Kişinin Savurganlığı Nedeniyle Vesayet Altına Alınması
Yazının Giriş Tarihi: 30.04.2026 10:02
Yazının Güncellenme Tarihi: 30.04.2026 10:03
Kişinin Savurganlığı Nedeniyle Vesayet Altına Alınması:
Türk Medeni Kanunu’nda bazı haller kişinin kısıtlanmasını gerektirmesi nedeniyle düzenlemeye alınmıştır. Akıl hastalığı veya zayıflığı, alkol ve madde bağımlılığı gibi haller bunlardan bazılarıdır. Bu yazımızda ise, kısıtlılık gerektiren hallerden birisi olan ‘‘ Kişinin savurganlığı’’ nedeniyle vesayet altına alınmasını, diğer bir deyişle kısıtlanmasını ele alacağız.
Öncelikle, Kanunu’muzun ‘savurganlık’tan neyi kast ettiğini kısaca izah edelim: Savurganlık kelimesinin akıllara getirdiği ve günlük hayatta sık kullandığımız anlamı olan ‘saçıp savurmak veya çok para harcamak’ kanundaki savurganlık şartını karşılamamaktadır. Burada ayrım noktası; kişinin, israfla malvarlığını lüzumsuz yere eksiltmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlığa ya da yoksulluğa düşürme tehlikesinin bulunmasıdır. Yani, kişinin sadece sık borçlanma işlemi yapması veya yüksek miktarda malvarlığı değerini eksiltmesi tek başına savurganlık olduğu anlamına gelmeyecek, bu da vesayeti gerektirmeyecektir.
Dolayısıyla, Medeni Kanun’un 406. Maddesinde düzenlenen savurganlıktan kast edilen ve kısıtlanmayı gerektiren şartlar; kişinin kendisini veya ailesini ihtiyaçlarını karşılayamayacak bir ekonomik seviyeye (yoksulluğa) veya darlığa düşürme riskinin bulunması, yapılan harcamaların bir yaşam biçimi veya alışkanlık haline gelmiş olması ve kişinin bu davranışlarının önlenememesi sebebiyle korumaya muhtaç olduğunun ispatlanmış olması gerekmektedir. Bu şartların sağlamasıyla birlikte bu kişi hakkında mahkemece vesayet altına alınma kararı verilir ve bir vasi tayin edilir.
Şimdi ise, Yargıtay kararları doğrultusunda özellikle hangi davranışların savurganlık sayılacağı ve kısıtlanmayı gerektirdiğine değinelim:
Kişinin gelir-gider dengesinin makul olmayan şekilde bozulması:
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, kişinin sadece "çok para harcaması" savurganlık kabul edilmez. Burada ölçüt; harcamaların kişinin toplam malvarlığı ve aylık geliri ile açıkça orantısız olmasıdır.
Örneğin; emekli maaşıyla geçinen bir kişinin, ev alması/yapması, otomobili varken yeni bir otomobil alması, yüksek miktarlarla borçlanması, çevresine devamlı para yardımı yapması veya diğer malvarlığı değerlerinden bağışlamalarda bulunması ve bu nedenle ailesini zor duruma sürüklemesi.
Malvarlığında hızlı ve düşük bedelle yahut bedelsiz eksiltmeler olması:
Kişinin, malvarlığında bulunan değerleri makul bir sebep olmaksızın, piyasa değerinin altında satması veya bağışlaması da savurganlık olarak nitelendirilir.
Örneğin; kişinin ailesiyle birlikte kullandığı tek bir otomobili varken bunu gerekmediği halde düşük bedelle satarak parasını lüzumsuz bir sebep için tüketmesi.
Kişinin mantıksız ve gereksiz borçlanması:
Kişinin ödeme gücü olmamasına rağmen devamlı kredi çekmesi, kredi kartı borçlarını devamlı artırması ve bu borçların somut, yararlı bir yatırıma dönüşmemesi durumudur.
Örneğin; Hiçbir makul bir nedeni olmadığı halde, sadece keyfi nedenlerle tüketim için kişinin farklı bankalardan defalarca kredi kullanıp kendisini ve ailesini bu borçlar nedeniyle zora düşürmesi.
