
Ablasyon işleminin görüntüleme yöntemleri eşliğinde uygulandığını belirten Özgür, "Tiroid nodüllerinde işlem çoğu zaman lokal anestezi ile yapılabilirken, karaciğer tümörlerinde genellikle genel anestezi tercih edilir. İşlem öncesinde ultrason ile giriş yeri dikkatle belirlenir ve işaretlenir. Bölge temizliği yapıldıktan sonra lezyon çevresine lokal anestezi uygulanır. Gerekli durumlarda çevre dokuların zarar görmemesi için koruyucu sıvı enjeksiyonu yapılabilir. Ultrason kılavuzluğunda ablasyon iğnesi hedef lezyona yerleştirilir ve kontrollü şekilde ısı verilerek yakma işlemi gerçekleştirilir" diye konuştu. İşlemin ortalama 30 ila 45 dakika sürdüğünü ifade eden Dr. Özgür, yakma derecesi ve süresinin lezyonun özelliklerine göre değişebildiğini söyledi. "Tiroid hastaları aynı gün taburcu olabiliyor" İşlem sonrası süreç hakkında da bilgi veren Dr. Özgür, en sık görülen yakınmanın ağrı olduğunu ancak doğru tekniklerle bunun önemli ölçüde azaltılabildiğini belirtti. Dr. Özgür, "İşlem sırasında uygulanan lokal anestezi ve çevre dokuları korumak amacıyla yapılan sıvı enjeksiyonları sayesinde ağrı büyük ölçüde azaltılabiliyor. Gerekli durumlarda hastalara ağrı kesici tedavisi veriyoruz. Tiroid ablasyonlarında hastalar çoğu zaman aynı gün taburcu edilebilirken, karaciğer ablasyonlarında genellikle bir gün hastane yatışı öneriyoruz" ifadelerini kullandı. "Kapalı yöntem olması önemli avantaj sağlıyor" Radyofrekans ve mikrodalga ablasyonun en önemli avantajının kapalı bir yöntem olması olduğunu vurgulayan Dr. Recep Özgür, "Bu yöntem iğne yardımıyla uygulanır ve komplikasyon riski düşüktür. Hastaların uzun süre hastanede kalmasına gerek kalmaz. Tiroid nodüllerine bağlı ağrı, nefes darlığı, yutma güçlüğü ve kozmetik şikayetlerde belirgin düzelme sağlanabilir. Karaciğer tümörlerinde ise doğru hasta seçimi ve uygun teknikle yapılan ablasyon işlemleriyle tam iyileşme sağlanabilmektedir" dedi. Dr. Özgür ayrıca işlem sonrasında hastaların 1. hafta, 1. ay, 3. ay ve 6. ay aralıklarla takip edildiğini sözlerine ekledi.