Bu söz daha çok Partiya Karkeren Kurdistan (PKK) üyesi eli kanlı katiller için kullanılır.
Ancak dünyanın en büyük ve en eski yerleşim yerlerinden biri olan İstanbul’da patlayan lağım ve gelen kokular yüzünden dikkatimi bu kente yönelttim. İçinde yine bir PKK sempatizanı var ve biz o şahsı doktor biliyoruz!
Akıl alacak gibi değil. Bebekleri öldürerek devleti soymuşlar. Hem de 19 özel hastanede.
Allah bilir bu sayı giderek artacaktır. Hastane listesine baktım. Biri ablamlara çok yakın. İktidarın eski bakanının hastanesi. Acil durumlarda gidiyorlardı.
‘Çocuklar katledilmiş!’
“Katletme” ile “öldürme” arasında fark var.
“Katletme” caniliğin en üst çizgisi.
Daha derine kazarsak; Cani ruhlu bir ekip, daha yeni doğmuş çocukları ‘Para için’ aç susuz ve bakımsız bırakmış. Bağırtarak, inleterek öldürmüşler. Kapıları kapatarak, kimseyi içeri sokmayarak, aileleri de yalanla kandırarak katletmişler!
Yeri değil ama söylemeliyim;
‘Türkçemize Arapçadan, Farsçadan gelmiş kelimeleri atacağız, yerine sözüm ona Türkçe kelime kullanacağız’diyenler,“katl”,“katletme”,“katil”,aynı kökten gelen “maktul” kelimelerinin yerine“ölüm”,“öldürme”,“öldüren”, “öldürülen” kelimelerini yeterli görecekler mi acaba. Bu aşamada yeni kelimelere ihtiyacımız var.
Elbette bu kelimeler kullanılacak ama yerine göre. “Öldürülen”in yerine “maktul” kelimesinin de kullanılması dilimizde bir nüansı, zenginliği gösterir.
Yeni doğmuş minik minik yavrular, para için katledilmişlerdir. Bir de öldürenler için “cani/caniler” diyerek ifadeyi kuvvetlendiriyoruz.
Minik minik yavruları katledenler caniden de cani. Yeryüzünde yeri olmayacak mahlûkat sürüsü.
“Cani”nin, “katleden”in ötesinde sıfat arıyorum;
Ama bizde daha yok böyle bir sıfat!
Yenidoğan çocukları, “Sizin çocuk rahatsız. Hastalık belirtileri var. Küvete alacağız” deyip sonra ölüme terk ederek devletten para sömürenlerin ne dünyada ne de öbür dünyada yeri var. Daha derine kazmak gerekiyor. Cerahat her yerden akmaya başladığında önünde ‘Devlet’ de kalmaz!
ÇÜRÜME VÜCUDU SARDI
Hastanelerde Yenidoğan Çetesi, bebekleri katletme, hayvana zulüm, kadına eziyet-tecavüz, Orduda tarikat yapılanması, yargıda rüşvet bataklığı, şehirlerde silahlı çeteler, ticarette kara para aklama, sokaklarda uyuşturucu, dünyadaki mafya babalarına kimlik, muz ithalatında eroin, internet üzerinden soygun, gıda maddelerinde istenmeyen karışımlar, sahte bal, sahte et, sahte yağ, sahte insanlar!
Genç neslin vahşileşmesi, yoksulluk, fakirlik derken toplumsal tükenmişlik sendromu yaşanıyor artık.
Gördüğüm Türkiye fotoğrafına yakından bakanların gözleri faltaşı gibi açılıyor.
Ülkenin bu denli yozlaşması ve bu kadar kolay şekilde dejenerasyona uğramasının nedenleri elbette var.
