Bir taraftan İsrail ve ABD güçlerinin komşumuz İran’ı bombalamasını ve tüm altyapısını yok etme planlarını izlerken bir taraftan da Türkiye-Azerbaycan silahlı güçlerinin ‘savaş’ pozisyonuna getirilme çabalarına hayret ve dalalet içinde şahitlik ediyoruz. Libya, Irak, Afganistan, Suriye derken İran da hedef ülke artık...
Sırada hangi ülke olduğunu bilebilseydik keşke (!)
Bugün size ‘daha yakın bir tehlikeden’ söz etmek istiyorum...
Soframızdaki ekmeğin ve aşın topraktan, zeytinden, ormandan, sudan geldiğini bilen; yaşamın kaynağını gelecek nesiller için de korumak için bir araya gelenlerin çığlığını duymanızı isterim. Büyük bir saldırı altındayız...
Doğayla uyumlu, insanca bir yaşam için anayasal haklarını savunan yurttaşlar, sürekli uyarıyorlar. Çeşitli kanallardan halkın içinde bulunduğu durumu paylaşıyorlar...
Ben de tarihe not düşmek adına bir kaç kelam etmek istedim...
***
Geçtiğimiz temmuz ayında yürürlüğe giren ve kamuoyunda "süper izin yasası" olarak da bilinen’7554 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’, yaşamımızın temeli olan ormanlarımızı, meralarımızı, zeytinliklerimizi, tarım alanlarımızı, su varlıklarımızı maden ve enerji şirketlerinin çıkarlarına açarak, sağlığımızı, yaşamımızı ve anayasa ile güvence altına alınmış temel yurttaşlık haklarımızı ihlal etmektedir.
Bu nedenle ‘Anayasa Mahkemesi’nin bu işgal ve yıkım yasasını ivedilikle iptal etmesi gerek ve şarttır... Aksi halde Anadolu topraklarında yaşam alanları hızla azalacaktır...
Çünkü bu kanun;
1-ANAYASANIN 56. MADDESİNDE TANINAN SAĞLIKLI BİR ÇEVREDE YAŞAMA HAKKINI AÇIKÇA İHLAL EDİYOR...
Doğanın korunması için elimizdeki en önemli yasal araçlardan olan ‘Çevresel Etki Değerlendirmesini’ işlevsiz hale getiriyor.
Yasalara aykırı olarak kurulmuş ve işletilen enerji ve maden işletmelerine istisnalar tanıyor, af getiriyor.
Hayvancılık için vazgeçilmez olan meraları enerji projelerine açıyor.
Bu ülkenin en önemli değerlerinden olan zeytini, kömür madenciliğine kurban ediyor.
Stratejik ve kritik madenler adı verilen bir grup madenin çıkarılması için yurttaşın toprağını elinden alacak acele kamulaştırmaya izin veriyor.
Yenilenebilir enerji projeleri için yurttaşın toprağına hızla el konulmasının yolunu açıyor.
Çünkü bu kanun;
5-ANAYASA TARAFINDAN GÜVENCE ALTINA ALINMIŞ YEREL YÖNETİMLERİN ÖZERKLİĞİ VE KATILIMCI DEMOKRASİ İLKELERİNİ HİÇE SAYIYOR...
Yenilenebilir enerji yatırımlarının izin süreçlerinde, belediyelerin yetkilerini yatırımcı Bakanlığa veriyor.
Madencilik yatırımlarının planlanmasında, meslek örgütlerini ve sivil toplumu dışarıda bırakıyor, kamu denetimini engelliyor.
Çünkü bu kanun;
6-ŞİRKETLERİN ÖNÜNÜ AÇAN DÜZENLEMELERLE KAMU DENETİMİNİ ZAYIFLATIYOR...
Şirketlere kolaylık sağlamak üzere ruhsat, ihale, üretim faaliyetlerinin denetimine ilişkin yasal düzenlemeleri esnetiyor; devletin madenler üzerindeki hakkını zayıflatacak düzenlemeler getiriyor.
Çünkü bu kanun;
Doğal varlıkları tehlikeye atarak aynı zamanda en temel insan hakları olan gıda güvenliği, barınma, su, sağlıklı bir çevrede yaşama ve sağlık haklarımızı tehdit ediyor. Anayasal haklarımızı çiğniyor.
