Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

6 Şubat Depremi

Yazının Giriş Tarihi: 06.02.2026 22:02
Yazının Güncellenme Tarihi: 06.02.2026 22:03

Yarına uyanmamızın garantisi yok.

Bu cümle, kulağa sıradan gelir. Ta ki bir sabah, milyonlarca insan aynı anda bunun ne anlama geldiğini öğrenene kadar.

6 Şubat’ta sabah olmadı. Saat 04.17’de, gün doğmadan önce, binlerce evin ışığı bir daha yanmadı. Yataklar dağıldı, duvarlar konuştu, odalar mezara dönüştü. Oysa herkes bir gece öncesinde yarına dair küçük şeyler düşünüyordu. Ertesi gün yapılacak kahvaltıyı, işe geç kalmamayı, çocuğun beslenme çantasını, ödevlerini, yarım kalan bir cümleyi… Kimse vedalaşmadı. Çünkü kimse bunun son uyku olduğunu bilmiyordu.

Bir bina yükselirken yalnızca kolonlar, kirişler, demirler yükselmez; aynı zamanda niyetler de yükselir. 6 Şubat’ta yıkılan binalara baktığımızda, betonun içinden yalnızca demir değil, niyet de çıktı ortaya. Eksik bırakılmış, ucuzlatılmış, göz göre göre zayıflatılmış niyetler… Çünkü çıkar, bir kez vicdanın önüne geçti mi, gerisi yalnızca teknik bir ayrıntı gibi görülmeye başlanır.

Bir kat daha çıkılır.

Biraz daha az demir kullanılır.

“Buradan da bir şey olmaz” denir.

Bu küçük gibi görünen tercihler, zamanla büyük sonuçlar doğurur. Çünkü bu bir anlık hata değil, yıllara yayılan bir anlayıştır. “Şimdiye kadar yıkılmadı” rahatlığıyla büyüyen, uyarıları duyup erteleyen, bilimi masraflı bulan bir zihniyet… Oysa deprem bu topraklarda sürpriz değildir. Sürpriz olan, biline biline alınmayan önlemlerdi.

Çıkar uğruna yapılan her ihmal, sessiz ama ağır bir sorumluluk zinciri oluşturur. O zincirin halkalarında müteahhit vardır, denetçi vardır, imza atan vardır, gözünü kapatan vardır. Ve o zincirin en sonunda, hiçbir söz hakkı olmayan insanlar yaşar. Çocuklar, yaşlılar, sabah işe gideceğini düşünerek uyuyanlar… Bedeli, hatayı yapanlar değil; o binalara güvenerek yaşayanlar öder.

6 Şubat sabahı, bu ihmallerin sonucu ortaya çıktı. Beton, taşıması gereken yükü değil; yüklenmemesi gereken açgözlülüğü kaldıramadı. Duvarlar yıkıldı çünkü zaten ayakta kalmaları bir mucize olurdu. Ardından büyük bir sessizlik çöktü. Ve o sessizliğin içine, yine tanıdık bir cümle bırakıldı: “Her şey Allah’tan.”

Evet, her şey Allah’tandır. Buna iman ederiz. Ama bu cümle, insanın sorumluluğunu ortadan kaldıran bir sığınak değildir. İnanç, tedbiri dışlamaz; aksine onu zorunlu kılar. Çünkü akıl da Allah’tandır, ilim de, uyarı da… Bunları yok saymak tevekkül değil, ihmaldir.

Allah, kuluna akıl verir ama onun yerine demir dökmez.

Allah, depremi yaratır ama çürük binayı emretmez.

Allah, kaderi takdir eder ama kulun hırsını meşrulaştırmaz.

Her şeyi Allah’tan bilmek; hatayı inkâr etmek değil, sorumluluğu daha derin bir ciddiyetle taşımaktır. Çünkü emanet bilinci bunu gerektirir. Can, en büyük emanettir. Biraz daha fazla kazanmak uğruna o emaneti riske atmak kader değil; bilinçli bir tercihtir.

6 Şubat bize şunu hatırlattı:

İnanç, hatayı örtmek için değil; doğruyu yapmak için vardır.

Her şey Allah’tan evet ama Allah’a teslimiyet, hesap vereceğini bilmektir.

Sonunda elbette her şey Allah’a döner.

Ama o yola, kulun hangi niyetle çıktığı unutulmaz.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.