Adalet duygusu kaybolmuş yöneticiler, hukuk sistemine güvensizlik, siyasal düzen, hemen her hayati konuda sadece saraydan çıkacak kararlara bel bağlanması, alt beyinli insanların karar mekanizmalarındaki yerleri, ekonomide yaşanan türbülans, eğitimsiz ve gereksiz güruh, köylerden kentlere hızlı göç, mesleksizlik insanlarımız, mülksüzleştirilen geniş halk yığınları, okumayan ama seyredenler, halkın birbirine olan güveninin sarsılması, yabancılaşma, imece kültürünün ortadan kalkması, geleneksel aile anlayışına darbe vuran TV dizileri, futbol ve eğlenceyle uyutulan halkın duyarsızlaştırılması, şehitlerin bile ‘kelle’ olarak anılması, milli değerlerden uzaklaşan gençler, din ile ahlak arasındaki farkın ortadan kalkması, 100 yıl önce kurulan cumhuriyetin ortaya koyduğu ilkelerden uzaklaşma, plansız büyüyen kentler, susuz kalan topraklar, kuruyan akarsular-göller ve vicdanlar!
Kanser hızla yayılırken durup beklenmez. Çürüyen organlara müdahale edilir, ilacı verilir ve hastaya moral aşılanır. Sık sık kontroller yapılır, kan değerleri ölçülür. Hastanın genel durumu raporlanır.
Ülkeler de böyledir; Her bir kuruma liyakat sahibi yönetenler atanır, çalışanlar denetlenir, veri alınır. Sayıştay bu konuda görevlidir. Her bir şirket, dernek, kamu kurumu ve kuruluşu denetlenir. Tıp fakültelerinden doktor dışında bir cani yetişmesinin önüne geçilir.
Onlar ‘Hipokrat Yemini’ ederler.
707 kamu hastanesinin karşısına çıkarılan 565 özel hastane de denetlenir, beklenen odur. Demek ki Sağlık bakanlarının özel hastane sahibi olmaları pek de hayırlı bir iş değilmiş. Bir dernek çatısı altında birlikte yemek yedikleri arkadaşlarının hastanelerine yeterince bakamamış olmalılar ki cerahat patladı.
Tüm özel hastaneler derhal kamulaştırışmalı ve çalışanlar elekten geçirilmeli. Eleğin üzerinde kalanlara yeniden yemin ettirilmeli. Etik kurullar devrede olmalı ve doktor müsveddeleri sistem dışı bırakılmalı.
Türk çocuklarını koruyamayan bir hükümet istemiyorum.
Aksi halde KASIT ararım!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Can TOPAKTAŞ
Bebek katilleri
Bu söz daha çok Partiya Karkeren Kurdistan (PKK) üyesi eli kanlı katiller için kullanılır.
Ancak dünyanın en büyük ve en eski yerleşim yerlerinden biri olan İstanbul’da patlayan lağım ve gelen kokular yüzünden dikkatimi bu kente yönelttim. İçinde yine bir PKK sempatizanı var ve biz o şahsı doktor biliyoruz!
Akıl alacak gibi değil. Bebekleri öldürerek devleti soymuşlar. Hem de 19 özel hastanede.
Allah bilir bu sayı giderek artacaktır. Hastane listesine baktım. Biri ablamlara çok yakın. İktidarın eski bakanının hastanesi. Acil durumlarda gidiyorlardı.
‘Çocuklar katledilmiş!’
“Katletme” ile “öldürme” arasında fark var.
“Katletme” caniliğin en üst çizgisi.
Daha derine kazarsak; Cani ruhlu bir ekip, daha yeni doğmuş çocukları ‘Para için’ aç susuz ve bakımsız bırakmış. Bağırtarak, inleterek öldürmüşler. Kapıları kapatarak, kimseyi içeri sokmayarak, aileleri de yalanla kandırarak katletmişler!
Yeri değil ama söylemeliyim;
‘Türkçemize Arapçadan, Farsçadan gelmiş kelimeleri atacağız, yerine sözüm ona Türkçe kelime kullanacağız’ diyenler, “katl”, “katletme”, “katil”, aynı kökten gelen “maktul” kelimelerinin yerine “ölüm”, “öldürme”, “öldüren”, “öldürülen” kelimelerini yeterli görecekler mi acaba. Bu aşamada yeni kelimelere ihtiyacımız var.
Elbette bu kelimeler kullanılacak ama yerine göre. “Öldürülen”in yerine “maktul” kelimesinin de kullanılması dilimizde bir nüansı, zenginliği gösterir.
Yeni doğmuş minik minik yavrular, para için katledilmişlerdir. Bir de öldürenler için “cani/caniler” diyerek ifadeyi kuvvetlendiriyoruz.