Üçüncü kişilere yapılan aşırı ve sebepsiz bağışlamalar:
Kişinin kendi ihtiyaçlarını veya bakmakla yükümlü olduğu kişilerin geleceğini hiçe sayarak, malvarlığından çevresindeki kişilere veya yabancılara sürekli bağışlamalarda bulunması da kısıtlama nedenidir.
Örneğin; toplumumuzda akrabalara yapılan çeşitli yardımlara sıklıkla rastlanmaktadır. Ancak bu yardımların, diğer bir değişle bağışlamaların çok sık olması ve kişinin kendisini ve bakmakla yükümlü olduğu kişileri olumsuz etkilemesi de bir savurganlık örneği olup vasi tayin edilmesini gerektirmektedir.
Kumar veya şans oyunlarına harcamalar yapılması:
Kişinin yeterli geliri olmamasına rağmen sürekli kumar, bahis, şans oyunu oynaması ve bu nedenle kendisini veya ailesini darlık ya da yoksulluğa düşürmesi de bir savurganlık biçimi olup kısıtlanmayı gerektirir.
İşte Yargıtay’ın ‘‘kişinin savurgan davranışları nedeniyle kısıtlanması’’ için aramış olduğuhallere bu şekilde örnekler sıralanabilir.
Sonuç olarak, kişinin savurganlığı nedeniyle kısıtlanmasına karar verilebilmesi için yukarıda açıkladığımız şart ve hallerin gerçekleşmesi gerekmektedir. Kişinin, mahkemece vesayet altına alınarak kısıtlanmasına karar verilmesinin sonucunda ise; Mahkeme, kısıtlanan kişinin hem kişiliğini hem de malvarlığını yönetmek ve hukuki işlemlerde onu temsil etmek üzere bir vasi atar, kısıtlanan kişi; taşınmaz satışı, bağış yapma, kefil olma veya önemli miktarda borçlanma gibi işlemleri artık tek başına yapamaz. Yani kısıtlı kişi artık, kendi malvarlığı üzerinde serbestçe tasarrufta bulunamayacak, onun adına bu işlemleri vasi gerçekleştirecektir.
Av. A. Cenk ALTAY
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Av. A. Cenk ALTAY
Kişinin Savurganlığı Nedeniyle Vesayet Altına Alınması
Kişinin Savurganlığı Nedeniyle Vesayet Altına Alınması:
Türk Medeni Kanunu’nda bazı haller kişinin kısıtlanmasını gerektirmesi nedeniyle düzenlemeye alınmıştır. Akıl hastalığı veya zayıflığı, alkol ve madde bağımlılığı gibi haller bunlardan bazılarıdır. Bu yazımızda ise, kısıtlılık gerektiren hallerden birisi olan ‘‘ Kişinin savurganlığı’’ nedeniyle vesayet altına alınmasını, diğer bir deyişle kısıtlanmasını ele alacağız.
Öncelikle, Kanunu’muzun ‘savurganlık’tan neyi kast ettiğini kısaca izah edelim: Savurganlık kelimesinin akıllara getirdiği ve günlük hayatta sık kullandığımız anlamı olan ‘saçıp savurmak veya çok para harcamak’ kanundaki savurganlık şartını karşılamamaktadır. Burada ayrım noktası; kişinin, israfla malvarlığını lüzumsuz yere eksiltmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlığa ya da yoksulluğa düşürme tehlikesinin bulunmasıdır. Yani, kişinin sadece sık borçlanma işlemi yapması veya yüksek miktarda malvarlığı değerini eksiltmesi tek başına savurganlık olduğu anlamına gelmeyecek, bu da vesayeti gerektirmeyecektir.
Dolayısıyla, Medeni Kanun’un 406. Maddesinde düzenlenen savurganlıktan kast edilen ve kısıtlanmayı gerektiren şartlar; kişinin kendisini veya ailesini ihtiyaçlarını karşılayamayacak bir ekonomik seviyeye (yoksulluğa) veya darlığa düşürme riskinin bulunması, yapılan harcamaların bir yaşam biçimi veya alışkanlık haline gelmiş olması ve kişinin bu davranışlarının önlenememesi sebebiyle korumaya muhtaç olduğunun ispatlanmış olması gerekmektedir. Bu şartların sağlamasıyla birlikte bu kişi hakkında mahkemece vesayet altına alınma kararı verilir ve bir vasi tayin edilir.