Anayasa, yalnızca kâğıt üzerinde değil, tarlada, köyde, kentte, soframızda hayat bulmak zorundadır.
Türkiye’nin dört bir yanında toprağına, havasına, suyuna, yaşam hakkına sahip çıkan yurttaşlar, Anayasa Mahkemesi’nin ‘7554 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’u ivedilikle iptal edilmesini istiyor.
Hukukun üstünlüğünden, yaşam hakkından ve kamu yararından yana olan herkesin gelecek nesiller için uyanık kalması gerekiyor.
Marmara ve Ege bölgesi başta olmak üzere Türkiye’nin tümü için oksijen kaynağı olan Kaz Dağları’nın yüzde 79’unu maden sahası ilan edenlerin en azından bir daha düşünmelerini sağlamak zorundayız.
Bursa’daki Meyra Madencilik için de geçerlidir sözlerim. İliç’te ne olduysa Bursa’da da o oldu. Mersin Arslanköy yakınlarında boksit maden sahasını genişletmek isteyenlere de engel olunmalıdır. Çünkü içme suyu kaynakları ve kamyon trafiği yöredeki insanları göçe zorlayacaktır...
Atık havuzları kazaen patlamamalıdır!!!
Akarsular, meralar, ovalar, dağlar ve içme suyu kaynakları kirletilmemelidir. Türkiye’yi üretimden çıkaranların planı; madencilik, turizm ve hizmet sektörü... Bunlar üçüncü dünya ülkelerinin işleri...
Sömürge ülke haline gelmemeliyiz...
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Can TOPAKTAŞ
Süper izin yasası iptal edilmelidir!
Bir taraftan İsrail ve ABD güçlerinin komşumuz İran’ı bombalamasını ve tüm altyapısını yok etme planlarını izlerken bir taraftan da Türkiye-Azerbaycan silahlı güçlerinin ‘savaş’ pozisyonuna getirilme çabalarına hayret ve dalalet içinde şahitlik ediyoruz. Libya, Irak, Afganistan, Suriye derken İran da hedef ülke artık...
Sırada hangi ülke olduğunu bilebilseydik keşke (!)
Bugün size ‘daha yakın bir tehlikeden’ söz etmek istiyorum...
Soframızdaki ekmeğin ve aşın topraktan, zeytinden, ormandan, sudan geldiğini bilen; yaşamın kaynağını gelecek nesiller için de korumak için bir araya gelenlerin çığlığını duymanızı isterim. Büyük bir saldırı altındayız...
Doğayla uyumlu, insanca bir yaşam için anayasal haklarını savunan yurttaşlar, sürekli uyarıyorlar. Çeşitli kanallardan halkın içinde bulunduğu durumu paylaşıyorlar...
Ben de tarihe not düşmek adına bir kaç kelam etmek istedim...
***
Geçtiğimiz temmuz ayında yürürlüğe giren ve kamuoyunda "süper izin yasası" olarak da bilinen ’7554 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’, yaşamımızın temeli olan ormanlarımızı, meralarımızı, zeytinliklerimizi, tarım alanlarımızı, su varlıklarımızı maden ve enerji şirketlerinin çıkarlarına açarak, sağlığımızı, yaşamımızı ve anayasa ile güvence altına alınmış temel yurttaşlık haklarımızı ihlal etmektedir.
Bu nedenle ‘Anayasa Mahkemesi’nin bu işgal ve yıkım yasasını ivedilikle iptal etmesi gerek ve şarttır... Aksi halde Anadolu topraklarında yaşam alanları hızla azalacaktır...
Çünkü bu kanun;
1-ANAYASANIN 56. MADDESİNDE TANINAN SAĞLIKLI BİR ÇEVREDE YAŞAMA HAKKINI AÇIKÇA İHLAL EDİYOR...
Doğanın korunması için elimizdeki en önemli yasal araçlardan olan ‘Çevresel Etki Değerlendirmesini’ işlevsiz hale getiriyor.
Yasalara aykırı olarak kurulmuş ve işletilen enerji ve maden işletmelerine istisnalar tanıyor, af getiriyor.