Minik minik yavruları katledenler caniden de cani. Yeryüzünde yeri olmayacak mahlûkat sürüsü.
“Cani”nin, “katleden”in ötesinde sıfat arıyorum;
Ama bizde daha yok böyle bir sıfat!
Yenidoğan çocukları, “Sizin çocuk rahatsız. Hastalık belirtileri var. Küvete alacağız” deyip sonra ölüme terk ederek devletten para sömürenlerin ne dünyada ne de öbür dünyada yeri var. Daha derine kazmak gerekiyor. Cerahat her yerden akmaya başladığında önünde ‘Devlet’ de kalmaz!
ÇÜRÜME VÜCUDU SARDI
Hastanelerde Yenidoğan Çetesi, bebekleri katletme, hayvana zulüm, kadına eziyet-tecavüz, Orduda tarikat yapılanması, yargıda rüşvet bataklığı, şehirlerde silahlı çeteler, ticarette kara para aklama, sokaklarda uyuşturucu, dünyadaki mafya babalarına kimlik, muz ithalatında eroin, internet üzerinden soygun, gıda maddelerinde istenmeyen karışımlar, sahte bal, sahte et, sahte yağ, sahte insanlar!
Genç neslin vahşileşmesi, yoksulluk, fakirlik derken toplumsal tükenmişlik sendromu yaşanıyor artık.
Gördüğüm Türkiye fotoğrafına yakından bakanların gözleri faltaşı gibi açılıyor.
Ülkenin bu denli yozlaşması ve bu kadar kolay şekilde dejenerasyona uğramasının nedenleri elbette var.
Adalet duygusu kaybolmuş yöneticiler, hukuk sistemine güvensizlik, siyasal düzen, hemen her hayati konuda sadece saraydan çıkacak kararlara bel bağlanması, alt beyinli insanların karar mekanizmalarındaki yerleri, ekonomide yaşanan türbülans, eğitimsiz ve gereksiz güruh, köylerden kentlere hızlı göç, mesleksizlik insanlarımız, mülksüzleştirilen geniş halk yığınları, okumayan ama seyredenler, halkın birbirine olan güveninin sarsılması, yabancılaşma, imece kültürünün ortadan kalkması, geleneksel aile anlayışına darbe vuran TV dizileri, futbol ve eğlenceyle uyutulan halkın duyarsızlaştırılması, şehitlerin bile ‘kelle’ olarak anılması, milli değerlerden uzaklaşan gençler, din ile ahlak arasındaki farkın ortadan kalkması, 100 yıl önce kurulan cumhuriyetin ortaya koyduğu ilkelerden uzaklaşma, plansız büyüyen kentler, susuz kalan topraklar, kuruyan akarsular-göller ve vicdanlar!
Kanser hızla yayılırken durup beklenmez. Çürüyen organlara müdahale edilir, ilacı verilir ve hastaya moral aşılanır. Sık sık kontroller yapılır, kan değerleri ölçülür. Hastanın genel durumu raporlanır.
Ülkeler de böyledir; Her bir kuruma liyakat sahibi yönetenler atanır, çalışanlar denetlenir, veri alınır. Sayıştay bu konuda görevlidir. Her bir şirket, dernek, kamu kurumu ve kuruluşu denetlenir. Tıp fakültelerinden doktor dışında bir cani yetişmesinin önüne geçilir.
Onlar ‘Hipokrat Yemini’ ederler.
707 kamu hastanesinin karşısına çıkarılan 565 özel hastane de denetlenir, beklenen odur. Demek ki Sağlık bakanlarının özel hastane sahibi olmaları pek de hayırlı bir iş değilmiş. Bir dernek çatısı altında birlikte yemek yedikleri arkadaşlarının hastanelerine yeterince bakamamış olmalılar ki cerahat patladı.
Tüm özel hastaneler derhal kamulaştırışmalı ve çalışanlar elekten geçirilmeli. Eleğin üzerinde kalanlara yeniden yemin ettirilmeli. Etik kurullar devrede olmalı ve doktor müsveddeleri sistem dışı bırakılmalı.
Türk çocuklarını koruyamayan bir hükümet istemiyorum.
Aksi halde KASIT ararım!