Şimdi ise, Yargıtay kararları doğrultusunda özellikle hangi davranışların savurganlık sayılacağı ve kısıtlanmayı gerektirdiğine değinelim:
Kişinin gelir-gider dengesinin makul olmayan şekilde bozulması:
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, kişinin sadece "çok para harcaması" savurganlık kabul edilmez. Burada ölçüt; harcamaların kişinin toplam malvarlığı ve aylık geliri ile açıkça orantısız olmasıdır.
Örneğin; emekli maaşıyla geçinen bir kişinin, ev alması/yapması, otomobili varken yeni bir otomobil alması, yüksek miktarlarla borçlanması, çevresine devamlı para yardımı yapması veya diğer malvarlığı değerlerinden bağışlamalarda bulunması ve bu nedenle ailesini zor duruma sürüklemesi.
Malvarlığında hızlı ve düşük bedelle yahut bedelsiz eksiltmeler olması:
Kişinin, malvarlığında bulunan değerleri makul bir sebep olmaksızın, piyasa değerinin altında satması veya bağışlaması da savurganlık olarak nitelendirilir.
Örneğin; kişinin ailesiyle birlikte kullandığı tek bir otomobili varken bunu gerekmediği halde düşük bedelle satarak parasını lüzumsuz bir sebep için tüketmesi.
Kişinin mantıksız ve gereksiz borçlanması:
Kişinin ödeme gücü olmamasına rağmen devamlı kredi çekmesi, kredi kartı borçlarını devamlı artırması ve bu borçların somut, yararlı bir yatırıma dönüşmemesi durumudur.
Örneğin; Hiçbir makul bir nedeni olmadığı halde, sadece keyfi nedenlerle tüketim için kişinin farklı bankalardan defalarca kredi kullanıp kendisini ve ailesini bu borçlar nedeniyle zora düşürmesi.
Üçüncü kişilere yapılan aşırı ve sebepsiz bağışlamalar:
Kişinin kendi ihtiyaçlarını veya bakmakla yükümlü olduğu kişilerin geleceğini hiçe sayarak, malvarlığından çevresindeki kişilere veya yabancılara sürekli bağışlamalarda bulunması da kısıtlama nedenidir.
Örneğin; toplumumuzda akrabalara yapılan çeşitli yardımlara sıklıkla rastlanmaktadır. Ancak bu yardımların, diğer bir değişle bağışlamaların çok sık olması ve kişinin kendisini ve bakmakla yükümlü olduğu kişileri olumsuz etkilemesi de bir savurganlık örneği olup vasi tayin edilmesini gerektirmektedir.
Kumar veya şans oyunlarına harcamalar yapılması:
Kişinin yeterli geliri olmamasına rağmen sürekli kumar, bahis, şans oyunu oynaması ve bu nedenle kendisini veya ailesini darlık ya da yoksulluğa düşürmesi de bir savurganlık biçimi olup kısıtlanmayı gerektirir.
İşte Yargıtay’ın ‘‘kişinin savurgan davranışları nedeniyle kısıtlanması’’ için aramış olduğu hallere bu şekilde örnekler sıralanabilir.
Sonuç olarak, kişinin savurganlığı nedeniyle kısıtlanmasına karar verilebilmesi için yukarıda açıkladığımız şart ve hallerin gerçekleşmesi gerekmektedir. Kişinin, mahkemece vesayet altına alınarak kısıtlanmasına karar verilmesinin sonucunda ise; Mahkeme, kısıtlanan kişinin hem kişiliğini hem de malvarlığını yönetmek ve hukuki işlemlerde onu temsil etmek üzere bir vasi atar, kısıtlanan kişi; taşınmaz satışı, bağış yapma, kefil olma veya önemli miktarda borçlanma gibi işlemleri artık tek başına yapamaz. Yani kısıtlı kişi artık, kendi malvarlığı üzerinde serbestçe tasarrufta bulunamayacak, onun adına bu işlemleri vasi gerçekleştirecektir.
Av. A. Cenk ALTAY