılı olmak için değil; sevgiyi, takdiri ve kabulü kaybetmemek için çabalamaya başlayabilir.
Oysa bir çocuğun ruh sağlığı için en önemli ihtiyaçlardan biri, koşulsuz kabul görmektir. Çocuk, başarılı olduğunda sevildiğini hissettiği kadar başarısız olduğunda da değerli olduğunu bilmelidir. Çünkü hayat sadece kazanılan sınavlardan ve elde edilen başarı belgelerinden ibaret değildir. İnsan olmanın içinde hata yapmak, zorlanmak ve bazen geride kalmak da vardır.
Sürekli yüksek beklentiler altında büyüyen çocuklarda kaygı, özgüven eksikliği ve başarısızlık korkusu daha sık görülebilir. Bazı çocuklar hata yapmaktan o kadar çekinir ki denemekten vazgeçer. Bazıları ise ne kadar başarılı olursa olsun kendisini yeterli hissedemez. Çünkü ulaştığı her hedef, yeni bir beklentinin başlangıcı olur. Böylece başarı, mutluluk kaynağı olmaktan çıkar ve bitmeyen bir yarışa dönüşür.
Çocuklar anne babalarının hayallerini gerçekleştirmek için dünyaya gelmezler. Onlar kendi yetenekleri, ilgileri ve karakterleriyle ayrı birer bireydir. Eğitimin ve ebeveynliğin amacı da çocuğu belirli bir kalıba sokmak değil, onun potansiyelini keşfetmesine yardımcı olmaktır.
Bu nedenle çocuklara hedefler kadar nefes alacak alanlar da bırakmak gerekir. Onların sadece sonuçlarını değil, çabalarını da görmek; sadece başarılarını değil, duygularını da dinlemek gerekir. Çünkü bazen bir çocuğun ihtiyacı olan şey daha yüksek bir hedef değil, “Seni olduğun gibi kabul ediyorum.” cümlesidir.
Unutulmamalıdır ki beklentiler rehber olabilir, ancak yük haline geldiğinde çocuğun ruhunu yorabilir. Gerçek destek, çocuğu sürekli ileri itmek değil; gerektiğinde yanında yürüyebilmektir. Çünkü mutlu ve sağlıklı bireyler, yalnızca başarılı olmaya zorlananlardan değil, değerli olduklarını hisseden çocuklardan yetişir.
Sevgili Okur, bir sonraki yazımızda görüşmek üzere…
Çocuklarımızı olduğu gibi sevdiğimizi hissettirmek dileğiyle…
Sevgiyle kalın!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Çiğdem IŞIK KAYA
Beklentilerin Çocuk Ruhuna Yükü
Her anne baba çocuğu için güzel hayaller kurar. Başarılı olmasını, iyi bir eğitim almasını, güçlü bir geleceğe sahip olmasını ister. Bu istekler son derece doğal ve değerlidir. Ancak bazen iyi niyetle kurulan beklentiler, fark edilmeden çocukların omuzlarında ağır bir yüke dönüşebilir. Çünkü her beklenti, çocuğun taşıyabileceği kadar hafif olmayabilir.
Çocukluk, insan hayatının en hassas dönemlerinden biridir. Bu dönemde çocuklar sadece büyümez; aynı zamanda kendilerini tanımayı, değerli olduklarını hissetmeyi ve dünyadaki yerlerini anlamayı öğrenirler. Fakat sürekli beklentilerle çevrili bir ortamda büyüyen çocuklar, zamanla kendi seslerini duymakta zorlanabilirler. Çünkü onların ne düşündüğünden çok, ne olmaları gerektiği konuşulur.
Bugün birçok çocuk daha küçük yaşlardan itibaren başarı merkezli bir hayatın içine giriyor. Daha yüksek notlar almak, daha iyi okullara gitmek, daha fazla kursa katılmak ve sürekli bir sonraki hedefe hazırlanmak... Elbette hedef sahibi olmak önemlidir. Ancak çocukların değeri yalnızca başarılarıyla ölçüldüğünde, ortaya ciddi duygusal yükler çıkabiliyor.
Beklentilerin en ağır tarafı, çoğu zaman görünmez olmalarıdır. Çocuk bazen açıkça söylenmeyen beklentileri bile hisseder. Anne babasının gözlerindeki umut, öğretmeninin ondan beklediği performans ya da çevresinin yaptığı kıyaslamalar onun iç dünyasında sessiz bir baskıya dönüşebilir. Böyle durumlarda çocuk, başarılı olmak için değil; sevgiyi, takdiri ve kabulü kaybetmemek için çabalamaya başlayabilir.
Oysa bir çocuğun ruh sağlığı için en önemli ihtiyaçlardan biri, koşulsuz kabul görmektir. Çocuk, başarılı olduğunda sevildiğini hissettiği kadar başarısız olduğunda da değerli olduğunu bilmelidir. Çünkü hayat sadece kazanılan sınavlardan ve elde edilen başarı belgelerinden ibaret değildir. İnsan olmanın içinde hata yapmak, zorlanmak ve bazen geride kalmak da vardır.
Sürekli yüksek beklentiler altında büyüyen çocuklarda kaygı, özgüven eksikliği ve başarısızlık korkusu daha sık görülebilir. Bazı çocuklar hata yapmaktan o kadar çekinir ki denemekten vazgeçer. Bazıları ise ne kadar başarılı olursa olsun kendisini yeterli hissedemez. Çünkü ulaştığı her hedef, yeni bir beklentinin başlangıcı olur. Böylece başarı, mutluluk kaynağı olmaktan çıkar ve bitmeyen bir yarışa dönüşür.
Çocuklar anne babalarının hayallerini gerçekleştirmek için dünyaya gelmezler. Onlar kendi yetenekleri, ilgileri ve karakterleriyle ayrı birer bireydir. Eğitimin ve ebeveynliğin amacı da çocuğu belirli bir kalıba sokmak değil, onun potansiyelini keşfetmesine yardımcı olmaktır.
Bu nedenle çocuklara hedefler kadar nefes alacak alanlar da bırakmak gerekir. Onların sadece sonuçlarını değil, çabalarını da görmek; sadece başarılarını değil, duygularını da dinlemek gerekir. Çünkü bazen bir çocuğun ihtiyacı olan şey daha yüksek bir hedef değil, “Seni olduğun gibi kabul ediyorum.” cümlesidir.
Unutulmamalıdır ki beklentiler rehber olabilir, ancak yük haline geldiğinde çocuğun ruhunu yorabilir. Gerçek destek, çocuğu sürekli ileri itmek değil; gerektiğinde yanında yürüyebilmektir. Çünkü mutlu ve sağlıklı bireyler, yalnızca başarılı olmaya zorlananlardan değil, değerli olduklarını hisseden çocuklardan yetişir.
Sevgili Okur, bir sonraki yazımızda görüşmek üzere…
Çocuklarımızı olduğu gibi sevdiğimizi hissettirmek dileğiyle…
Sevgiyle kalın!