Çünkü bu kanun;
2-ANAYASANIN 169. MADDESİNDE DEVLETE VERİLEN ORMANLARIN KORUNMASI GÖREVİNİ AÇIKÇA İHLAL EDİYOR:
Nefesimizi, suyumuzu, toprağımızı koruyan ormanları madencilik ve enerji projelerine açıyor. Doğanın haklarını da çiğniyor.
Çünkü bu kanun;
3-ANAYASANIN 45. MADDESİNDE DEVLETE VERİLEN TARIM ARAZİLERİ VE MERALARIN KORUNMASI GÖREVİNİ AÇIKÇA İHLAL EDİYOR...
Hayvancılık için vazgeçilmez olan meraları enerji projelerine açıyor.
Bu ülkenin en önemli değerlerinden olan zeytini, kömür madenciliğine kurban ediyor.
Çünkü bu kanun;
4-ANAYASANIN 35. MADDESİNDE TANINAN MÜLKİYET HAKKINI AÇIKÇA İHLAL EDİYOR...
Stratejik ve kritik madenler adı verilen bir grup madenin çıkarılması için yurttaşın toprağını elinden alacak acele kamulaştırmaya izin veriyor.
Yenilenebilir enerji projeleri için yurttaşın toprağına hızla el konulmasının yolunu açıyor.
Çünkü bu kanun;
5-ANAYASA TARAFINDAN GÜVENCE ALTINA ALINMIŞ YEREL YÖNETİMLERİN ÖZERKLİĞİ VE KATILIMCI DEMOKRASİ İLKELERİNİ HİÇE SAYIYOR...
Yenilenebilir enerji yatırımlarının izin süreçlerinde, belediyelerin yetkilerini yatırımcı Bakanlığa veriyor.
Madencilik yatırımlarının planlanmasında, meslek örgütlerini ve sivil toplumu dışarıda bırakıyor, kamu denetimini engelliyor.
Çünkü bu kanun;
6-ŞİRKETLERİN ÖNÜNÜ AÇAN DÜZENLEMELERLE KAMU DENETİMİNİ ZAYIFLATIYOR...
Şirketlere kolaylık sağlamak üzere ruhsat, ihale, üretim faaliyetlerinin denetimine ilişkin yasal düzenlemeleri esnetiyor; devletin madenler üzerindeki hakkını zayıflatacak düzenlemeler getiriyor.
Çünkü bu kanun;
Doğal varlıkları tehlikeye atarak aynı zamanda en temel insan hakları olan gıda güvenliği, barınma, su, sağlıklı bir çevrede yaşama ve sağlık haklarımızı tehdit ediyor. Anayasal haklarımızı çiğniyor.
Anayasa, yalnızca kâğıt üzerinde değil, tarlada, köyde, kentte, soframızda hayat bulmak zorundadır.
Türkiye’nin dört bir yanında toprağına, havasına, suyuna, yaşam hakkına sahip çıkan yurttaşlar, Anayasa Mahkemesi’nin ‘7554 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’u ivedilikle iptal edilmesini istiyor.
Hukukun üstünlüğünden, yaşam hakkından ve kamu yararından yana olan herkesin gelecek nesiller için uyanık kalması gerekiyor.
Marmara ve Ege bölgesi başta olmak üzere Türkiye’nin tümü için oksijen kaynağı olan Kaz Dağları’nın yüzde 79’unu maden sahası ilan edenlerin en azından bir daha düşünmelerini sağlamak zorundayız.
Maden şirketlerinin önündeki set, Anayasa Mahkemesidir. Büyüklüğünü göstermek, geleceği kurtarmak zorundadır.
Bursa’daki Meyra Madencilik için de geçerlidir sözlerim. İliç’te ne olduysa Bursa’da da o oldu. Mersin Arslanköy yakınlarında boksit maden sahasını genişletmek isteyenlere de engel olunmalıdır. Çünkü içme suyu kaynakları ve kamyon trafiği yöredeki insanları göçe zorlayacaktır...
Atık havuzları kazaen patlamamalıdır!!!
Akarsular, meralar, ovalar, dağlar ve içme suyu kaynakları kirletilmemelidir. Türkiye’yi üretimden çıkaranların planı; madencilik, turizm ve hizmet sektörü... Bunlar üçüncü dünya ülkelerinin işleri...
Sömürge ülke haline gelmemeliyiz...